<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biyoteknoloji &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.haberbilimteknoloji.com/category/biyoteknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<description>Bilim ve Teknoloji Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Mar 2021 14:13:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.7</generator>

<image>
	<url>https://www.haberbilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/09/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Biyoteknoloji &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>2020, biyoteknolojinin en parlak yılı oldu</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/2020-biyoteknolojinin-en-parlak-yili-oldu/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/2020-biyoteknolojinin-en-parlak-yili-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2021 14:13:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16232</guid>

					<description><![CDATA[Önceki yazıda sentetik biyolojinin uygulamaya geçişinde önemli bir faz olan biyodökümhanelerden bahsetmiştim. Açıklanan yeni rakamlarla birlikte yine biyoteknolojiyle devam edelim. Biyoteknolojiye toplam para akışına baktığımızda 2019 dahil son beş yıl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Önceki yazıda sentetik biyolojinin uygulamaya geçişinde önemli bir faz olan biyodökümhanelerden bahsetmiştim. Açıklanan yeni rakamlarla birlikte yine biyoteknolojiyle devam edelim. Biyoteknolojiye toplam para akışına baktığımızda 2019 dahil son beş yıl benzer seviyelerde seyretmişti. 2020 ise ilginç bir yıl oldu. 2019’a göre yaklaşık yüzde 50’lik bir artışla 2020’de biyoteknolojiye yapılan yatırımlar 250 milyar doları buldu. Bunun içinde en önemli kısmı işbirlikleri kanalıyla gerçekleşen yatırımlar oluşturuyor. Toplamın yüzde 12’sini ise girişim sermayesi yatırımları oluşturuyor. Geçen yıla göre en dikkat çekici artış ilk halka arz (IPO)’larda gerçekleşti. Son beş yıla göre de baktığımızda, biyoteknolojide IPO’lar 2020 yılında neredeyse 3 katına çıktı. Farklı teknoloji alanlarında IPO’lar geçen yıl hep gündemimizdeydi fakat biyoteknolojide IPO, alanın yapısı gereği hızlı ve kolay değil, 2020 rakamları bizi şaşırttı. Bir diğer şaşırtıcı kısım ise ülkelere göre baktığımızda geliyor. 2020’deki biyoteknoloji IPO’larının yüzde 34’ü Asya’da gerçekleşti. Tahmin edebileceğiniz gibi çoğu Çin’de. Amerika hala öncülüğünü korusa da, Çin ona çok yaklaşmış oldu.</p>



<p>Girişim sermayesi yatırımlarında ise, ABD hala açık ara önde. Biyoteknolojide 2020’nin en büyük girişim sermayesi yatırımlarında ilk 10’da 2 Çin, 1 Almanya var, kalanı ise ABD. Biyoteknoloji IPO’larına geri dönersek, 2020’nin ilk 10 IPO’sunun 7’si Asya’dan: 6 Çin, 1 Güney Kore görüyoruz. Para akışının en önemli bileşenini oluşturan işbirliklerinin detayına baktığımızdaysa Ar-Ge işbirlikleri öne çıkıyor. Bunlar içinde büyük şirketler arasında gerçekleşenler de, büyüklerle biyoteknoloji startupları arasında yapılanlar da var. Bütün bunlardan bahsederken 2020 yılı yatırımlarındaki eğilimleri COVID-19 gündemiyle ilişkilendirmek elbette mümkün fakat biyoteknolojinin sağlıktaki uygulamalardan ibaret olmadığının altını yeniden çizeyim. Biyoteknolojideki yenilikler yıllardır uygulama alanı olarak en hızlı ilaç ve sağlık sektöründe yer buldu ve yayılması için en fazla yatırımlar orada yapıldı. Pandemiyle birlikte bu mutlaka tetiklendi fakat biyoteknolojinin sunduğu sürdürülebilirlik çözümleri ve verimlilik artışı fırsatlarından hareketle 2020 sonrasını da izlemenizi öneririm.</p>



<p>Bilimsel gelişmeler ve teknolojideki yenilikler, sağlıkta ve sağlık dışındaki uygulamalarda biyoteknolojinin yayılmasını hızlandıracak seviyeye geldi. Geçen yazıda bir bölümünden bahsettim. Biyoteknoloji, hem farklı geleneksel sektörleri aynı anda dönüştürebilme potansiyeli hem de kendi başına yüksek teknolojili ve katma değerli sektör yaratma kapasitesiyle yatay teknoloji platformları arasında öne çıkıyor. Bununla birlikte nüfus artışı, iklim değişikliği, kaynakların yetersizliği gibi faktörlerin etkisiyle güçlenen sürdürülebilir kalkınma gündemi de biyoteknolojinin ekonomik etkilerinin yanı sıra sürdürülebilirlik katkısını gündeme yerleştirdi. Biyoteknoloji, farklı sektörlerde verimlilik artışları yaratarak ekonomik büyümeyi tetiklemenin yanında, karbon emisyonlarında azalma, su kullanımı, atık yönetimi gibi avantajlarıyla sürdürülebilirlik çözümlerini beraberinde getirebiliyor. Endüstriyel biyoteknoloji bunun en önemli örneklerinden. Türkiye özelinde baktığımızda, gerek kendi başına yüksek teknolojili sektör yaratma gerekse tekstil, plastik gibi geleneksel sektörleri biyoteknolojik girdiler ile dönüştürme potansiyeliyle endüstriyel biyoteknoloji ürünleri önemli bir potansiyel sunuyor.</p>



<p>Yakında İstanbul’da biyoekonomiyi tetikleyecek yeni bir yapının da müjdesini vereceğim. Önümüzdeki yıllarda 2020 eğilimlerini farklı biyoteknoloji alanlarında görmeye devam edeceğiz. Bu arada 7 Nisan’da Bioexpo ve ReDis Innovation işbirliğinde Biyogirişimcilik Zirvesi gerçekleşecek. Oradaki başlıklarımızdan birisi de endüstriyel biyoteknoloji. Türkiye’de yaşam bilimlerinde girişimcilik hikayelerini dinlemek ve endüstriyel biyoteknolojide neler olduğunu öğrenmek isterseniz bekleriz.</p>



<p>DÜNYA 10.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/2020-biyoteknolojinin-en-parlak-yili-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Türkiye’den icat çıkmıyor?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2021 10:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16229</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de neden akademik girişimci yok ya da çok az sayıda? En küçük örnek; neden Türkiye’den bir aşı çıkaramadık? Neden Türkiye’de patent sayısı çok çok çok düşük? Biz yeterli değil miyiz, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de neden akademik girişimci yok ya da çok az sayıda? En küçük örnek; neden Türkiye’den bir aşı çıkaramadık? Neden Türkiye’de patent sayısı çok çok çok düşük? Biz yeterli değil miyiz, akademisyenler mi zayıf, yoksa sistem mi? İkincisi! Neden Uğur Şahin, Türkiye’de üretemiyor ama Almanya’da üretebiliyor? Neden buradaki girişimciler soluğu Batı’da almak istiyor?</p>



<p>Ben Türkiye’nin iyi hem de çok çok iyi olmasını istiyorum. Bu sistemle çok çok çok değil, yeterince iyi olması mümkün değil. Sabah akşam otur, siyaset konuş, sabah akşam yorulmadan dolar Euro çıkmış ne yapacağız diye dövün, sabah akşam aynı konuları pişir pişir!&#8230; Çok çok çok can sıkıcı!&#8230;</p>



<p>Klişe konuları bıraksak da artık icat çıkaran Türkiye’yi konuşsak, görün bakın klişe konuları sakız edenler susacak!&#8230;</p>



<p>Dr. Sevgi Salman Ünver’in, icracı meslekleri, eğitimci, danışman, mentor ve yazar&#8230; uzmanlığına baktığımızda, biyoteknolog, biyoenformatik ve moleküler biyolog. Ünver, yıllarca sahada uzman olarak çalışmış, girişim ekosisteminin özellikle akademide, spesifik olarak da tıp, biyoloji alanlarında sermaye, yatırımcı ya da destekçiyle buluşamadığını gördüğü için birikimlerini, üniversitede bu konuda ders vererek, kitap yazarak, danışmanlık hizmeti sunarak sürdürüyor. Kendisine girişte sırladığım soruları sordum, çok da güzel yanıtlar aldım, üzülmek serbest… Girişmek de!</p>



<p>İnterdisipliner alanda çalışan bir kadınla sizleri buluşturduğum için mutluyum. Ünver’in yolculuğunu biraz ben tarif edeyim biraz o anlatsın; Moleküler Biyoloji ve Genetik okumak üzere Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmeye hak kazandığında çevresinden … ama sen çok da akıllısın, niye tıp seçmiyorsun… diyen ve eleştirenler çok olmuş; “Tutkum; yaşamı, canlıların birbiriyle yaşamdaşlığını anlama heyecanıydı. Hep de öyle devam etti.” Böyle başlamış yolculuk. Vah vah denilen Moleküler Biyoloji &#8211; Genetik alanında, lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra&nbsp; ABD University of Delaware’e Biyoteknoloji doktora çalışması yapmak üzere uçmuş; “Türkiye’ye dönüp, akademi mi yoksa sektörel tecrübe mi derken, ilaç sektöründe klinik araştırmalarla başlayıp, uluslararası firmalarda pazarlama, satış, iş geliştirme süreçlerinde bulunmuş; “15 yıl ilaç sektöründeydim. Önem kazanacağını gördüğüm akademik ve biyoteknoloji girişimciliğin Türkiye’de “iyi” olması gerektiğini düşünerek 5 yıl önce Genomedis Biyoteknoloji’yi kurdum…” Ünver akademik girişimcilik üzerine çalışıyor.</p>



<p>Tıp ve biyoloji alanında çok kıymetli hocalarımızın buluşlarla ortaya çıktığını ancak bir sermaye grubuyla birleşemedikleri için, buluşların raflarda kalıp hayata geçemediğini, kendilerinin de küskünler kervanına katıldıklarını görerek çok üzüldüğüm anlar olduğunu saklayamam. Uzatmayayım soru cevaplarda çok ilginç bilgiler var.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Biyoteknoloji sayesinde, hastalıklarımıza çare bulabiliyor muyuz? Neden hala çocuklar sorunlarla doğuyor? Türkiye bu alanda nasıl?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknolojideki üretkenliğin arttığı süreç tüm dünyada da aslında 20-25 yıla dayanıyor. Özellikle de medikal biyoteknolojide. Türkiye geriden gitmekle birlikte, özellikle sağlık, ardından tarım, gıda ve çevre biyoteknolojisinden, endüstriyel biyoteknolojiden söz etmek gerekir… Biyoteknoloji, doğaya uyumlu, doğadan aldığı çözümleri, canlıların kendisini kullanarak, sürdürülebilir bir yaşam için ürüne dönüştürüyor. Biyoteknolojinin temeli ve çözümü, canlının bilgisini ürün haline getirmek…</p>



<p>Daha önceleri çaresiz denilen birçok hastalık için bugün gen ameliyatlarından bahsediyoruz: CRISPR! Geçmiş yıllarda, genetik hastalıklarda semptomları kontrol etmekten başka çaremiz yokken, şimdi sağlıklı bireyler haline gelinmesi için gen düzeltmeleri yapılabiliyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Biraz daha açabilir misiniz? Gen düzeltmesi nedir?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Toplumun bir kesimi ne yazık ki, taşıdıkları genetik özellikler gereği, aileden aldıkları hastalıklarla doğarlar. Genetik hastalıklar için çare olan bir uygulama yoktu. CRISPR dediğimiz yöntem, anneden ya da babadan ya da anne-baba ikisinden birden gelen bozukluğu, dünyaya gelmiş bireyde hücresel düzeyde ameliyat ederek düzeltmeye dayanıyor. Embriyo değil… Embriyo uygulamaları CRISPR’da şu an için yasak… Embriyo düzeyinde yapılan çalışmalar sonraki nesilleri etkiler. Doğmadan yasak olsa da doğduktan sonra yapılabilmesi büyük bir mucize.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Mucize gerçekten…</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Müthiş, bir mucize!… Bunun yanı sıra henüz doğmadan, gebeliğin erken dönemlerinde genetik testlerle bu anomalileri tespit etmek ve aileye sonlandırma ya da devam kararı için şans vermek rutinde bir uygulama örneği…</p>



<p>Son dönemde örnek; SMA hastaları için CRISPR gündeme geldi, embriyo düzeyinde gebelik döneminde tespit etmek mümkün. Bunlar, biyoteknoloji uygulamalarının sunduğu heyecan verici olanaklar… Bunun gibi çok alan var. Örneğin, biyolojik bilgilerimizi günlük rutinimizde biyosensörlerle toplayıp, hastalık riskimizi öngörebilir hale geliyoruz. Müthiş bir şey bu.</p>



<p>Birçok biyosensör ileride giyilebilir &#8211; takılabilir olacak ve biz bunlardan günlük ritmimizi ve rutinden ayrılan değişimleri saptayıp, “Burada bir alarm var” denilebilecek. Bu da yine sağlık açısından öngörüsel, önceden sorunu kestirmek açısından yine biyoteknolojinin sunduğu önemli uygulamalardan biri…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Kalıtsal sorunlarımızın ne kadarını çözmeye aday acaba bu buluşlar?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Anneden babadan geçen 20 binin üzerinde kalıtsal hastalık var. SMA bunlardan biri. Çaresi olmayan 20 bine yakın hastalık var. Bunlardan birkaçında CRISPR kolaylıkla uygulanabilir ve çare olur bir noktaya gidiyor.</p>



<p>Bir mekanizma olsa da bozuk olan bölümü alsak sağlıklı bölümü koysak, kişiler sağlıklı yaşamlarına devam etse hayali kuruyorduk… Öncül uygulamalar vardı ama rutine sokulamadı. Nobel ödül sahibi olan iki bilim kadının buluşu, çok basit ve uygulanabilir bir mekanizma haline getirdi. Şimdi sırayla bütün hastalıklarda deneniyor. Yavaş yavaş da çözümler ortaya çıkıyor hastalıklar için. En yaygın olan hastalıklardan başlayıp, en nadir olanlara doğru… Büyük olasılık ki, CRISPR gelişip çeşitlenecek uygulamaları bu genetik hastalıklarda büyük bir başarı sağlayacak.</p>



