<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.haberbilimteknoloji.com/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<description>Bilim ve Teknoloji Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2021 13:26:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.9</generator>

<image>
	<url>https://www.haberbilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/09/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Sağlık &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü Prof. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci&#8217;nin oldu</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/09/eczacibasi-tip-onur-odulu-prof-ugur-sahin-ve-dr-ozlem-turecinin-oldu/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/09/eczacibasi-tip-onur-odulu-prof-ugur-sahin-ve-dr-ozlem-turecinin-oldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2021 13:26:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16807</guid>

					<description><![CDATA[Eczacıbaşı Topluluğu&#8217;nun 1959 yılında tıp alanında başlattığı ödüllendirme ve destek geleneğinin 62. yılında Tıp Onur Ödülü&#8217;nün sahibi Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci oldu. Eczacıbaşı Topluluğu&#8217;nun 1959 yılında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Eczacıbaşı Topluluğu&#8217;nun 1959 yılında tıp alanında başlattığı ödüllendirme ve destek geleneğinin 62. yılında Tıp Onur Ödülü&#8217;nün sahibi Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci oldu.</p>



<p>Eczacıbaşı Topluluğu&#8217;nun 1959 yılında tıp alanında başlattığı ödüllendirme ve destek geleneğinin 62. yılında Tıp Onur Ödülü&#8217;nün sahibi Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci oldu.</p>



<p>Şahin ve Türeci, 2019 yılının son aylarında başlayıp hızla tüm dünyaya yayılarak milyonlarca insanın hastalanmasına ve yüz binlercesinin ölümüne neden olan SARS-COV-2&#8217;ye karşı bir yıldan daha kısa sürede etkili ve güvenilir bir aşı geliştirerek, tıp tarihinde kayda değer bir başarıya imza atmaları nedeniyle Tıp Onur Ödülü&#8217;ne layık görüldü.</p>



<p>Yeni bir teknolojinin ilk ürünü olma özelliğini taşıyan Kovid-19 aşısı, keşfi 1960&#8217;ların başına kadar giden ve başta kanser olmak üzere birçok alandaki aşı projesine konu olan messenger RNA teknolojisinin de onay alarak insanlar üzerinde kullanıma sunulan ilk örneği. Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci çifti, enfeksiyon dışında kanser ve nadir hastalık alanlarında da aşı geliştirme çalışmalarını sürdürüyor.</p>



<p>İstanbul&#8217;da düzenlenen ödül törenine, Sağlık Bakan Yardımcısı Şuayıp Birinci, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu üyeleri ve ödül kazananların yanı sıra Eczacıbaşı Topluluğu yöneticileri ve gazeteciler katıldı.</p>



<p>Bilimsel çalışmalarının yoğunluğu nedeniyle İstanbul&#8217;a gelemeyen ve ödüllerini geçen günlerde Almanya&#8217;da Bülent Eczacıbaş<strong>ı</strong> ile Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgay Dalkara&#8217;nın elinden alan Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci, gönderdikleri video mesajı ile ödülden duydukları memnuniyeti dile getirdi.</p>



<p><strong>&#8220;Geleceğimiz için çok sayıda ders çıkarttık&#8221;</strong></p>



<p>Açıklamada törende yaptığı konuşmaya yer verilen Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Topluluğun 79&#8217;uncu, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri&#8217;nin 62&#8217;nci yılına, dünyayı ve Türkiye&#8217;yi yaklaşık 2 yıldır kuşatan salgın koşullarında ulaştıklarını belirterek, şunları kaydetti:</p>



<p>&#8220;Salgın sırasında dünyanın çeşitli bölgeleriyle birlikte ülkemizde de etkili olan deprem, yangın, sel gibi felaketlerle de sarsıldık ve hepsi birden; doğaya, çevreye karşı sorumluluklarımızın, araştırma ve bilimin önemini bir kez daha anlattı. Geleceğimiz için çok sayıda ders çıkarttık. Söz konusu ulusal ve küresel tehdit ve endişeler, ülke çapındaki kadar, uluslararası iş birliği ve dayanışmanın değerini de bir kere daha gösterdi. Virüs, çok kısa sürede nasıl küresel bir salgına dönüşmüşse insanlığın, milletlerin, devletlerin felaketlerle mücadelesi de küresel olmak zorundaydı. Çözümün sınırları olamazdı. İki bilim insanının, Almanya&#8217;da bir Amerikan firmasıyla iş birliği yaparak çok kısa sürede bütün dünyaya sunduğu aşı geleceğe dair umudumuzu daha da güçlendirdi. 4 milyonun üzerinde can kaybı yaşayan dünya, 2 yıl dolmadan 5 milyar doz dolayında aşı yapabildiyse bu onların katkılarıyla gerçekleşebildi.&#8221;</p>