<p>CRISPR uygulamaları bir tek genetik hastalıklarda değil, her zaman gıda ve iyi beslenmeye, iyi bir tarıma ihtiyacımız var. Dünya nüfusu artarken kaynaklarımız kısıtlı… İyi ve kaliteli beslenmek bazı teknolojik uygulamaları gerektiriyor. Bir zamanlar GDO olarak hayatımıza girdi. Riskleri ve olumsuz yanları görüldü. Kısıtlamalar geldi. CRISPR uygulamaları bir GDO değil. Dışarıdan bir gen getirmiyor. İyileştirerek besini doğaya uyumlu, verimli oluşturulması için bir çözüm… CRISPR bir tek sağlıkta değil, bu alanlarda da dönüşüm yaratıyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Örnek; yaşlanma, daha uzun ve kaliteli yaşam için ya da bir kaza sonucu bazı yetilerimizi kaybettiğimizde, bunlara yeniden kavuşmanın rahatlığı bambaşka bir şey diye ifade etmemek mümkün değil. Magazinel ifadeyle ölümsüzlük diyeceğim konuları anlıyorum ki, 10-20 yıl içinde rahatlıkla konuşulabileceğiz&#8230;&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknoloji gibi yenilikçi alanlar sayesinde sağlıklı yaş alma, hastane yerine öngörüsel sağlık uygulamaları… sorunu daha erken kestirip önlem alınan “sağlıkhaneler” kavramı üzerinde konuşuyor olacağız.</p>



<p>Şunu çok önemsiyorum: Biyoteknoloji, doğadan aldığı çözümleri ürün ve uygulama olarak sunuyor. Doğaya aykırı bir biyoteknoloji çözümü mümkün değil. Canlılık kısıtlı bir şey… Biyoteknolojideki uygulamalar, o kısıtlılığı verimli kullanıp ya da arttırmayla ürüne çeviriyor.</p>



<p>Yıllardan bağımsız olarak sağlıklı yaş alma teknolojik uygulamalarla mümkün hale gelecek. Şu an için imkansız diye konuştuğumuz omurilik yaralanmalarından sonra felç, büyük bir sorun bütün dünyada… Kök hücre uygulamalarında, hızlanan çok önemli gelişmeler umut vadediyor. İmkansızlar imkanlı hale dönüşüyor…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Geleceğe dair yetkinliklerimizi öngörebilecek düzeyde mi biyolojideki gelişmeler? Güvenlik riski pek konuşulmuyor. Şu anda keşfedilenlerin sarhoşluğu içerisindeyiz.</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Öncelikle kişilerin eğilimlerini biyolojik olarak saptayıp ona göre yönlendirmekten sanıyorum bahsettiniz değil mi? Meslek seçimleri ya da sporcu gibi… Şimdi aslına bakarsanız, o bölüm çok kolay değil. Biyolojik verinin elde edilip, analiz edilip gerçekçi bir şekilde bu tür yönlendirmelerin yapılması zor…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Fütüristik ya da tuhaf bir şey sorduğumun farkındayım. Ama izlediğimiz filmleri ya da okuduğumuz haberleri de unutmayalım; Sovyetler Birliği X sporcuyu küçücük yaşlarda alıp yetiştirdi gibi… Olimpiyatlarda da başarılı&nbsp; bir gencin böyle seçilmiş olduğunu duymak, beni şaşırtmayacak…&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: DNA’da çok bilgi var. Bu bilgiler bir şey ifade ediyor. Bilişim teknolojileriyle harmanlanıyor. Artificial Intelligence, dönüşümü hızlandıran etmenlerden, bahsettiğimiz öngörüsel yaklaşımdan biri… DNA bilgisinden yola çıkarak kestirimler yapmanın kısıtlı olduğu görüldü. Yalnızca DNA’daki bilgiyle biyolojik sistem işlemiyor. O bir çekirdek diye düşünelim. Onun üstünde birtakım şeyler daha var. Bunlardan biri; son 30 yılda üzerinde çok çalışma yapılan ve önemsenen konulardan biri: Epigenetik çalışmalar. Epigenetik, genetik üstü anlamına gelir. O çekirdeğimizin üstünde de bir şeyler var çekirdeğimizi etkileyen… Gen var olsa bile, dış etmenler, o genin susturulup ya da konuşturulmasında etkili… Dolayısıyla susan gen olsa da ortaya çıkmıyor. Konuşan gen ortaya çıkıyor. Bunu da dış etmenler belirliyor. Bu, epigenetik…</p>



<p>Biyolojik hücrelerimiz olarak fani bedende azınlığız. Katbekat fazlamız, bir bakteri ailesiyle birlikte yaşıyoruz. Bedenimizde yaşamdaşız. Görüldü ki, DNA’mız&nbsp; üzerindeki epigenetik mekanizmamız,&nbsp; mikrobiyomumuz (birlikte yaşadığımız canlılar), sinir ağlarımızın oluşturduğu algı ve ilgilerimizin oluşturduğu bir evren var. Buna Canlılık Evreni, “omik evren” diyoruz… Epigenetiğin, genetiğin, mikrobiyomun ve konnektomun… Bütün bilgilerimizin toplandığı omik veriler yani canlı verilerin toplandığı bir evren var. Yapay zeka uygulamaları ile bilişim teknolojileri bunların ilişki ve anlamlarını kurarak, mantıklı çıkarımlar, öngörüler, yönlendirmeler yapabilir. Yalnızca genetik veriye, genetik DNA analizine bakarak söylediğiniz şey çok kısıtlı. DNA testleri küçük bir bölüm… Canlılığın anlam kazandığını görmek bana çok heyecan veriyor, üzerine de epey kafa yoruyorum.&nbsp;</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Maceradan maceraya koşan bir noktadan yola çıkmışsınız ve onu bırakıp girişim dünyasıyla ilgileniyorsunuz. Laboratuvara nasıl sırtınızı dönebildiniz?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Laboratuvardan çıkışım, doktora çalışmasını tamamlayıp Amerika’dan döndükten sonra. Türkiye’de, moleküler biyoloji – genetik, henüz üniversitede yaygın bir alan yoktu. Sabancı Üniversitesi yeni kuruluyordu, Boğaziçi Üniversitesi’nde vardı, vs… Öğrendiğim bilgilerin, biyoteknoloji &#8211; moleküler biyoloji &#8211; genetik alanında, ilaç sektörünün uygulamaları heyecan vericiydi. İlaç sektörünün Türkiye için önemli olduğu dönemlerden biriydi. İlaç klinik araştırmalarının faz 2 ve 3 çalışmalarına geçiş yaptım. Yenilikçi ilaçlarda çalıştım; büyüme hormonu, örneğin; tüp bebekte kullanılan hormon ilaçları ilk biyoteknoloji uygulamalarından biri…</p>



<p>15 yıl uluslararası firmalarda çalıştım. Bir ayağım akademideydi. İlaç sektöründe işletme doktorasına devam ettim. Pratikte edindiğim yöneticilik tecrübesinin akademideki temellerini sorgular oldum. Akademisyenlerle yakın çalışıyordum, ne kadar üretken olabileceklerini, önemli buluşları ürünleştiremeden rafa kaldırdıklarını görmek üzüyordu. Akademik girişimciliğin, diğer girişimciliklerden çok farklı olduğunu gördüm. Özelinde de biyoteknoloji girişimciliği… Köşede bir lokmacı dükkanı açmaya benzemiyor. Patent temelli konuların girişimi çok kolay değil.</p>



<p>Türkiye’deki ilk müfredatı Gebze Teknik Üniversitesi için Işıl Aksan Kurmaz Hocamızla birlikte tasarladık. Son 2 yıldır da Boğaziçi Üniversitesi’nde Biyoteknoloji ve İnovasyon dersi veriyorum. Eğer yüksek katma değerli yüksek teknolojili ürün geliştirilecekse, her şey üniversitede başlıyor. Devletin süreçleri koordine etmesi ve desteklemesi gerekiyor. Dünyadaki modeller böyle.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Umutlu musunuz, oluyor mu?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Olması için daha fazla çalışılması gerekiyor. Yalnızca üniversitenin gayret sarf etmesiyle olmuyor. Türkiye’nin çıkışı, ancak yüksek teknolojili alan ve ürünler ile bu alanlardaki gayrette yatıyor. Bunlar da üniversitelerde ve akademide…Türkiye’de 300 tane üniversite var. Bu 300’ün 300’ünde de böyle bir yönelimin olmasını beklemek pek mümkün değil ama belirli standartları olan üniversitelerde hocalarımızın çok büyük bir gayreti var. Sıkıntı şu, elimizdeki değerin en basit patentlenmesiyle ilgili süreç o kadar zor ki… Dünyada bu çok kolaylaştırılmış durumda. Türkiye’de benim canım hocalarım bir patenti alabilmek için, bir kere cepten ciddi bir harcama yapmak zorundalar. Doğru uzmanlarla çalışamadıkları zaman süreç uzamakta… Bu bile çok korkutuyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Elindeki bilginin çalınabileceği şüphesiyle patente başvuramadıkları doğru mu?&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Bu bir gerçek.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Böyle bir şey nasıl olabilir?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Siz Türkiye için aldığınız bir patenti dünyadaki başka yerlerde koruyamıyorsunuz. Ülke ülke ya da bölgesel patent almanız gerekiyor. Bu konuda sağlam ülkeler ve bu ülkelerdeki üniversiteler bu mekanizmayı çok kolay işletiyorlar. Yani daha geniş kapsamlı bir koruma alıp; böylece patentini desteklemiş oluyorlar. Bizde süreçler o kadar pahalı ki, korkuyor… Bir örnek, geçenlerde bir hoca patent ofisine sormuş. Oradaki uzman, “Patentleme çünkü böyle bilgi olarak patentlersen, çalınır, ürün ürün patentle… o zaman daha zor çalınır” demiş.&nbsp; O, ürün yapayım derken, başka bir yerde zaten patentlemişler. Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Akademisyeni yormadan patentleyen bir mekanizmanın olması gerek. Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) var Türkiye’de… Daha etkin olmaları gerekiyor. Harvard, MIT, Stanford, Berkeley aslında patentler üzerine kurulmuş, yüzlerce spin-off şirketten oluşuyor. Harvard’ın 150 tane şirketi var. Her hocaya ürün ve patentleri için şirketler kurduruluyor. Evet, TÜBİTAK’ın destekleri var. Ama biyoteknoloji çok pahalı, zor, riskli alanlar… Uzun süre ciddi bir finansal destekten sonra çok büyük bir hastalığa çözüm de olabilir, bir küçük uygulama da olabilir ama biyoteknolojik ürünlerin katkısı her zaman çok yüksek oluyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Ne öneriyorsunuz? Bu röportajı izleyen birisi buradan ne alıp çıksın?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Geçtiğimiz yıl tam da pandemiden önce, Türkiye’de Uluslararası Biyoteknoloji Kongresi yapıldı: “Bio Türkiye”. Benim de dahil olduğum bir gruptan, Türkiye için biyoteknoloji modeli önerin dendi.</p>



<p>Bizim yüksek katma değerli ürün üretmeye ihtiyacımız var. Rusya’ya domates gönderebilmek, tarım çok önemli. Ama getirisini ve zahmetini görüyoruz. 1 gr. ilaç aldığınızda ya da örneğin, SMA’nın tedavisi için 1.5-2.5 milyon Euro-dolarlardan bahsediyoruz. Yüksek katma değerli ürün kıymetli. Akademik girişimcilikte bir triatlon modeli kurguladık… Akademisyen, yıllar boyu yaptığı çalışmalarla, laboratuvar çıktılarıyla, araştırma bulgularıyla üniversitede üretecekler. Aynen triatlon gibi, ilk yüzmeyle başlıyor. Soğuk suya atlayanın elindeki o kıymetli çıktıları layıkıyla alıp; sonrasında bisikletle sürece devam edecek olan üniversite sanayi arasındaki bu biyogirişimciyi, akademik girişimciyi destekleyen bir köprü olmalı. Bunlar şu anda teknoloji transfer ofisi gibi görev görüyor ama daha organik bir şeye ihtiyaç var. Sanayinin de sahiplendiği bir şey var. Arada böyle bir bisikletle gidilen bir bölüm diyelim. Ben triatlonu takip ederek söyleyeyim. Sonrasında da sanayinin, akademisyenin de elinden tutarak… “Ya o akademisyen, ticaretle ne işi olur?” demeden çünkü dünyada model değişti.</p>



<p>MIT, Harvard’da sanayicilerle, ilaç firmalarıyla birlikte çalışıyorlar. BioNTech’le Pfizer’in olduğu gibi… BioNTech’i de bir üniversite spin-off’u gibi düşünebiliriz. Böyle bir triatlon modeli önerdik. Peki burada devlet nerede?</p>