<p>1923&#8217;te sadece 300 kadar doktora sahipken 1933 üniversite reformunda misafir bilim insanlarının katkısıyla tıp eğitiminde çağı yakalayan Cumhuriyetin, bugünkü mücadelenin sağlam ve bilimsel temellerini hazırladığını vurgulayan Eczacıbaşı, &#8220;Topluluğumuz da, bu tarihin öncü ve önemli bir parçası olarak çağdaşlık yolculuğunda yerini aldı. İzmir&#8217;de Süleyman Ferit Bey&#8217;in eczanesiyle başlayan &#8216;toplumsal değerlere adanmışlık&#8217; 2. Dünya Savaşı&#8217;nın yokluk şartlarında, İstanbul&#8217;da Nejat Eczacıbaşı&#8217;nın ufkuyla Türkiye&#8217;nin sağlık, hijyen, temizlik ve kaliteli yaşam sürecinin temel taşlarını oluşturdu. Topluluğumuzun faaliyetleri, ülkemizde daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşama öncülükle kalmadı; pandemi döneminde de sağlık sisteminin ve toplumun hayati ihtiyaçlarının karşılanmasına büyük katkı sağladı.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>



<p>Toplumsal hayatın her alanında &#8220;normalleşebilme&#8221; umudunun şimdi daha da güçlü olduğunu belirten Eczacıbaşı, &#8220;Elbette bu işin bitmediğini, yeni varyantlarıyla çok hareketli, inatçı bir virüsle karşı karşıya olduğumuzu unutmadan, gerekli tedbirleri elden bırakmadan hayatımızı sürdürmek durumundayız. Bu vesileyle sağlık çalışanlarımızın ve her alandaki mücadelemizin tüm üyelerini yürekten selamlıyor, tüm kayıplarımızı saygıyla anıyoruz.&#8221; değerlendirmesinde bulundu.</p>



<p><strong>&#8220;Bilime her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var&#8221;</strong></p>



<p>Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgay Dalkara da salgının yarattığı kaygı ile kişisel dünyamızın ötesindeki küresel sorunların da farkına varmaya başladığımızı belirterek, şunları kaydetti:</p>



<p>&#8220;Böyle kritik bir dönemde bilime her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu zor sorunların çözümünde bilimi kılavuz almak konusunda tereddüdümüz yok. Nitekim salgının ortaya çıkması ile birlikte bilim insanları virüsü tanımlamayı, tanı-tedavi yöntemleri ile aşı geliştirmeyi tarihte görülmemiş bir hızla başarabildiler. Sağlık çalışanlarımız ise daha ilk günden kendi hayatlarını hiç tereddütsüz riske atarak salgınla savaşta en ön cephede yer aldılar. Bu vesile ile hayatlarını kaybeden değerli sağlık çalışanlarımızı saygı ve şükranla anıyorum.&#8221;</p>



<p>Bütün zorluklara rağmen bilimle güzel günlere erişileceğine inancın tam olduğunu vurgulayan Dalkara, &#8220;Merhum Dr. Nejat Eczacıbaşı&#8217;nı yıllar içinde pek çok değerli bilim insanımızı yüreklendiren ilerici vizyonu nedeniyle saygıyla anıyor ayrıca, başvuruları büyük bir titizlikle değerlendiren tüm Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu üyeleri hocalarıma ve bilime koşulsuz destekleri için başta Sayın Bülent Eczacıbaşı olmak üzere Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı&#8217;na en içten teşekkürlerimi sunuyorum.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>