<p>Ar-Ge tarafında, süreç boyu… yukarıdan bir helikopter gibi, helikopter bakışıyla koordine etmeli. Acil durumda yukarıdan destek gönderen, ihtiyaç halinde aradaki koordinasyonu ve anlaşmaları sağlayan bir mekanizma olmalı. Kolaylaştıran, gözeten destek sağlayan bir mekanizma. Dünyadaki modeller de bundan farklı değil. Bir şey daha var “tipping point”, verimliliği arttıran şey, bu kurgunun koordinasyonuyla kümelenmeler oluşturması. Biyoteknolojinin kümelenmesi, biyoteknolojide verimliliği arttırıyor. Bilişimle ilgili kümelenmeler bilişimdeki verimliliği arttırıyor. Farklı kümelerin birbirleriyle bağlantıları interdisipliner verimliliği arttırıyor. Türkiye’de bu zayıf. Yok demek daha kolay.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Anladığım kümelenmek, disiplinin kendi içinde dikey olarak gelişmesini sağlıyor, farklı kümelerle iş birliği de interdisipliner süreç yaratıyor. Peki ne oldu yani? Birileri alıp bu çalışmayı devam ettirebildi mi?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Henüz bir çıktısı olmadı. Eylül ayında tekrar bir “Bio Türkiye” olacak. Orada daha ilerlemiş olmayı buradan uygulamalara dönüşümü görmek isteriz tabii ki…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Kaç girişimciyle çalışıyorsunuz? Nasıl bir ekosistem var?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Ben sağlık ve biyoteknoloji girişimciliği özelinde konuşayım. Biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren 300’ün üstünde şirket var. Aslına bakarsanız bunların büyük bir kısmı Türkiye’nin belki de gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan, yurt dışından alayım Türkiye’de satayım. Yurt dışından alayım, Türkiye’de en fazla kutulayayım, sonra satayım firmalara. Yenilikçi, Ar-Ge temelli, gerçek biyogirişim gerçek biyoteknoloji firması sayısı artıyor ama hala Türkiye düşünüldüğü zaman, bu nüfus ve bu üniversite sayısı düşünüldüğü zaman, kısıtlı…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: 300 taneden söz ettiniz aralarında gerçek olanların sayısı?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: 60-70’i geçmez diye düşünüyorum. Bunların akademisyenlere ait olması bahsettiğim gibi asıl çıktı ki, kısıtlı… Buraların indüklenmesi gerekiyor. Akademisyene “Şirket kur” demek, cebinden vergi öde demek, biyoteknolojik ürün üretmeniz 5 ila 10 yılı bulabilir.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Sormadan geçemeyeceğim, çalıştıklarınızın önemli bir bölümü yurt dışına gidebilmek için çaba içerisinde olmalı, öyle mi?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknoloji gibi alanlarda ülkeye spesifik olarak girişim çok kısıtlı kalır, çalışmalarınız bütün dünya için olmalı. O nedenle, özellikle uluslararasılaşma konusunda eğitimler veriyor, destek oluyorum. Buradaki kıymetin orada bilinmesi de tabii konuşulması gereken ayrı bir konu, ama bulunan şey kıymetliyse, kıymeti her yerde buldurmaya gayret edilmeli…</p>



<p>Her ne kadar kısıtlı ve az sayıda da olsa önemli gayretleri olan çalışmalar var. Örneğin Türkiye’de orijinal molekül ne yazık ki yok. Daha doğrusu molekülden ürüne dönüşmüş ilaç yok. Prof. Dr. Rana Sanyal’ın RS Research diye bir firması var. Akademik çıkışlı bir firma. Güzel örnek… artmalı. Onlar hayvan deneylerini bitirip Faz 1’e, insan deneylerine gelme aşamasındalar. Bu aşamaya gelmiş bir molekülümüz ilk kez olacak, çok heyecan duyuyoruz.</p>



<p>Müthiş bir şey, kanser alanında… Sayıları artmalı. Herkes çok da gayretli. Bildiğini, öğrendiğini öğretmeye de gayretli. Fakat bu triatlon modelinin bir ekosistemi oluşturması, bu ekosistemin paydaşlarının yoğun gayretle bu süreci yürütmeleri gerekiyor.</p>



<p>Triatlon modelinde bir paydaşı daha vurgulamalıyım; Türkiye’de sayıları da motivasyonları da kısıtlı… Bunlar da yatırımcılar. Dünyadaki yatırımcı modeli biyoteknolojiyle ve akademik girişimcilikle ilgili, uzun soluklu, sabırlı ama sonundaki çıktının hem insanlığa faydası hem de finansal faydasını görebilen olmalı. Yatırımcı modelinin en iyi örneğini BioNTech’in hikayesinde. Uğur Şahin hocaların şirketinin can suyunu bir yatırımcı veriyor. Varlıklı bir aile yatırım yapıyor. Fitili ateşleyenlerden biri bu. Türkiye’de bu motivasyon az. Artmasını dilerim. Bunu vurgulamak istiyorum.</p>



<p>Şu pandemi sürecinde, henüz ürünleşmiş, piyasaya çıkmış bir aşımız yok ama bir anda 9 tane aşı projesi ve iyi kalitede aşı projesi çalışılmaya başladı. Bunlardan bir tanesi de Boğaziçi Üniversitesi’nden sevgili arkadaşım Nesrin Özören’in geliştirdiği aşı.</p>



<p>Kolaylaştırıcı unsurlar, Türkiye’de akademik üretkenliği, biyoteknolojide üretkenliği arttıracaktır. Gençlerimize, henüz lise dönemindeyken inovasyon fikrini çok daha vurgulu olarak hayatlarına sokmalıyız. Yenilik geliştirmeliler. “İcat çıkarma” yerine, bu çocuklar icat çıkarmak zorundalar. Gayret sarf etmeye çalıştığım alanlardan biri bu… Doğru mekanizmalar kurulursa, Türk insanının üretkenliğine, yaratıcılığına, gayretine çok güveniyorum.</p>



<p>DÜNYA Yaprak ÖZER 12.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim adamı, insan organlarının üç boyutlu haritasını çıkardı</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/20/turk-bilim-adami-insan-organlarinin-uc-boyutlu-haritasini-cikardi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/20/turk-bilim-adami-insan-organlarinin-uc-boyutlu-haritasini-cikardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Feb 2020 21:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberbilimteknoloji.com/?p=14418</guid>

					<description><![CDATA[Almanya’da yaşayan ve biyoteknoloji alanında çalışan Türk bilim insanı Dr. Ali Ertürk ve ekibi, insan gözü ve böbreğinin üç boyutlu haritasını çıkarmayı başardı. Bilim dünyasında Ertürk’ün çalışmaları, kanserde, organda üretiminde, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h4 class="wp-block-heading">Almanya’da yaşayan ve biyoteknoloji alanında çalışan Türk bilim insanı Dr. Ali Ertürk ve ekibi, insan gözü ve böbreğinin üç boyutlu haritasını çıkarmayı başardı. Bilim dünyasında Ertürk’ün çalışmaları, kanserde, organda üretiminde, hatta beynin haritalanmasında çığır açacak bir gelişme olarak niteleniyor.</h4>



<p>Ludwig Maximillian&#8217;s Üniversitesi Helmholtz Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp Enstitüsü Başkanı genetik ve nörobilim uzmanı Dr. Ali Ertürk, bilim dünyasında ilk olacak projesi hakkında konuştu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="885" height="545" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9.jpg" alt="" class="wp-image-14420" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9.jpg 885w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9-300x185.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9-768x473.jpg 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9-356x220.jpg 356w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9-696x429.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2020/02/image002-9-682x420.jpg 682w" sizes="(max-width: 885px) 100vw, 885px" /></figure>



<p>İnsan organları şeffaflaştırıldı.</p>



<p><strong>Dr. Ertürk, üç yıldır üzerinde çalıştıkları projenin son aşaması SHANEL’in de dünyaca ünlü bilim dergisi CELL’de yayınlandığını anlatarak şu şekilde açıklamada bulundu:</strong></p>



<p>“Üç yıl önce bu çalışmalara başladık. Organların hücresel düzeyde üç boyutlu haritalarının çıkarılabilmesi için öncelikle lazer mikroskop altında görüntülenebilir hale getirilmesi gerekiyor. Geçen yıl kadavradan bağışlanan insan organlarını ‘sütü suya çevirir gibi’ çeşitli kimyasal solüsyonlarla şeffaflaştırmayı başardık. Çalışmamızın SHANEL adını verdiğimiz bu yeni aşamasında ise hem bu boyuttaki büyük dokuları tarayabilecek üç boyutlu bir lazer mikroskobu geliştirdik. Hem de mikroskoptan elde ettiğimiz milyonlarca görüntünün, insan eliyle yüzyıllar sürebilecek analizini, birkaç saate indiren bir yapay zeka algoritması geliştirdik. Böylece dünyada ilk kez, insan böbreği ve gözünün hücre seviyesinde üç boyutlu haritasını çıkarmayı başardık.”</p>



<h2 class="wp-block-heading">Daha önce insan organı şeffaf hale getirilememişti</h2>



<p>İnsan beyninin haritalanmasının şu an bilimin önemli projelerinden biri olduğuna değinen Dr. Ertürk, “Ama maalesef insan beyninin hücre seviyesinde detaylarını gösterecek bir teknoloji yok. Daha önce fareler üzerinde geliştirdiğimiz doku şeffaflaştırma tekniğini, insan organlarında da uygulamak istedik ve başardık. Ama bunların gerçek detaylarını görebilecek mikroskoplarımız yoktu. Şu an piyasada olan mikroskoplar, genelde küçük dokuları veya fare organları gibi küçük organ parçalarını görüntülemek üzere geliştirilmiş cihazlar. Çünkü bu zamana kadar insan beyni ya da böbreği gibi büyük bir organ lazer mikroskobunda incelenmek için şeffaflaştırılamamıştı. Kadavra bağışı ile gelen bir insan gözünü, böbreğini ve beyin dokusunu şeffaflaştırabildik. Kendi geliştirdiğimiz üç boyutlu lazer teknolojisi ile çalışan bu mikroskop, organları tek tek hücre seviyesinde görüntüleme imkanı tanıyor” diye konuştu.</p>



<p><strong>‘Birkaç yıl içinde kanser tedavisinde sıçrama olabilir&#8217;</strong></p>



<p>Bu teknolojinin birkaç yıl içinde kanser teşhis ve tedavisinde kullanılmaya başlanabileceğini anlatan Dr. Ertürk, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>



<p>“Kullandığımız bu yapay zekaları en yakın zamanda biyopsi analizleri üzerinde de kullanmaya başlamak istiyoruz. Zira şu anda patologlar, kanser hastalarından alınan biyopsi örneklerini belki sadece yüzde 0.1’ini inceleyebiliyor. Ama bizim projemiz rutin kullanıma girdiğinde tümörün tamamını analiz etme şansımız olacak ve tek tek tüm kanser hücrelerini görüntüleyip belki de kullanılan ilaçların kanser hücrelerini yakalayıp yakalayamadıklarını bile görme şansınız olabilecek. Tıp dünyasının bizim için büyük hedeflerden bir diğeri de bu teknolojileri kullanarak üç boyutlu yazıcılarla organ üretebilmek. SHANEL&#8217;in insan beynini moleküler düzeyde haritalamaya yardımcı olabileceğine ve 3D yazıcı ile insan organlarını hücresel düzeyde üretebileceğimize inanıyoruz.”</p>



<h2 class="wp-block-heading">Organ haritalaması teşhis ve tedavi için çok önemli</h2>



<p>Dr. Ertürk, “İnsan beynini veya diğer organları haritalamak, sağlık ve hastalıkta nasıl işlev gördüklerini çözmek için önemli bir adım. Böbrek, beyin, tiroid ve göz dahil olmak üzere sağlam yetişkin insan organlarını şeffaf hale getirebildik” söyledi.</p>



<p><strong>Çalışmalarını farklı ülkelerden 15 kişilik bir ekiple yürüten Dr. Ali Ertürk, enstitü hakkında ise şu bilgileri verdi:</strong></p>



<p>“Tabii ki bu çalışmayı çok kapsamlı bir ekiple yürütüyoruz. Kimyacı, fizikçi, mühendis ve biyolog var. Enstitümüzü Alman hükümeti finanse ediyor. Yıllık yaklaşık 2-2,5 milyon Euro bütçe alıyoruz. Rejeneratif tıp alanında pekçok başka yerden de milyon euro’luk fonlar aldığımız oluyor. Sadece bir mikroskobumuz 500 bin ila 1 milyon euro arasında. Bu bütçelerimiz sayesinde çalışmalarımızı rahatça yürütebiliyoruz.&#8221;</p>



<p>YENİ ŞAFAK 17.02.2020</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/20/turk-bilim-adami-insan-organlarinin-uc-boyutlu-haritasini-cikardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlk endüstriyel enzim fabrikasını kurduk</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/06/ilk-endustriyel-enzim-fabrikasini-kurduk/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/06/ilk-endustriyel-enzim-fabrikasini-kurduk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Feb 2020 13:50:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberbilimteknoloji.com/?p=14331</guid>

					<description><![CDATA[Harvard’taki görevini bıraktı ve yakın coğrafyada endüstriyel enzim üreten tesisi kurdu. Hedef, Türkiye’nin yılda 150 milyon dolarlık ithalatını her geçen yıl küçültmek. Hem girişimci hem de Bezmialem Üniversitesi Yaşambilimleri ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Harvard’taki görevini bıraktı ve yakın coğrafyada endüstriyel enzim üreten tesisi kurdu. Hedef, Türkiye’nin yılda 150 milyon dolarlık ithalatını her geçen yıl küçültmek.</p>



<p>Hem girişimci hem de Bezmialem Üniversitesi Yaşambilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün kurucularından. Sırada Hepatit B aşısını üretmek var.</p>



<p>Altı yıl Harvard Tıp Fakültesi’nde doktora üstü ihtisas yapan Serdar Uysal, enstitü kurmak ve hayalindeki teknoloji start up’ını hayata geçirmek için Türkiye’ye geri döndü.</p>



<p>Bezmialem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşambilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü müdür yardımcısı olarak görev yapan Serdar Uysal, endüstriyel enzim üretimi için kendi şirketi Livzym’yi kurdu.</p>



<p>Tuzla’da Deri Organize Sanayi’de fabrika kuran Uysal, kısa bir zaman içinde ilk ürünü çıkarmayı hedefliyor. Kuruluş aşamasında 6 milyon dolar yatırım alan Livzym, bu yılsonunda 1 milyon dolarlık satış yapmayı planlıyor.</p>



<p>Dr. Serdar Uysal, “Bu coğrafyada Afrika’dan Rusya’ya kadar endüstriyel seviyede enzim üreten ilk fabrika ve ilk şirket olacak” diyor.</p>



<p><strong><em>Serdar Uysal ile gelecek planlarını konuştuk.</em></strong></p>



<p><strong>Altı yıl boyunca Harvard’da ne üzerine çalıştınız?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Uzmanlığım aslında sentetik yollarla antikor üretimi ve proteinlerin atomik çözünürlükte yapılarının belirlenmesi. Antikor üretimi kanser basta olmak üzere farklı hastalıklara uygulaması olan bir teknoloji.</p>



<p>Tabi, eğitiminiz esnasında çok farklı değişik teknolojiler de öğreniyorsunuz. Benim bu manada uzmanlığım protein, aşı, enzimleri de içeren rekombinant yollarla protein üretim ve saflaştırılması. Enstitü için Türkiye’ye gelirken bir yandan da kendi uzmanlığım için bir şirket kurmak istiyordum.</p>



<p><strong>Şirket kurma aşaması nasıl oldu?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Türkiye’de neler üretilebilir, açığı olan yerler neresi, ben ülkeme nasıl katkı sağlayabilirim diye çalışıyordum. Türkiye’nin yaklaşık 150 milyon dolarlık endüstriyel enzim ithalatı var.</p>



<p>Piyasası ise 300 milyon doların üzerinde. Dünyada 8 milyar dolarlık bir sektör. Globalde beş tane büyük şirket var. Türkiye, ihtiyacının tamamını ithal ediyor. Kuzey Afrika’dan Rusya’ya kadar bölgede de endüstriyel enzim üreticisi yok.</p>



<p>Benim aslında Harvard’dan da önce Chicago Üniversitesinde doktora yaparken böyle bir şirket kurma hayalim vardı. Bu konuda ciddi bir fizibilite çıkardım. Bezmialem Üniversitesinde de bu şirketi kurmamla ilgili müsaade aldım yurda dönmeden ve biyoteknoloji enstitü kurulumuna katkıyla, şirketin kurulumunu beraber organize ettim.</p>



<p><strong>Kurulduktan sonra faaliyetleriniz neler oldu?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Kuruluş aşamasında tohum yatırımımı aldım, bununla bir laboratuvar kurdum. Üç yıl kadar AR-GE yaptık, yaptığımız iş mikroorganizmaları birer fabrika haline getirmek, sonrasında isterseniz bu organizmalara insülin, aşı ya da enzim ürettirebilirsiniz.</p>



<p>Benim ayrıca Kalkınma Bakanlığı bünyesinde Hepatit-B aşısı projem var. Şirket bünyesinde enzim üretip satma hedefimiz vardı, zira insülin gibi insana enjekte edilen farmasotik grubu ilaçlar için ciddi validasyon gerekiyor, bu yüzden de gerekli yatırım büyük ama işin maddi geri dönüşü geç oluyor.</p>



<p>Enzim üretimi üzerine üç yıl kadar AR-GE üretiminden sonra ben bir tur yatırım yaptım. Böylece Tuzla’da Deri Organize Sanayi’de fabrikamızı kurduk.</p>



<p><strong>Şirket bünyesinde neler yapacaksınız?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Sirketimiz bir teknoloji start up’ı. Üretim teknolojilerine ait tüm asamalar şirket bünyesinde gerçekleştiriliyor.</p>



<p>Kanaatim, bizim gibi ülkelerin ekosistemi, insan ve finansal kaynağındaki derinlik “de novo” yani sıfırdan inovasyona su an için müsait değil. Halbuki halihazirda ihtiyacımız olan milyarlarca dolarlık teknolojik ürünü ithal ediyoruz.</p>



<p>Zamanla yarattığımız değerle ve yetiştirdiğimiz insan kaynağıyla 10 yıl sonranın inovatif ürünlerine de çalışmaya başlayabiliriz. Böylece sonraki inovatif ürünler için de alt yapı oluşturabiliriz.</p>



<p>Aynen Çin’in yaptığı gibi… Amerika ve dünyanın değişik yerlerinde yetişmiş binlerce adamını uygun koşullarda özel açtıkları merkezlere geri döndürdüler. Kanaatim bizim için de bu yolun da böyle gidilmesi lazım.</p>



<p><strong>Bu yolun sonunda hedefiniz nedir?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Hedefim, ülkeme biyoteknoloji alanında yetkinlik kazandırmak. Bunun iki sac ayağını da organize etmeye gayret ediyorum.</p>



<p>Üniversitemiz bünyesindeki biyoteknoloji enstitümüzle gerekli insan kaynağının yetişmesini sağlarken, diğer taraftan tersine mühendislikle biyoteknolojik yetkinliği ticari manada endüstriyel seviyede üretimi ülkeye kazandırma amacındayım.</p>



<p>Böylece ülkem katma değerli ürün üretiminde ve çok önemli bir alanda dikey derinleşme imkanina sahip olmuş olacak. Buradan elde edeceğimiz tecrübe ve insan kaynağıyla, zaman içinde aminoasit, pepton gibi gıdada kullanılan farklı ürünler üretilebilir.</p>



<p><strong>2020 fizibiliteniz nasıl?</strong></p>



<p><strong><br></strong>İlk yılın bitiminde yani 2020 yılının sonunda en az 1 milyon dolarlık satış yapmak istiyoruz. Fabrikada kapasiteyi iki katına çıkaracak altyapıyı da hazırladık.</p>



<p>Üçüncü yılın sonunda yaklaşık yıllık 15 milyon dolarlık satış yapmak istiyoruz. ikinci yılın sonunda artık her şey tamam dediğimde şu anki kapasitemizin çok daha büyüğünü inşa etmek istiyorum.</p>



<p><strong>Peki bu bahsettiğiniz sadece enzim değil, ulusal aşı da var. Katma değer veya acil olası durumlarda ihtiyacımız olan sağlıkla ilgili bir şeyler üretebilmek mi?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Enstitü’de Malariya (sitma) ve Kırım Kongo aşısı ile ilgili araştırmalar var ve yine imuno-terapi üzerinden kanserle ilgili projeler var.</p>



<p>Daha çok yeni Johns Hopkins eğitimli bir hocamızı Malezya’dan Türk genom projesine de katkı yapması için üniversitemiz bünyesinde istihdam etmiş bulunuyoruz TÜBİTAK bursu aracılığıyla. Bunlar ülke adına önemli yetkinlikler ve katkı sağlamaya çalışıyoruz, ekosistem yaratmak pesindeyiz.</p>



<p><strong>Size ilaç şirketleri destek oluyor mu?</strong></p>



<p><strong><br></strong>Enstitü olarak görüştüğümüz yetkinliğimizden faydalanmak isteyen birkaç ilaç şirketi geldi, görüşme yaptık ama onun haricinde bizim sanayi ile su an icin ciddi bir ilişkimiz yok. Çünkü, daha çok yeniyiz.</p>



<p><strong>BİYOTEKNOLOJİYE 40 MİLYON TL YATIRILDI</strong></p>



<p><strong><br></strong>“Harvard’da okurken Türkiye’ye dönme arzum vardı. Türkiye’de örnek bir enstitü kuralım diye bir fikir ortaya koydum, Harvard Long Wood’un StarBucks’indaJ . ETH, İsveç Karolinska, İsrail Weizmann, Almanya Max Plank, ABD MIT Whitehead enstitüleri gibi…</p>



<p>Bu bahsettiğim enstitülerin özelliği ise genelde o ülkelerin üniversitelerinin üzerinde ileri çalışmaların yapıldığı yerler ve genelde o ülkede bir taneler. Bu işler insan kaynağıyla oluyor. Böyle bir yer kuralım dediğimde 2011-2012 yıllarından bahsediyorum.</p>



<p>Dünyadaki örneklerine ve Türkiye’deki faydalarına baktık bir fizibilite hazırladık. Bezmialem Vakıf Üniversitesi, basta mütevelli heyeti başkanımız ve rektörümüz olarak projeye çok güçlü şekilde sahip çıkarak çok güzel bir platform sağladı.</p>



<p>Biyoteknoloji enstitüsü haline gelmesi sürecinde üniversitenin yaptığı yatırım 40 milyon TL. Burada birbirinden bağımsız 10 hocanın çalışabileceği laboratuvar var.”</p>



<p>EKONOMİST 25.01.2020</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/02/06/ilk-endustriyel-enzim-fabrikasini-kurduk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biyoteknoloji ve biyokalkınmaya önem veren ülkeler dünya liginde öne çıkacak</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/01/07/biyoteknoloji-ve-biyokalkinmaya-onem-veren-ulkeler-dunya-liginde-one-cikacak/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/01/07/biyoteknoloji-ve-biyokalkinmaya-onem-veren-ulkeler-dunya-liginde-one-cikacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2020 21:27:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[KITAP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://haberbilimteknoloji.com/?p=14099</guid>

					<description><![CDATA[Kişiye özgü biyoteknolojik ilaçlardan, dünyayı tehdit eden açlık riskine karşı yeni besin kaynakları üretimine tıp, endüstri ve tarım gibi sektörlerde ülke ekonomilerinin yeni kalkınma yolu artık biyoteknolojiden geçiyor. Biyokalkınma, ülkemiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kişiye özgü biyoteknolojik ilaçlardan, dünyayı tehdit eden açlık riskine karşı yeni besin kaynakları üretimine tıp, endüstri ve tarım gibi sektörlerde ülke ekonomilerinin yeni kalkınma yolu artık biyoteknolojiden geçiyor. Biyokalkınma, ülkemiz için de öncelikli alanların başında geliyor. Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde ve aynı zamanda Gebze Teknik Üniversitesi’nde Biyogirişimcilik konusunda dersler vermekte olan Dr. Sevgi Salman Ünver ile Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Işıl Kurnaz’ın yazar ve editörlüğünde hazırlanan ‘’Adım Adım Biyogrişimcilik Biyoteknoloji Girişimci ve Yatırımcılarına Yol Haritası’’ adlı kitap; bir biyogirişim kurmanın, ayakta tutmanın, finansal güce ulaşmanın ve sürdürülebilir olmanın stratejilerini ele alan, kendi alanında bir ilk kaynak. 17 yazarın kendi tecrübeleri ve öngörüleri ile katkı sunduğu kitaba dair Sevgi Salman Ünver ve Işıl Kurnaz ile sohbet ettik.</p>



<p><strong>‘’Adım Adım Biyogirişimcilik Biyoteknoloji Girişimci ve Yatırımcılarına Yol Haritası’’ adından da anlaşılacağı üzere gerek akademisyenler, gerek yatırımcılar ve biyoteknoloji alanında girişimci olmak isteyenler için bir rehber kitap. Nasıl bir ihtiyaçtan yola çıktınız bu kitabı hazırlarken?</strong></p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver:</strong>&nbsp;Bu kitabı yazmaya işbirliğiyle ve akıl birliğiyle karar verdik. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Işıl Hoca’nın katkılarıyla ve vizyonuyla biyogirişimcilik üzerine bir ders açılmıştı. Ben de burada ders vermeye başlarken bu alanda çok kısıtlı sayıda kaynak olduğunu gözlemledim. Giderek önem kazanan bu alanda kaynak eksikliğini giderecek bir çalışma yapalım diyerek Işıl Hoca’yla birlikte yola çıktık ve ekosistemin tüm paydaşlarının yararlanabileceği bir kaynak olmasını istedik. &nbsp;Bu alana girmek isteyen, üretim ve yatırım yapmak isteyen sanayiciler, yatırımcılar, devlet, üniversiteler, akademisyenler ve araştırmacıların yararlanabilecekleri; biyogirişimcilikle ilgili bir başucu kitabı olarak tasarladık. Ben ve Işıl hocanın yanı sıra konuyla ilgili 15 uzman yazardan içerik katkısı aldık.</p>



<p><strong>Biyoteknoloji niye önem kazanıyor ve bu alanda Türkiye için fırsatlar neler?</strong></p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver</strong>&nbsp;: Biyoteknoloji, bilişim sektörü veya yapay zeka gibi,&nbsp; dönüşüm yaratacak; geleceğin itici gücü olarak görülüyor. Neden? Çünkü biyoteknoloji aslında tek başına bir sektör değil. Birçok sektörü yatay olarak bir araya getiren; biyoteknolojik yöntemlerle ürün geliştirmenin mümkün olduğu bir platform. Bu platform endüstriyel üretimden gıdaya, çevreden sağlığa ve sağlıktaki uygulamalara uzanıyor. Bu alanda bütün dünya hızlı bir dönüşüm yaşanıyor. Bu dönüşüme ayak uydurmak için en önemli unsur ise ekosistemin işbirliği halinde çalışması. Biyoteknoloji alanı bireysel olarak çalışmanın mümkün olduğu bir alan değil ancak disiplinlerarası çalışmayla ürünler geliştirilebiliyor.</p>



<p>Son 10 senede dünya genelinde bu alanda bir altyapı oluşturuluyor. Biz burada geride mi kaldık? Aslında çok iyi bir akademik havuz var, ürünleşmeye, ekonomik değer oluşturmaya ve yaşamlara fayda olarak sunulmaya aday birçok araştırma sonuçları var üniversitelerde. Burada hem akademisyenin ticarileşmeye giden yolda cesaretlenmesi gerekiyor ancak bunun için bu yoldaki süreçlerin kolaylaştırıcı olmasına ihtiyaç var. Buradaki en önemli kolaylaştırıcı faktörler işbirliklerinin olması; devletin kolaylaştırıcı ve destekleyici rol oynaması diye düşünüyo</p>



<p>rum. Bu sayede hızla yol alabiliriz.</p>



<p><strong>Biyogirişimcilik kapsamına hangi alanlar giriyor ve kitapta hangi alanlar öne çıkıyor?</strong></p>



<p><strong>Işıl Kurnaz</strong>: Biyoteknoloji girişimciliğinin kapsamına giren alanlar çok çeşitli. Gıda, tarım, sağlık (biyomedikal ve terapötik), çevre, endüstri gibi pek çok alan söz konusu. Son yıllarda Türkiye’deki biyoteknoloji teşvikleri daha çok ilaç ve biyomedikal sistemler, in vitro (vücut dışı) diyagnostikler üzerinden gittiği için kitapta bu alanlara odaklandık ama bu diğer alanları dışarıda bıraktık anlamına gelmiyor. En sıkı regülasyonlar bu alanda olduğu için bunları derli toplu bir kılavuz haline getirirsek diğer alanlarda da bu kılavuzdan yararlanılabilir diye düşündük. Bunun yanı sıra sağlık biyoteknolojisindeki yeni uygulamaları, yeni trendleri de kitaba katmaya çalıştık.</p>