<p><strong>2021 Tıp Bilim Ödülü Prof. Dr. Mübeccel Akdiş’in</strong></p>



<p>Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu’nun değerlendirmeleri sonucunda 2021 Tıp Bilim Ödülü ise, immünoloji alanında birçok önemli buluşun sahibi bir bilim insanı olan Prof. Dr. Mübeccel Akdiş’e verildi. İsviçre’de Swiss Institute of Allergy and Asthma Research’de 2003 yılından beri İmmün Regülasyon Bölüm Başkanı olarak çalışan Prof. Dr. Mübeccel Akdiş’in, T hücrelerin çalışma şekliyle ilgili çalışmaları dünya çapında sayısız kez alıntılandı. Beş kategoride verilen tıp ödülleri programında bu yıl Tıp Teşvik Ödülü’nü Prof. Dr. Elif Çadırcı alırken, Bilimsel Araştırma Destek Ödülü’nü Doç. Dr. Özgür Kütük, Tıp Öğrencileri Proje Ödülü’nü de Bengisu Karaköse kazandı.</p>



<p><strong>&#8220;Bilime katkı, başarıya ödül&#8221; geleneğinde 62 yıl</strong></p>



<p>Türkiye&#8217;de tıp ve eczacılık bilimlerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla 1959&#8217;da Dr. Nejat F. Eczacıbaşı tarafından dönemin çok değerli tıp hocaları Ord. Prof. Dr. Ekrem Şerif Egeli, Ord. Prof. Dr. Arif İsmet Çetingil, Ord. Prof. Dr. Muhiddin Erel, Prof. Dr. Reşat Garan, Prof. Dr. Sabih Oktay, Prof. Dr. Behiç Onul, Prof. Dr. Zafer Paykoç, Prof. Dr. Necmeddin Polvan&#8217;ın öncülüğünde bilimsel araştırmaları destekleme, başarılı bilim insanlarını ödüllendirme geleneği başlatılmıştı.</p>



<p>2019 Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu Prof. Dr. Turgay Dalkara başkanlığında, Prof. Dr. Murat Akova, Prof. Dr. Şermin Genç, Prof. Dr. Ahmet Gül, Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, Prof. Dr. Hakan S. Orer ve Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu&#8217;ndan oluşuyor.</p>



<p>Dünya tıp çevrelerinde evrensel ölçütte başarı gösteren Türk hekimlerine 2002 yılından itibaren ise Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü verilmesi benimsendi. Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü&#8217;nün ilki Prof. Dr. Münci Kalayoğlu&#8217;na, ikincisi Prof. Dr. Olcay Neyzi&#8217;ye, üçüncüsü Prof. Dr. Masel Mesulam&#8217;a verilirken, dördüncü ödülün sahibi Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci oldu.</p>



<p>2002 öncesinde &#8220;Cumhuriyet Dönemi Tıp Ödülü&#8221; adıyla verilen ödülü, 1982 yılında Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet, Dr. Refik Saydam, Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman ve Ord. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, 1988 yılında Prof. Dr. Muzaffer Aksoy, 1992 yılında ise Prof. Dr. Gazi Yaşargil almıştı.</p>



<p>AA 08.09.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/09/eczacibasi-tip-onur-odulu-prof-ugur-sahin-ve-dr-ozlem-turecinin-oldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>17 yaşındaki lise öğrencisi PCR cihazı üretti: Üniversite onay verdi</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/17-yasindaki-lise-ogrencisi-pcr-cihazi-uretti-universite-onay-verdi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/17-yasindaki-lise-ogrencisi-pcr-cihazi-uretti-universite-onay-verdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 12:03:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16795</guid>

					<description><![CDATA[Kütahya&#8217;da lise öğrencisi Recep Görkem Akandere (17), evine kurduğu atölyesinde parçalarını ve yazılımını kendisinin hazırladığı, koronavirüs testlerinde kullanılan PCR cihazı üretti. Başvurusu üzerine Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde işlenmiş numuneler üzerinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading"><strong>Kütahya&#8217;da lise öğrencisi Recep Görkem Akandere (17), evine kurduğu atölyesinde parçalarını ve yazılımını kendisinin hazırladığı, koronavirüs testlerinde kullanılan PCR cihazı üretti. Başvurusu üzerine Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nde işlenmiş numuneler üzerinde yapılan karşılaştırmalı testlerde Akandere’nin 2 bin liraya ürettiği PCR cihazının doğru sonuçlar verdiği raporlandı.</strong></h5>