<p>Kitapta en basit ve en temel teknik bilgilerden yavaş yavaş şirketleşmeye doğru giden bir yol haritasına yer veriyoruz. Ekosistemin tüm paydaşlarının bir araya nasıl gelebileceğini tartışıyor; kıt kaynakları nasıl en verimli kullanabiliriz doğrultusunda bir beyin fırtınası yapmayı amaçlıyoruz.</p>



<p>Ayrıca sağlık teknoparkları, teknoloji geliştirme bölgeleri gibi oluşumları da bu çalışmaya kattık.&nbsp; Kendi girişimlerini kurmuş girişimcilerin röportajlarına da yer verdik. Bu röportajlarda yatırımcı ağları, teknoparklar, teknoloji transfer ofisleri, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, biyogirişimciler, sanayiciler, İlaç Endüstrisi İşveren Sendikası gibi farklı paydaşlar arasında bir denge kurmaya çalıştık.</p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver:</strong>&nbsp;Kitapta finans, hukuk, fikri haklar, pazar araştırması gibi temel bilgiler de var; aynı zamanda gerçek hayat sonuçlarını yansıtan röportajlar da&#8230; Daha iyi bir perspektif oluşturmak için hem başarı hem de zorluk hikâyelerini içeren birbiriyle bağlantılı bir kurgu oluşturmaya çalıştık. ‘’Bir projeye nasıl başlanır, kanunlar, fikri haklar, hukuki süreçler nelerdir?’’ gibi biyoteknoloji alanında bir girişimciyi ilgilendiren her konuyu tüm boyutlarıyla ele alan Türkiye’de alanında ilk olan bir çalışma oldu. Ayrıca kitap tam da ekosistem kurgusu ile ortak emekle ortaya çıkan bir kaynak oldu. Örneğin, akademisyenler, sanayiciler, kamu, sivil toplum, yatırımcılar, startuplar, ilaç sanayi temsilcileri ve teknoloji transfer ofisleri röportajları ile kitabımızda yer aldılar.</p>



<p><strong>Biyoteknoloji girişimciliğine dair üniversiteler araştırma ortamları olarak ekosisteme nasıl bir katkı sunuyor ve bu katkı nasıl artabilir; değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız?</strong></p>



<p><strong>Işıl Kurnaz:&nbsp;</strong>Ülkemizde devletin ve yükseköğretim kurumlarının girişimciliğe yönelik teşvikleri uzun yıllardır mevcut. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın verdiği tekno girişim sermaye destekleri vardı; daha sonra bu destekler TÜBİTAK’a devredildi ve TÜBİTAK bireysel genç girişimcilere yönelik BIGG programlarını başlattı. Bunlar üniversiteler için prestij kaynağı olan destekler ancak tek başına yeterli değil. Yurtdışındaki örnekler gibi, üniversitelerin teknolojinin ticarileşmesinden, patent haklarından veya ürünlere ortak olmak suretiyle para kazanmaları da gerekiyor. Esas o zaman ekosistemin biraz daha hızlanabileceğini düşünüyorum. Akademisyenlerin ve öğrencilerin girişimciliğini daha fazla desteklememiz açısından daha alınması gereken çok yol var.&nbsp;</p>



<p>Yurtdışındaki biyoteknoloji hub’ları ve biyoteknoloji parklarına baktığınızda ve maddi altyapı ihtiyaçlarını da düşündüğünüzde ülkemizde uzun yıllar maliyeti düşük, teknoloji yazılım firmaları gibi girişimler başlarda daha fazla tercih nedeni olmuş. Şimdi ise yavaş yavaş biyoteknoloji teşvikleriyle birlikte biyogirişimciler de desteklenmeye çalışılıyor ancak çok ciddi bir altyapı ihtiyacı söz konusu. Bu bağlamda bu kitabın yol gösterici olmasını umuyoruz çünkü burada tüm ekosistemin gelişebilmesi adına işbirlikleri yapılması gerekiyor. Kaynaklarımız çok kıt, &nbsp;aynı zamanda pek çok cihaz üniversite altyapılarımızda mevcut. Tekrar tekrar bazı şeylerin kurgulanması yerine bir işbirliği oluşturup girişimcilerin bu altyapılardan faydalanabilmelerini sağlamak gerekiyor. Yurtdışındaki örnekler bunu yapıyor. Şu an Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı devlet üniversitelerindeki cihaz altyapısını online bir sistem üzerinden herkesin erişimine açmaya çalışıyor. Bu da önemli bir adım.</p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver:&nbsp;</strong>Üniversitelerimizde çok önemli temel bilim araştırmaları yapılıyor. Bu araştırmaların çıktıları temel bilim katkısı yanı sıra önemli ürünler olma potansiyeli taşıyor olabilir. Bu açıdan akademik çevrede artan bir farkındalık var. Bu farkındalık çok kıymetli, zira sağlam bir biyoteknoloji ekosistemi oluşturmak için akademisyenlerin ve üniversitelerimizin süreçteki itici gücü önemli etki yaratacaktır.</p>



<p><strong>Biyogirişimciliğin ülkemizde ivme kazanması için öncelikli atılması gereken adımlar nelerdir?</strong></p>



<p><strong>Işıl Kurnaz:&nbsp;</strong>Biyoteknoloji sermaye ve yatırım ihtiyacı olan bir alan. Devlet bence zaten çok yatırım yaptı, bunların efektif kullanımı da çok önemli. ‘’Benim bir fikrim var’’ diyen akademisyen veya öğrencilerin ulaşabilecekleri hukukçusu, muhasebecisi, pazarlama ekiplerinin bir kümelenme içinde işbirliği yapması gerekiyor. Pek çok startup bu engellere takıldığı için ilerleme kaydedemiyor. Girişimciler her şeyi sıfırdan kendileri öğrenmek zorunda kalıyorlar ama bu süreç özellikle biyoteknoloji alanında çok zor. Ekosistemin birlikte çalışan çarklarının düzgün bir şekilde birlikte çalışması gerekiyor.</p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver:&nbsp;</strong>Sağlam bir ekosistem oluşturulması en temel gereklilik. Akademisyenlerin devletin kolaylaştırıcı uygulamaları ve teşvikleri ile cesaretlendirilmesi. Sanayinin yenilikçi ürünleri geliştirmek için üniversitelerle işbirliği yapması. Üniversitelerin sanayi ile işbirliğinde güçlü bir teknoloji transfer sistemi ile etkin rol alması. Kümelenmeler sayesinde ortak kaynak, altyapı ve tecrübe paylaşımlarının süreci hızlandırması. Biyoteknoloji yatırımcılarının artması da önemli. &nbsp;&nbsp;Tüm bu ivme kazandıracak adımlar ile birlikte, şu anda faz çalışmaları süren birkaç biyoteknolojik ürünün pazara erişir hale gelmesi çok güçlü bir motivasyon yaratacaktır.</p>



<p><strong>Bu alanda akademi nasıl öne geçebilir ve girişimci olmak isteyen akademisyenlerin önü nasıl açılabilir?</strong></p>



<p><strong>Işıl Kurnaz:&nbsp;</strong>Türkiye’de biyogirişimcilik veya girişimcilik dersleri var ancak seçmeli olarak konuluyor. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü, lisansüstü programlarında bu dersleri zorunlu kılan henüz tek enstitü. Temel amaç, sanayi ile iş dünyası ile aynı dili konuşmak ve daha cesaretle sürece devam etmek. Müfredatı oluştururken yurtdışında bu alanda yol almış üniversitelerin programlarından yararlandık. İsveç, ABD gibi ülkelerdeki programları inceledik. Bu derslerimizde temel amaç, akademisyenin kendi teknik alanından farklı bir alanda biyogirişimcilik sürecine hazırlıklı olmasını sağlamak.&nbsp;</p>



<p>Boğaziçi Üniversitesi’nde de bu alanda somut olarak ilerleyen önemli girişimler olduğunu görüyoruz. Diğer üniversitelerimizde de çok başarılı girişimler var. Özellikle biyomedikal alanında örneğin diyagnostik cihazlarda, 3 boyutlu yazıcılarda çok önemli projeler geliştiriliyor. Bu çalışmaların giderek artacağını düşünüyorum.</p>



<p><strong>Sevgi Salman Ünver:</strong>&nbsp;Kesinlikle akademik girişimcilik ve özelinde de biyogirişimcilik bir müfredat olarak yer almalı. Bu yıl Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde bu dersi açtık. Gerek bölüm içinden gerek bölüm dışından hatta üniversite dışından derse ilgi olduğunu gördük. Öğrenmek cesaret sağlıyor, farklı bir gözle araştırma çıktılarını değerlendirmeleri açısından motivasyon oluyor. &nbsp;Akademisyenlerin bu süreçte cesaretlenmeleri çok önemli, bu konuda da Teknoloji Transfer Ofisleri’nin varlığı çok önemli. Üniversitelerden çıkan şirketler ABD ve Avrupa’da bir ekonomi yaratmaya başladılar. Üniversiteler bu şirketler üzerinden çok ciddi gelirler elde etmeye başladı. Bu alanda spin off’u olan üniversitelerimiz var en büyük dileğimiz bunun artması. ABD’de özellikle ilaç sektöründe son 10 yılda yenilikçi ürünlerin nerelerden çıktığı incelenmiş, yüzde 70’inin üniversite orijinli startup’lardan çıktığı görülmüş. Bu vesileyle üniversitelerdeki Teknoloji Transfer Ofislerinin bu alandaki rolünün önemini vurgulamak istiyorum.</p>



<p>Bunların yanı sıra işbirliğinin tanımı değişiyor dünyada. Bu tür çoklu disiplinlerin, çoklu firmaların birlikte üretim yapması gereken süreçler yaşıyoruz. Birbiriyle rakip 2 büyük ilaç şirketi artık bir ürün geliştirmek için birlikte çalışıyor. Ben buna&nbsp;<strong>rekaberce çalışmak</strong>&nbsp;diyorum. Biyoteknoloji gibi alanlarda eski rekabet anlayışımızı bir kenara bırakmamız gerekiyor. Bu anlamda kitapta vurgulamaya çalıştığımız ekosistem kavram önem kazanıyor; rakip olsanız da o ekosistemde birlikte çalışmak zorundasınız.</p>



<p><strong>Işıl Kurnaz:</strong>&nbsp;Biyoteknoloji çok farklı disiplinlerden insanların çalışması gerektiği bir sektör, bizim tez zamanda birbirimize güvenerek işbirliği yapmak konusunda yan yana gelmemiz gerekiyor. Ülkemizde çok yanlış bir kanı var; yatırım devlet yapar. Oysa yurtdışında bu yatırımlar ağırlıklı olarak özel sektörden geliyor. Bu açıdan ülkece bir kavram değişikliğine ihtiyacımız var; işbirliği yaparak uzun vadeli bazı yatırımlara gözümüzü kapayıp girmemiz gerekiyor.&nbsp;</p>



<p><em><strong>Prof. Dr. Işıl KURNAZ</strong></em></p>



<p><em><strong>1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden lisans derecesi aldıktan sonra, 1998 yılında University of London ve Marie Curie Research Institute’ta biyokimya alanında doktora aldı. 1998-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra 2000-2002 yılları arasında University of Manchester’da Yaşam Bilimleri Fakültesi’nde doktora sonrası araştırmalarını yürüttü. TÜBA GEBİP ve L’Oreal Genç Bilim Kadınları Destekleme Programı ödülleri bulunan Prof. Kurnaz, aynı zamanda 2016 yılından bu yana Küresel Genç Akademi (Global Young Academy, GYA) üyesi. 2014 yılından itibaren Gebze Teknik Üniversitesi’nde çalışmakta olan Prof. Kurnaz, 2016 yılından bu yana GTÜ Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Kurucu Müdür olarak görev yapmakta.</strong></em></p>



<p><strong>Dr. Sevgi SALMAN ÜNVER</strong></p>



<p><em><strong>Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü&#8217;nden 1998 yılında lisans ve 2000 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Dupont şirketinin &#8220;Genç Bilim İnsanı Geliştirme&#8221; bursu ile ABD’de University of Delaware’de PhD programına devam etti. İlaç sektöründe çalışma hayatına Pharmarcia/Pfizer İlaç’ta Klinik Araştırmalar Sorumlusu olarak başladı. 16 yıl boyunca Merck, MSD gibi ilaç sektörünün önemli uluslararası firmalarında medikal, klinik araştırmalar, pazarlama, satış ve iş geliştirme bölümlerinde üst düzey yönetici pozisyonlarında çalıştı. Bu süreçte İşletme (Pazarlama/Yönetim Organizasyon) alanında doktora çalışmasını tamamladı. &nbsp;Biyoteknoloji alanında yenilikçi fikirlerin projeye dönüşmesi ve sonrasında ürün halinde ticarileşmesine giden süreçte ilaç firmalarına ve yeni girişim (start-up) firmalarına, sanayi ve ticaret odaları, teknoloji transfer ofisleri, kuluçka merkezleri ve yatırım firmalarına danışmanlık yapmakta, eğitim ve mentorlük hizmetleri vermektedir. Gebze Teknik Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü’nde Biyogirişimcilik Lisansüstü Programı&#8217;nda biyogirişimcilik dersini vermiş olan Ünver halen Boğaziçi Üniversitesi’nde biyogirişimcilik dersleri veriyor.</strong></em></p>



<p><a href="http://www.boun.edu.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.boun.edu.tr/</a>&nbsp;23.12.2019</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/01/07/biyoteknoloji-ve-biyokalkinmaya-onem-veren-ulkeler-dunya-liginde-one-cikacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin üç kıtada birden patentlenen ilk ve tek biyoteknoloji buluşu</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/09/01/turkiyenin-uc-kitada-birden-patentlenen-ilk-ve-tek-biyoteknoloji-bulusu/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/09/01/turkiyenin-uc-kitada-birden-patentlenen-ilk-ve-tek-biyoteknoloji-bulusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2018 01:13:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[AR-GE]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberbilimteknoloji.com/?p=11285</guid>

					<description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde geliştirilen &#8220;Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi&#8221; Japonya ve ABD&#8217;nin ardından bir patent de Avrupa Patent Ofisi&#8217;nden aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde geliştirilen &#8220;Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi&#8221; Japonya ve ABD&#8217;nin ardından bir patent de Avrupa Patent Ofisi&#8217;nden aldı.</p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi bu kez de Avrupa Patent Ofisi’nden patent aldı. Dünyada ilk kez Türk bilim insanları tarafından geliştirilen ve ASC proteini mikroküreciklerinden oda sıcaklığında 30 gün dayanabilen aşı taşıyıcı teknolojisi geçen yıl da Japonya ve ABD’den patent almıştı.</strong></p>
<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’in ABD, Japonya ve Avrupa Patent Ofisi’nden patent almış olması sebebiyle ‘’triadic patent’’ olarak adlandırılan buluşu, Türkiye&#8217;nin ilk ve tek biyoteknoloji patenti olarak artık üç dünya bölgesinde koruma altına alınmış oldu. Uluslararası yatırımcıların dikkatini çekmesi beklenen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi’, tüm dünyada Kuş Gribi ve Domuz Gribi gibi hastalıkların yanı sıra, Zika benzeri dünyayı sarsan yeni virüslere karşı da etkin bir buluş olarak kabul görüyor.</strong></p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’e, “oda sıcaklığında 30 gün muhafaza edilen aşı taşıyıcı protein mikrokürecik teknolojisi” buluşu için ABD ve Japonya’dan sonra Avrupa Patent Ofisi de patent verdi. 2009 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde sürdürülen proje kapsamında geliştirilen “ASC zerrecik/mikrokürecik aşı taşıyıcı” teknolojisi, soğuk zincir standartlarından bağımsız olarak dünyanın her yerine aşıların bozulmadan gönderilmesini olanaklı hale getiriyor.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen sistemin dünyada henüz mevcut olmadığının altını çizen Özören “Günümüzde aşı teknolojisinde kullanılan lipozom veya nano-parçacık odaklı farklı taşıyıcı sistemler var ancak bizim geliştirdiğimiz mikro kürecik sistemi yepyeni bir teknoloji. Bu sistem, ASC proteininin meydana getirdiği iplik yapılarının birbiri üzerinde katlanarak yumak gibi tanımlanabilecek sağlam bir yapı oluşturmasından kaynaklanıyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yerli ve milli aşı teknolojisindeki öncü buluş Türkiye’ye 5.‘’Triadic Patent’’i getirdi</strong></p>
<p>Türkiye’nin kendi aşısını üretmenin öneminin kavradığını ve bu yönde yatırımlara başlandığını kaydeden Prof. Dr. Nesrin Özören; Türkiye’nin beşinci triadic patentine imza attıklarını, aşı teknolojisini geliştirecek adımlarda Türkiye’nin öncü olabileceğini belirtti. “Elimizdeki ASC zerrecik sistemi ile kompozit aşılar üretilebilir, Zika gibi yeni virüslere yönelik veya anti-tümör çalışmalarında tamamen yeni aşılar veya var olan aşıların geliştirilebilmesi için yeni teknolojiler denenebilir” dedi.</p>
<p>Yeni aşı taşıma protein mikrokürecik teknolojisinde bundan sonraki kritik adımların Faz I ve Faz II klinik çalışmaları olacağını belirten Özören, ‘Laboratuvar ortamında anti-tümör deneyini farede yaptığımız ilk denememizde olumlu sonuç aldık. Hayvan deneylerinde ASC zerreciklerinin verimli çalışan bir taşıma sistemi olduğunu kanıtladık, bundan sonra bu adımı ilerletecek yatırımlara ihtiyaç var. Bu sayede Türkiye’de yerli, yenilikçi ve özgün, başka şirketlerin/ülkelerin basma kalıp kopyası olmayan ve fikri hakkının tamamen bizde olduğu aşı üretimi mümkün olacak, bu da bizim adımıza çok sevindirici. Bilim dünyasında bir sistem yenilenmesi gerçekleştirilebilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>Yeni teknolojide aşı oda sıcaklığında muhafaza edilebiliyor</strong></p>
<p>Günümüzde kullanılan yeni nesil aşılara mikroorganizmaların sadece en çok bağışıklık yanıtı veren parçaları dâhil ediliyor, bu yapıları içeren aşıların da 2-8 0C derecede ve sabit koşullarda saklanmaları gerekiyor.Dünyada ilk kez ASC zerrecikleri üzerinde başka moleküllerin (antijenlerin) taşınabileceğini ve bunların makrofaj hücreleri tarafından sindirilebileceğini bulup bu sayede aşı teknolojisi geliştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Özören, dışarıdan bir virüs ya da mikroorganizma hücre içine ya da vücut içine geldiğinde tetiklenen bu mekanizmanın enfeksiyon bölgesindeki mikroorganizmanın yok edilmesinde etkili olduğunu belirtti. Özören, “Buluşumuz olan ASC zerrecik taşıyıcısı; üzerine yüklenen antijenleri/uyaranları 30 gün boyunca oda sıcaklığında ya da donma/çözülme döngülerine dirençli bir şekilde koruyor. Bu teknoloji ile geliştirilecek tüm aşılar; bugün ihtiyaç duyulan sabit koşullar yerine normal ısı koşullarında dünyanın her yerine gönderilebilecek” dedi.</p>
<p><strong>Buluş yabancı yatırımcıların radarında</strong></p>
<p><strong>Ankara Patent Bürosu Kurucu Ortak ve Onursal Başkanı M. Kaan Dericioğlu</strong> da Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen “Triadic Patent” klasmanına ve uluslararası yatırımcının radarına giren aşı teknolojisine ile ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Aynı buluş için bir ülkede yapılan patent başvurusuna dayalı olarak, Avrupa patenti, Amerika Birleşik Devletleri patenti ve Japonya patenti alınması, patent sisteminde “Triadic Patent” olarak adlandırılır.Amerika, Avrupa ve Japonya’da kayıtlı aynı buluşa verilmiş patentler, ulusların teknolojik güçlerini değerlendirmek için sıklıkla kullanılan bir göstergedir. Eğer bir buluş sahibi, aynı buluş için ve birbirinden bağımsız olarak, Birleşik Devletler Patent ve Marka Ofisi, Avrupa Patent Ofisi ve Japonya Patent Ofisi’nden patent almayı başarmışsa, bu başarı yatırımcıların dikkatini çekebilmektedir. Triadic patent göstergeleri, Dünya Bankası ve OECD gibi kuruluşlar tarafından değerlendirilmektedir. En çok triadic patent alan ülkenin Japonya (%30) olduğu, onu sırasıyla Birleşik Devletler (%26.32), Almanya (%10.23), Kore Cumhuriyeti (%5.75) ve Birleşik Krallık’ın (%3.2) izlediği, 2013 yılına ilişkin istatistiklerde yer almıştır.* Bu yayında Çin özelikle vurgulanmış ve Çin’in 2000 yılında %0.16 (87 triadic patent) olan payını 2013 yılında %3.51’e (1897 triadic patent) yükselttiği belirtilmişti. Söz konusu yayında Türkiye’nin payı %0.08 olarak gösterilmiştir.<strong> </strong>Türkiye’den triadic patent alanlar konusunda bilgiler kısıtlıdır. Bilinen beş patentten üçü TÜBİTAK’a **(PCT/IB2009/051609, PCT/TR2006/000035, PCT/IB2006/050240), biri Prof. Dr. Ali Doğan Bozdağ’a (<a href="https://worldwide.espacenet.com/publicationDetails/originalDocument?FT=D&amp;date=20090729&amp;DB=&amp;locale=en_EP&amp;CC=EP&amp;NR=2004035B1&amp;KC=B1&amp;ND=4">EP2004035 (B1)</a>, <a href="https://worldwide.espacenet.com/publicationDetails/originalDocument?FT=D&amp;date=20131030&amp;DB=&amp;locale=en_EP&amp;CC=JP&amp;NR=5329232B2&amp;KC=B2&amp;ND=4">JP5329232 (B2)</a>, <a href="https://worldwide.espacenet.com/publicationDetails/originalDocument?FT=D&amp;date=20130430&amp;DB=&amp;locale=en_EP&amp;CC=US&amp;NR=8430814B2&amp;KC=B2&amp;ND=4">US8430814 (B2) ve diğeri Prof. Dr. Nesrin Özören’e (EP2841110 (A1), JP6026645 (B2), US9725491 (B2) </a>aittir”<strong>.</strong></p>
<p><a href="http://www.boun.edu.tr/">http://www.boun.edu.tr/</a> 20.08.2018</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/09/01/turkiyenin-uc-kitada-birden-patentlenen-ilk-ve-tek-biyoteknoloji-bulusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin biyoteknolojideki sıralaması nasıl değişti?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/06/23/turkiyenin-biyoteknolojideki-siralamasi-nasil-degisti/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/06/23/turkiyenin-biyoteknolojideki-siralamasi-nasil-degisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jun 2018 04:41:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberbilimteknoloji.com/?p=10762</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta Boston&#8217;da, BIO Convention&#8217;daydım. BIO Convention, biyoteknolojinin Davos&#8217;u, dünyadaki en büyük biyoteknoloji etkinliği. Amerika&#8217;da her yıl yaklaşık 70 ülkeden 20 bin kişinin katılımı ile gerçekleşiyor. Her yıl olduğu gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta Boston&#8217;da, BIO Convention&#8217;daydım. BIO Convention, biyoteknolojinin Davos&#8217;u, dünyadaki en büyük biyoteknoloji etkinliği. Amerika&#8217;da her yıl yaklaşık 70 ülkeden 20 bin kişinin katılımı ile gerçekleşiyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da BIO&#8217;da, farklı ülkelerin biyoteknoloji ekosistemlerini karşılaştırmalı değerlendiren bir endeks açıklandı. Bu endeks, Scientifi c American tarafından yayımlanıyor ve puanlama 27 farklı gösterge kullanılarak yapılıyor. 2009-2016 yılları arasında her yıl yayımlanan endeks geçtiğimiz yıl yayımlanmamıştı. Bu yıl ise yeniden yapıldı ve bu yılki puanlamaya göre, Türkiye&#8217;nin biyoteknoloji ekosistemi 54 ülke arasında 47.sırada yer alıyor. Türkiye, 2016&#8217;da 54 ülke arasında 46. sıradayken, bir sıra gerileyerek 47. sıraya yerleşmiş.</p>
<p>Bu sıralama, ekosistemin 7 ana bileşeni değerlendirilerek yapılıyor: Verimlilik, fi kri mülkiyet, Ar-Ge yoğunluğu, şirket destekleri, eğitim/ beşeri sermaye, kurumlar ve politika/istikrar. Bu 7 bileşenin puanları, her birinin altında yer alan farklı alt göstergeler ile oluşturuluyor. Bu yılki puanlamada ilk üç sırada değişiklik yok: ABD, Singapur ve Danimarka. Sıralamada en fazla iyileşme gösteren iki ülke ise, Almanya ve Portekiz. 2016&#8217;dan bu yana iyileşme söz konusu olduğunda bu iki ülkeyi, Hindistan, Arjantin ve Çin izliyor. Hindistan 6 sıra ilerleyerek 43.sıraya, Arjantin 6 sıra ilerleyerek 48.sıraya ve Çin ise 4 sıra ilerleyerek 37. sıraya yerleşiyor.</p>
<p>Endekste neredeyse sıralama kadar önemli bir nokta ise, birçok ülkenin farklı alt bileşenlerde en yüksek puana sahip olarak alt bileşen birincisi olmaları. Bazı ülkeler, en iyi patent koruması, bazıları girişim sermayesi, bazıları ise regülasyonlar gibi farklı bileşenlerde en iyi olma özelliği taşıyor. Bunlar arasında Singapur ve ABD&#8217;nin ötesinde, Katar, İsrail, Yeni Zelanda, Kore gibi ülkeler de yer alıyor. Farklı ülkeler farklı odaklarla bir şekilde ekosistemin bir yerinde en iyi olma özelliği taşıyor. Türkiye, herhangi bir göstergede en yüksek puana sahip değil. Önümüzdeki yıllarda mevcut göstergelerin ekosistemdeki yeni eğilimlerle birlikte yeniden şekillendirilmesi söz konusu. Bu yıl Boston&#8217;da konuşulanlardan birisi de puanlamaya yeni göstergelerin eklenmesiydi. Yani işimiz önümüzdeki yıllarda daha da zorlaşabilir. Ya da gerçekten odaklanırsak, yeni eklenecek göstergeler bize fırsat yaratır ve değişene en iyi adapte olan ülkeler arasında yer alabiliriz. Peki nedir değişen? Göstergeler neye göre yeniden şekillenecek?</p>
<p>Bu yıl BIO Convention&#8217;ın 25.yılıydı. Birkaç yıl öncesine kadar BIO, büyük şirketlerin ağırlığında gerçekleşen bir organizasyon iken, bu artık değişti. BIO&#8217;ya katılan KOBİ&#8217;lerin ve startupların sayısı giderek arttı. Startupların CEO&#8217;ları BIO&#8217;daki panellerde çokça boy göstermeye başladı. BIO&#8217;daki birebir görüşmelerde startuplarla büyük şirketlerin işbirliği hızla arttı. BIO&#8217;daki panellerin neredeyse dörtte birine girişim sermayesi, startup gibi konular yerleşti. İşte değişim derken bundan bahsediyoruz. Önümüzdeki dönemde Türkiye&#8217;nin sıralamada öne çıkabilmesinin yolu da, buradaki potansiyelini öne çıkarabilmesi. Biz tam da bu nedenle son 3 yıldır BIO Startup Programını yapıyoruz. Türkiye delegasyonu yıllardır BIO&#8217;ya katılıyor. Bakanlar, büyük kamu heyetleri son 7 yıldır BIO&#8217;ya katıldı. Ama sıralamadaki yerimiz hala ortada. Mesele tek başına BIO&#8217;ya katılmak değil, bir odakla BIO&#8217;ya katılmak ve orada kendimize bir alan yaratmak. Her yıl o alanı büyüterek odaklandığımız yerde rekabet gücümüzü artırmak. Önemli olan Türkiye standında kaç Türk olduğu değil, kaç yabancı yatırımcının Türkiye standını ziyaret ettiğidir. İhtiyacımız olan, sürdürülebilir birkaç başarı hikayesidir. Üç yıl önce, Türkiye&#8217;nin BIO&#8217;ya katılmasını bir odak etrafında anlamlandırmak için MSD&#8217;nin desteğiyle BIO Startup Programını başlattık. BIO Startup Programı, biyoteknoloji startuplarının bir sonraki aşamaya geçişlerini sağlamak için onlara fırsat sunmayı amaçlayan bir hızlandırıcı program. 2016&#8217;da başlayarak Türkiye’deki ilk biyoteknoloji odaklı startup hızlandırıcı programını gerçekleştirmiş olduk.</p>
<p>Üç yılda 98 başvuru arasından seçilerek hızlandırıcı programa 43 biyogirişimci katıldı. Bunlar arasından da 10&#8217;u Amerika programına devam etti. Bu yıl da seçilen 3 biyogirişimci ve geçen yıllardan başarılı startuplarımız ile birlikte Boston&#8217;daydık. Yine BIO&#8217;da yatırımcılar ve global şirketlerle birebir görüşmeler yapma şansına sahip oldular. Üç yılda başarı hikayelerinin sayısı giderek arttı ve artmaya devam edecek. BIO&#8217;nun da üst düzey desteğiyle, önümüzdeki yıl iş ortaklarımızı artırarak BIO Startup Programımızı büyütüyor olacağız. Türkiye&#8217;nin önümüzdeki yıllarda ekosistem puanlamasında üst sıralara yükselebilmesinin yolu, bir odak etrafında değişime adapte olmasından ve potansiyelini göstermesinden geçiyor. Bunu da mutlaka doğru yönlendirmek gerekiyor. Bu ara startup konusu popüler diye kamu kurumlarında sadece görünürlük amacıyla başlatılan girişimlerin ekosistemin gelişimine zarar verme olasılığı yüksek. Kamuda bu işler &#8220;mış&#8221; gibi yapılacaksa, hiç yapılmasa ve ekosisteme zarar vermese daha iyi olabilir.</p>
<p><strong>BIO STARTUP 2018&#8217;DE SEÇİLEN 3 BİYOTEKNOLOJİ STARTUPI</strong></p>
<ol>
<li>Spirohome: Kronik solunum yolu hastalıklarına sahip kişilerin akciğer değerlerini doğru ölçmeleri için bir spirometre ve beraberinde hem cihazın doğru kullanılmasını sağlayan hem de ölçümlerin saklanıp raporlanmasına yarayan mobil uygulama çözümü sunuyor. Spirohome’un kurucu ortağı ve CEO’su Merthan Öztürk, ticarileşme süreçlerinin devam ettiğini ve 2019 itibariyle seri üretime geçmeyi planladıklarını belirtiyor.</li>
<li>Geen Biotechnology: Kanser hücrelerinin yok edilmesi için akıllı onkolitik virüsler geliştiriyor. Intellivir adını verdikleri platformla, kılavuz gen sistemini hali hazırda varolan, kendini klinik olarak kanıtlamış ve patent süresi bitmiş onkolitik virüslere yerleştiriyorlar. Sonra da hastadan alınan tümörü farelere yerleştirip, virüsleri bu farelerin üzerinde eğitiyorlar. Geen Biotechnology’nin kurucusu ve CEO’su Arda Deniz Dokuzoğlu, yaptıkları işi virüslere kanserle nasıl daha iyi savaşacaklarını öğretmek olarak özetliyor.</li>
<li>Aksense Medtech Corporation: Hastane enfeksiyonlarının hızlı tanısı için yüksek teknolojili bir tanı cihazı geliştiriyor. Hastane enfeksiyonuna neden olan alt bakteri türünü, normale göre daha hızlı ve düşük maliyetle tespit eden yenilikçi bir çözüm sunuyor. Aksense kurucusu ve CEO’su Asiye Karakullukçu, giderek artan hastane enfeksiyonlarından kaynaklanan ölümlere çözüm sunmak için kurulan bir startup olduklarını belirtiyor.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>DÜNYA <strong>Selin Arslanhan MEMİŞ</strong> <strong>22.06.2018</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2018/06/23/turkiyenin-biyoteknolojideki-siralamasi-nasil-degisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye dünyada ilk 7 ülke arasına girer mi?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/12/17/turkiye-dunyada-ilk-7-ulke-arasina-girer-mi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/12/17/turkiye-dunyada-ilk-7-ulke-arasina-girer-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Dec 2017 15:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberbilimteknoloji.com/?p=9270</guid>