<p>Lise öğrencisi Recep Görkem&nbsp;Akandere, iki cihazı karşılaştırıldığında aynı sonucu aldıklarını belirtip, “Cihazım, piyasadaki diğer cihaza göre işlemi yarım saat erken bitirdi ve sıcaklık kontrol hassasiyeti daha yüksek. Algoritma sayesinde zamandan tasarruf edebiliyoruz” dedi.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>2 BİN LİRAYA MAL ETTİ</strong></h2>



<p>Kütahya’da fen lisesi 12’nci sınıf öğrencisi olan Recep Görkem Akandere, ailesinin de desteğiyle evin bir odasına atölye kurdu. Evdeki 3D yazıcısı ile kendi tasarladığı parçaları birleştirerek, 2 bin liraya PCR cihazı üreten Akandere, testlerin doğruluğu için ise Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ne başvurdu.</p>



<p>Üniversitede 2 akademisyen gözetiminde daha önce üzerinde çalışılarak test sonucu alınmış numuneler, Akandere’nin ürettiği PCR cihazında test edildi.</p>



<p>Üniversitenin Tıp Fakültesi Dekanlığı&#8217;nca hazırlanan raporda, cihazın doğru sonuçlar verdiği belirtilerek, “Recep Görkem Akandere’nin tasarlamış olduğu PCR cihazının test sonuçları, fakültemiz öğretim üyeleri Prof. Dr. Aynur Gülcan ve Doç. Dr. Raziye Akçılar gözetiminde, daha önce yapılan bir çalışmanın PCR sonuçları ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiş olup, söz konusu cihazın çalıştığı ve doğru sonuçlar verdiği tespit edilmiştir” denildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="702" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-1024x702.jpg" alt="" class="wp-image-16797" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-1024x702.jpg 1024w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-300x206.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-768x527.jpg 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-100x70.jpg 100w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-218x150.jpg 218w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-696x477.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-1068x732.jpg 1068w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1-612x420.jpg 612w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/09/image002-1.jpg 1327w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<p><a href="https://www.yenisafak.com/koronavirus/normallesmede-test-donemi-3690869" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a></p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>&#8216;YAZILIMI, DONANIMI VE TASARIMI BANA AİT&#8217;</strong></h2>



<p>Türkçe arayüze sahip PCR cihazını piyasadakilerden çok daha uygun fiyatlara mal ederek ürettiğini anlatan Recep Görkem Akandere, “Türkiye’de satılan cihazlar minimum 60 bin liradan başlıyor ve yurt dışından temin ediliyordu. Ben de buna karşın 2 bin liralık bir parça listesi oluşturdum. Cihazla ilgili yaptığım araştırmaların doğruluğunu onayladıktan sonra TÜBİTAK 2204 yarışmasına katılmak için okulumdan bir bütçe alarak ilk prototipi ürettim. İlk cihazın ardından eksiklikleri görerek, piyasada satılan cihazları yakalamak ve yeni cihazımın mükemmelliğe yakın olması için çalışmaya başladım. Üç boyutlu yazıcıyla basılması gereken parçalar vardı, onların da tasarımlarını kendim yaparak yazıcımı kullanarak bastım. İçindeki kullandığım termobloku da (ısıtma sistemi) kendim tasarladım ve İstanbul’daki özel bir şirkete ürettirdim. Cihazın dış kasası da tamamıyla benim tasarım. Bu cihazın yazılımı, donanımı ve tasarımı bana ait. Cihazı tasarlarken kimseden yardım almadım. Cihazın bütçesinin karşılanmasında okulum etkili rol oynadı” diye konuştu.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>&#8216;İŞLEMİ YARIM SAAT ERKEN BİTİRDİ&#8217;</strong></h2>



<p>Ürettiği cihazın Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı&#8217;nda test edildiğini hatırlatan Akandere, “Bu PCR cihazı minimum fiyattaki cihazlara göre daha düşük maliyetli ve çok daha sessiz çalışıyor. Kütahya’daki üniversitede bu cihazın piyasada kullanılan bir cihazla karşılaştırılması için testler yaptık. İki cihazı yan yana koyduk aynı protokolde çalıştırdık.</p>