					<description><![CDATA[Aslına bakarsanız girdi bile. GEEN sayesinde Türkiye’nin adı dünyayı değiştiren ve geleceği şekillendiren 7 ülke arasında geçiyor. Nedir bu GEEN? GEEN, 2015’te Yıldız Teknopark’ta kurulan ve aynı zamanda İTÜ Çekirdek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aslına bakarsanız girdi bile. GEEN sayesinde Türkiye’nin adı dünyayı değiştiren ve geleceği şekillendiren 7 ülke arasında geçiyor. Nedir bu GEEN? GEEN, 2015’te Yıldız Teknopark’ta kurulan ve aynı zamanda İTÜ Çekirdek girişimlerinden olan bir biyoteknoloji startup’ı. Bu startup, hücreleri istenilen görevi yerine getirmek üzere programlayan bir genetik işletim sistemi geliştirdi. Bu sayede mikroorganizmaları plastik, süt ya da yakıt üretmek için programlamak çok daha kolay oluyor ve aynı zamanda akıllı virüsler ile kanser hücrelerini yok eder hale geliyoruz. GEEN’in sistemi ile hücreleri değiştirirken birden çok modifikasyonu aynı anda yapmak ve doğrulamak mümkün.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, sentetik biyolojiyle dünyayı yeniden şekillendiren 67 startup sıralandı1. Bu 67 startup, gıdadan enerjiye, sağlıktan tarıma birçok sektörü dönüştürüyor. GEEN Biyoteknoloji işte bu listeye girdi. Listede hangi ülkelerden startuplar var? ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Danimarka, İtalya ve bir de Türkiye. Bir startup sayesinde geleceği şekillendirenlerin arasında sanırım Türkiye ilk kez anılıyor. Hep söylüyorum, değişen dünyada Türkiye için bir yerlerde bir şansımız varsa, onun yolu teknoloji startuplarından geçiyor.</p>
<p>Son 5 yılda dünyada sentetik biyoloji üzerine çalışan startuplara 4.1 milyar dolar yatırım yapıldı2. Şirketlerin bu startuplarla yaptığı anlaşmaların sayısı da aynı dönemde üç katına çıktı. 2016’da yapılan yatırımların yüzde 65’ini kurumsal şirketler yaptı. Google, Novartis, Illumina, Cargill yatırım yapan şirketler arasında öne çıkanlardan. Bu 67 startup arasına girenlerden en fazla yatırım tutarına sahip olan 5’inin şimdiye kadar kullandıkları fon 120 milyon ile 474 milyon dolar arasında değişiyor. Ne bu rakamları ne de içinde bulunduğu ekosistemi maalesef karşılaştırmak mümkün olmasa da, bizim bu listedeki startupımız GEEN ise, en son geçen gün TİM İnovasyon ve Girişimcilik Haftasında birinci oldu ve 200 bin TL aldı.</p>
<p>Bu arada bu hafta 11. Kalkınma Planı çalışmalarımız başladı. Yeniden 2023’te nerede olmak istediğimizi ve oraya nasıl gideceğimizi konuşuyoruz. En son 10.Plan için bu tür uzun eylem listelerini sıraladığımızda en temel eksiğimiz, yapacaklarımızı bir odak etrafında toplayıp önceliklendirememek olmuştu. Şimdi 11. Plan’ın en temel işlevinin bu olması gerektiğini düşünüyorum ben. Nereye gitmek istediğimiz belli, ne yapmamız gerektiği de az çok belli. Mesele, onları dağınık birer çarşaf liste olarak bırakmak yerine, sınırlı sayıda önceliklendirilmiş eylemi bir odak etrafında toplamak ve ilişkilendirmek. Sonra da hızlıca uygulamaya koymak. Odak belirlemek, seçim yapmak söz konusu olduğunda da, bir kafamızı kaldırıp ilk 10 ekonomi arasına girmek istediğimiz dünyaya bir bakalım lütfen.</p>
<p>Bir kez de buradan söyleyeyim. Sektör seçmek 20.yüzyılın konusuydu. Şimdi ekonomi politikaları yeni teknolojiler etrafında şekilleniyor. Ar-Ge’den kentleşmeye, imalat sanayiinden eğitime her ne yapacaksak, odağına seçtiğimiz yeni teknolojileri yerleştirmemiz gerekiyor. Yani bir şey seçeceksek, teknoloji seçmemiz lazım. Yeni teknolojiler, aynı anda birçok sektörü dönüştürebilen yatay teknolojiler. Türkiye’nin 2023 için fazla zamanı kalmadı. Hızlı bir dönüşümü tetiklemek istiyorsak, farklı sektörlerimizi aynı anda dönüştürecek yeni teknolojilere odaklı proje ve mekanizmalara ihtiyacımız var. Bir de bu hızlı dönüşüm için, dünyadaki değişime katkı veren, değişime kolaylıkla adapte olabilen aktörlere. 21. yüzyılda, dünyanın neredeyse her yerinde teknolojik değişimi en hızlı izleyip, yapılarından dolayı da bu değişime en hızlı adapte olabilen aktör, teknoloji startupları. Türkiye’nin de dünyadaki dönüşüme katkı veren tek aktörü&#8230; Bu arada 11. Plan çalışma gruplarından birinde, oradaki neredeyse tüm yerli ve yabancı şirketler konuşurken startup vurgusu yaptı. 10.Plan’dan bugüne en büyük değişim bu. Etkilenmedim desem yalan olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>DÜNYA Selin Arslanhan Memiş 15.12.2017</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/12/17/turkiye-dunyada-ilk-7-ulke-arasina-girer-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanından sağlığa teknolojik çözümler</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/09/19/turk-bilim-insanindan-sagliga-teknolojik-cozumler/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/09/19/turk-bilim-insanindan-sagliga-teknolojik-cozumler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 00:46:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberbilimteknoloji.com/?p=8246</guid>

					<description><![CDATA[Biyoteknoloji alanında birçok ilke imza atan Stanford Üniversitesi Radyoloji Bölümü ve Elektrik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Utkan Demirci, Silikon Vadisi’nde yenilikçi teknolojiler geliştirmeye devam ediyor. Prof. Dr. Utkan Demirci Harvard Üniversitesi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biyoteknoloji alanında birçok ilke imza atan Stanford Üniversitesi Radyoloji Bölümü ve Elektrik Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Utkan Demirci, Silikon Vadisi’nde yenilikçi teknolojiler geliştirmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Utkan Demirci</strong> Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (Harvard-MIT) Bio-Acoustic Mems in Medicine (BAMM) laboratuvarlarını kurdu.</p>
<p>Dünyada ilk kez Türkiye’de, Amerika ve Avrupa dahil birçok ülkede kullanılan mikroçipli tüp bebek teknolojisini gerçekleştirdi. Bu teknolojilerle Türkiye’de dünyaya gelmiş 5 binin üzerinde bebek doğdu.</p>
<p>3D (3 Boyutlu) biyo-yazıcı ile insan embriyonik kök hücrelerini içeren damlacıklı baskı yapmayı başardı. Kullandıkları yöntemler baskı sırasında damlacık boyutu ve hücre sayısını kontrol edilebildiklerini belirten Demirci, bu çalışma sayesinde kök hücre üretimi ile organ naklinde karşılaşılan sorunların tedavisinde çığır açacağını söyledi.</p>
<p>“Zor problemlerin çözümünü tek seferde çoğu zaman bulmak mümkün olmuyor. Eğer büyük problemleri çözmek istiyorsanız, düşmeye ve kalkmaya alışık olacaksınız, cesur olacaksınız” diyen Stanford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Utkan Demirci ile ilham veren öyküsünü konuştuk.</p>
<p><strong>Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Ankara Çankaya&#8217;da doğdum ve 6 yaşımda İstanbul&#8217;a yerleştik. Liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi&#8217;nde bitirdim. Mezuniyetimden sonra, üniversite giriş sınavında Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü kazandım. Millî Eğitim Bakanlığı’nın o dönemde öğrenci yerleştirme sınavında ilk 100 içerisine giren başarılı öğrencilere sağladığı yurt dışı bursunu kazanarak lisans eğitimimi Michigan Üniversitesi’nde (Ann Arbor, Amerika Birleşik Devletleri) tamamladım. Stanford Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarımı tamamlamamın ardından Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (Harvard-MIT) Bio-Acoustic Mems in Medicine (BAMM) laboratuvarlarını kurup, bu üniversitelerde öğretim üyesi olarak çalışmalarıma başladım.</p>
<p>2013 yılında Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doçent olduktan sonra 2014’te Stanford Üniversitesi’ne geçerek aynı unvan ile ‘tenured’ olarak akademik çalışmalarıma devam ettim. ABD’nin ve dünyanın en iyi mühendislik ve tıp fakültelerini bünyesinde bulunduran Stanford Üniversitesi, ayrıca Google ve Intel gibi dünya devi şirketlerin ortaya çıktığı ve Silikon Vadisi’nin göbeğinde dünyaya ışık saçan bir ortamda bulunmaktadır.</p>
<p>Stanford Üniversitesi’nin sahip olduğu imkanlar ve yenilikçi teknolojilerin gelişmesine verdiği önem, çalışmalarımızı burada sürdürmek için verdiğim kararda önemli bir yere sahip.</p>
<p><strong>Nasıl fark yaratırsınız?</strong></p>
<p>Fark yaratmak aslında çok zor bir iş. Bakış açınızı değiştirdiğiniz an dahi o farkı yaratmış olabilirsiniz. Bence farkındalık düşüncemizi değiştirdiğimiz andan itibaren başlayan bir süreçtir.</p>
<p>Fark yaratmak istiyorsanız ilk başta çok okumalı, araştırmalı ve en basitinden gözlem yapmalısınız. İnsanları, hayvanları, nesneleri sorgulamalı ve bu sorulara ait cevapları bulmalıyız. Çünkü bu basit cevaplar ile fark yaratmaya giden yola girmiş olursunuz. Okuyan, gözlem yapan, “Olayları neden, niçin veya nasıl daha iyi olabilir?” şeklinde sorgulayan bir bireyim. Ama bu sorgulama sadece eleştirme boyutunda olamaz. Eleştirmek kolay ancak bir şeyi yapıcı bir şekilde ortaya koymak asıl zor olandır.</p>
<p>Birçok kültürde çok soru sormak veya çok eleştirmek veya negatif olmak sanki bir meziyetmiş gibi görülüyor. Bu insanların denemesinde hatalarını görüp düzeltmesinde yeni şeyler üretebilmesinde bir engel olarak karsımıza çıkıyor. Pozitif bakabilmek ve olan problemlere çözüm sağlayabilmek asıl zor olan ve bunu herkes yapacak cesarete ya da birikime sahip olacak seviyeye ve anlayışa gelemeyebiliyor. Bu yıllar alan çalışmanın bir sonucu, bir birikim ve kültür meselesi.</p>
<p><strong>Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?</strong></p>
<p>Hangi konu olursa olsun başarısız olduğumda öncelikle kendimin ne yaptığımı, neyi başaramadığımı, nerede hata yaptığımı düşünürüm. İlk amacım başarısızlığın önündeki etmenin kendim olmadığımdan emin olmaktır. Eğer dış etmenlerden kaynaklanıyorsa onları hızlı bir şekilde tespit eder ve aşmanın yollarını ararım. Her yaptığım işin ya da aldığım kararın sonucu benim için önemlidir.</p>
<p>Bir problemi çözmek için bazen bin yol deneriz bir tanesi çalışır. Bazen senelerce bir problemi nasıl çözebileceğimizi düşündüğümüz olur. Yeni inovatif fikirler bir anda değil uzun yıllar beyin mesaisi yaparak geliyor.</p>
<p>Başarısızlıklar çok önemli çünkü insan en çok başarısızlıklarından bir şey öğrenir ve kariyerinde ve yaptığı işte bir sonraki seviyeye ancak böyle çıkabilir. Hataları bir daha tekrarlamamak üzere fark etmenin, aslında hatalar olumsuz olarak görünse bile insanı geliştirdiğini düşünüyorum. Mesele düşmekte değil, o gidişatı erken tespit edip, kalkıp yürümeye devam edebilmekte. Zor problemlerin çözümünü tek seferde çoğu zaman bulmak mümkün olmuyor. Onun için düşmeye ve kalkmaya alışık olacaksınız, cesur olacaksınız eğer büyük problemleri çözmek istiyorsanız.</p>
<p><strong>Sizin için para nedir?</strong></p>
<p>Bilimsel çalışmalar, yüksek maliyetli çalışmalar olduğu için bilim ve teknolojiye büyük bütçeler ayrılması gerekiyor. Yani aslında bilimin ilerleyebilmesi ve bir sonuca ulaşabilmesi için para sadece bir araçtır, amaç olamaz.</p>
<p>Dünyada çok miktarda kaynağı ve parası olan çok fazla sayıda insan var, fakat bunlardan kaçının ismi bundan 30 yıl sonra hatırlanacak veya önemli olacak. İnsanlar eserleriyle, yaptıklarıyla ve hizmetleriyle yaşarlar. Bugün tarihte ismini bildiğimiz birçok insanı, çok parası olduğu için mi değerle anıyoruz, yoksa insanlara ve memleketlerine ömürleri süresince yaptıkları hizmetler sebebiyle mi? Örneğin Atatürk’ün bu milletin aydınlanmasına, istiklaline ve istikbaline yaptığı hizmetlerin değerini hangi para karşılayabilir. Bu fani dünyada para araçtır, amaç olamaz. Bu insanlar paraları olduğu için değil, kendilerini iyi bir şeyler yapmaya vakfettikleri için bugün hatırlanıyorlar ve dünya döndükçe hatırlanmaya devam edecekler.</p>
<p><strong>Kendinize hedef koydunuz mu?</strong></p>
<p>Ortaokul yıllarımdan beri hedeflerim arasında bilim adamı olmak vardı. Elektrik-Elektronik bölümünde doktora yaptığım yıllarda tıp ve sağlık alanlarındaki gelişmeler ilgimi çekmeye başladı. Hoşuma giden, ilgimi çeken şeyleri yapmaya karar verdim. Akademik olarak devam edecek bu süreçte en büyük hedefim ise kendimi daha başarılı, yenilikleri ortaya koyan, araştıran, çalışan, yenilgilerden yılmayan ve yaptığı çalışmalarla mutlu olan; bilime ve insanlığa ve memleketime katkısı olan şeyleri üretmeyi amaçlıyorum.</p>
<p>Son zamanlarda laboratuvar ortamında çözdüğümüz bazı problemlerin insanlara hizmete dönüştüğü anda asıl pozitif etkinin büyük kitlelere yansıyabileceğini daha net görüyorum. Bu bakımdan özellikle yönetim ve şirketleşme alanlarında ister istemez çok büyük bir tecrübe kazanmak ve bunu pratiğe dökmek zorunda kaldım. Kurduğum 4 şirket farklı alanlarda insanlara sağlık hizmetlerini geliştirmiş olduğum ileri teknolojiler yoluyla sunmaya çalışıyor. Bir yandan kısırlık problemlerini çözmeye yönelirken, bir taraftan da kanser üzerine teknolojiler sunuyoruz.</p>
<p>En büyük hedeflerimden biri öncelikle kendi insanıma ve memleketime faydalı bir, şanslıysam iki iş yapabilmekti. Amerika’ya göçtük, bu işi nasıl yapacağız diye dertlenirken, kul istedi bir göz, Allah verdi iki göz. Kısırlık sorunu için bir teknoloji geliştirdik. Bu teknolojiyi de dünyada ilk kez Türkiye’de insanımızın hizmetine sunduk. Şimdi dünyada Amerika ve Avrupa dahil birçok ülkede kullanılan mikroçipli tüp bebek teknolojisini ilk bizim insanımız, ilk bizim annelerimiz babalarımız gülerek karşıladı. Bir bilim insanı olarak en çok gurur duyduğum sonuçlardan birisi de bizim teknolojilerimizle Türkiye’de dünyaya gelmiş 5 binin üzerinde bebek olması. Bunun yanı sıra Türkiye’de bir istihdam yarattık, genç arkadaşlara iş imkânı ve ileri bir teknoloji üzerine çalışma imkânı ve bu teknoloji daha da ileriye götürme vizyonuna inandık.  İzmir’de kurduğumuz şirketimizle bu ileri biyoteknoloji ürünü tüm dünyaya ihraç etmeye başladık. Aslında son 4 yılda yasadığımız zorlukları size anlatsam masal olur. Bir yeniliği, yeniliği üretmeyi, kendisinin biliminin Ali Kuşçu’dan, Mevlana’dan, Yunus’tan geldiğini belki duymuş ama bu gerçekliği özümseyememiş ve son yüzyıllarda savaşlarla ve fakirlikle kendini unutmuş bir coğrafyada, konuya alışık olmayan, teknolojinin batıda piş ağzıma düş seklinde kendilerine gelmesine alışmış mantıklar sistematiğini değiştirmek hiç de kolay değil.</p>
<p>Türk insanın çalışkan, zeki, inovatif, üretken ve yaratıcı olduğunu, gerekli imkan ve vizyon dahilinde özündeki kudreti pratiğe dökebildiğini bizzat kendim tecrübe etmek fırsatına eriştim. Biz tıp alanında yeni bir biyoteknolojiyi Türkiye’de ilk kez üretip, Türkiye’de ilk kullanıma sunarak bir devrime imza attık. Bu başarıyı gelecekte gelecek güzel günlerin ilk tohumları olarak görüyor ve gençlerimizin bu meşaleyi ileriye taşıyacaklarına gönülden inanıyorum.</p>
<p><strong>Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?</strong></p>
<p>Denge hayatımızın her anında olmalı bence; okulda, iş yerinde, evde. Çok çalışmak başarının anahtarıdır fakat vücudumuzun ve kafamızın da korunması gereken bir dengesi var. Bu sebeple bol bol spor ve yürüyüş yaparak kendimi günün karmaşasından izole eder, olaylara ve sorunlara farklı açılardan bakmak için zaman ve enerji buluyorum. Böylelikle devamlı başarı için dengeyi sağlıklı bir şekilde kurmayı sağlıyorum. Doğada sayısız gezegen dönerken nasıl dengesinin bir hikmeti varsa, insan hayatıyla yaşayışıyla, her aldığı ve verdiği nefesten sorumlu, bu sayılı nefesin de hakkını vermesi lazım.</p>
<p><strong>Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?</strong></p>
<p>Benim için en büyük rekabet kendimle olan rekabettir. Kendi koyduğum hedeflere zamanında ulaşmak için emek harcadığım zamana karşı olan rekabettir. Zaman geçiyor, çok işlerimiz var yapılacak ama yaptığımız işler çok emek gerektiren çalışmalar, çok zaman ve enerji alıyor. Çevremdekilere, beraber çalışabileceğim ve sorunları çözerken kendi yetenekleriyle çözüme katkısı olacak değerler olarak bakarım. Amaç üzümü yemektir ama bağcıyı dövmek değildir araştırmada. Kariyerde belli bir noktadan sonra problemin çözülmüş olması kimin çözdüğünden daha fazla tat veriyor. Öncelikler ve önem sırası değişiyor.</p>
<p><strong>Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?</strong></p>
<p>Olabildiğince stresten uzak durmaya çalışıyorum. Stresli ve sorunlu insanları çevremden uzak tutuyorum. Pozitif ve çalışkan insanlardan oluşan takımlar kurmaya çalışıyorum.</p>
<p>Fırsat buldukça temiz havada dağlarda bol bol yürüyüş yapmayı, kayak yapmayı seviyorum.</p>
<p><strong>Kaybetmek kolay gibi anlatılsa da zorlu bir süreçtir. Siz her yenilgiden sonra nasıl kazandınız?</strong></p>
<p>Hedeflenen geleceğe ancak çalışarak ulaşılabilir. Başarıya giden yolda yılmamak önemlidir. Kalıcı hiçbir başarı tesadüf veya kolay değildir. Bir insanın kendine güvenmesi, sabretmesi ve motivasyonunu her zaman yüksek tutarak kaderin çemberleri dahilinde başaramayacağı hiçbir şey yoktur.</p>
<p><strong>Kaybettiğinizde üstesinden gelmek zorunda olduğunuz en yoğun duygu hangisiydi?</strong></p>
<p>Sevdiğiniz işi yapıyorsanız, zaten yaptığınız işten zevk almak dışında başka bir duygunuz olmuyor. Bilimsel çalışmalarda disiplinli çalışmak başarının aslında belirleyicisidir. Başarısız olduğum zamanlarda motivasyonumu yükseltip başarıya giden yolda; düzenli, disiplinli çalışarak o işi başarabileceğime dair motivasyonumu yüksek tutarak, yılmadan bıkmadan tekrar sevdiğim işi yapmaya devam ederim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>HÜRRİYET Esra ÖZ 14.07.2017</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/09/19/turk-bilim-insanindan-sagliga-teknolojik-cozumler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam Bilimleri ve Biyoteknolojinin Geleceği</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/07/21/yasam-bilimleri-ve-biyoteknolojinin-gelecegi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/07/21/yasam-bilimleri-ve-biyoteknolojinin-gelecegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Jul 2017 01:37:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://haberbilimteknoloji.com/?p=7631</guid>

					<description><![CDATA[GE Türkiye ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), yaşam bilimlerinde ve biyoteknolojide Türkiye’nin geleceğini masaya yatırdı. 20 Nisan 2017 tarihinde GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantı; Türkiye’de yaşam bilimleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GE Türkiye</strong> ve <strong>Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı</strong> (TEPAV), yaşam bilimlerinde ve biyoteknolojide Türkiye’nin geleceğini masaya yatırdı. 20 Nisan 2017 tarihinde GE Türkiye İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantı; Türkiye’de yaşam bilimleri ve biyoteknoloji ekosistemi, akademide biyoteknolojinin durumu ve biyoteknoloji alanında startup’ların önemi gibi oldukça can alıcı noktalara değindi.</p>
<p>Katma değerli sektörler arasında bulunan bu alanlar Türkiye için hayati önemde ve GE küresel tecrübesiyle Türkiye’nin yerel dinamiklerini birleştirerek çok katılımlı bir model ile yeni bir başarı hikâyesinin altyapısını oluşturmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin yaşam bilimleri ve biyoteknolojide küresel bir oyuncuya dönüşebilmek için ihtiyacı ise yeni teknolojilerin transferini odağa alan bütünsel bir sanayi politikası çerçevesi uygulamak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yaşam Bilimleri Ve Biyoteknolojinin Geleceği Raporu”</strong>nu indirmek ve toplantının gündemini detaylı bir şekilde incelemek için aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://geturkiyeblog.com/yasam-bilimleri-biyoteknolojinin-gelecegi/">https://geturkiyeblog.com/yasam-bilimleri-biyoteknolojinin-gelecegi/</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2017/07/21/yasam-bilimleri-ve-biyoteknolojinin-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin

Page Caching using Disk: Enhanced 
Content Delivery Network via haberbt.b-cdn.net
Minified using Disk

Served from: www.haberbilimteknoloji.com @ 2026-08-30 15:08:26 by W3 Total Cache
-->