<p>İki cihazı karşılaştırdığımızda aynı sonucu aldık. Cihazım, piyasadaki diğer cihaza göre işlemi yarım saat erken bitirdi ve sıcaklık kontrol hassasiyeti daha yüksek. Algoritma sayesinde zamandan tasarruf edebiliyoruz. Ben bu cihazın Türkiye’de üretilmesini ve ülkemin bu sektörde tamamen bağımsız olmasını istiyorum. Bu yüzden cihazımın üretimiyle ilgili her türlü desteğe açığım” dedi.</p>



<p>YENİ ŞAFAK 07.09.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/17-yasindaki-lise-ogrencisi-pcr-cihazi-uretti-universite-onay-verdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de üretilen ilk stent greft olan Atlas Avrupa akreditasyonunu aldı</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/turkiyede-uretilen-ilk-stent-greft-olan-atlas-avrupa-akreditasyonunu-aldi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/turkiyede-uretilen-ilk-stent-greft-olan-atlas-avrupa-akreditasyonunu-aldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 21:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16551</guid>

					<description><![CDATA[RD Global-INVAMED Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç: &#8220;Stent greft ürünlerinin RD Global-INVAMED önderliğinde Türkiye’de üretilmeye başlanmasıyla birlikte, dünya stent greft pazarında ciddi dalgalanmalar olacağını öngörüyoruz&#8221; &#160;Türkiye’de üretilen ilk stent greft [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>RD Global-INVAMED Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç: &#8220;Stent greft ürünlerinin RD Global-INVAMED önderliğinde Türkiye’de üretilmeye başlanmasıyla birlikte, dünya stent greft pazarında ciddi dalgalanmalar olacağını öngörüyoruz&#8221;</p>



<p>&nbsp;Türkiye’de üretilen ilk stent greft olan Atlas, Türkiye&#8217;nin yanı sıra Avrupa pazarına da açılıyor.</p>



<p>RD Global açıklamasına göre, yıllar içinde sağlanan teknolojik gelişmeler, günümüzde yaygın olarak kullanılan endovasküler stent greft uygulamalarına olanak tanıdı. İlk olarak 1994’de ABD’de gerçekleştirilen uygulama ile tıp camiasına büyük umutlar veren ve dünyada sayılı ülkeler tarafından üretilen ürün, uluslararası medikal cihaz şirketi RD Global- INVAMED tarafından Türkiye’de üretildi ve CE Sertifikasını aldı. Atlas Stent Greft şimdi Avrupa ile buluşmaya hazırlanıyor.</p>



<p>Açık veya kapalı anevrizmaların tedavisinde kullanılan bu stent greft ürünleri, özel tasarıma sahip bir stent materyali üzerine karbon teknolojisi kullanılarak tamamen biyouyumlu PTFE teflon kaplaması ile oluşturularak anevrizma ve damar yaralanmalarını tedavi ediyor.</p>



<p>Özellikle bacak damarları, karın damarları ve aortik damarlarda kullanılan bu greftler, cerrahi tedaviye alternatif bir yöntem olarak protezin uygun yüzeysel bir damardan girilerek hastalıklı damar bölgesine yerleştirilmesi ile anevrizmanın tedavi edilmesini sağlıyor. Yerleştirildiği damarın içinde damar duvarlarını stent-greftin oluşturduğu yeni bir damar açıklığı meydana getirerek, hayatı riski olan hastaların tedavisinde başarılı sonuçlar veriyor.</p>



<p>Stent greft ürünleri, Türkiye merkezli uluslararası medikal cihaz şirketi RD Global- INVAMED tarafından üretilmeye başlandı, yetkili otoritelerin de onayı üzerine alınan CE sertifikası ile Avrupa ve Türkiye ile buluşuyor.</p>



<p><strong>&#8211; &#8216;</strong><strong>Stent greft pazarı hacminin 5 yıl içinde 4,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor&#8217;</strong></p>



<p>Açıklamada görüşlerine yer verilen RD Global-INVAMED Yönetim Kurulu Başkanı Raşit Dinç, şunları kaydetti:</p>



<p>&#8216;Medtech verilerine göre, halihazırda Amerikalı 2 tıbbi cihaz şirketi tarafından yüzde 65’lik pazar payı ile domine edilen uluslararası stent greft pazarı hacminin önümüzdeki 5 yıl içinde 4,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Tarihsel olarak, dünya genelinde her yıl 270 binden fazla stent greftleme prosedürü gerçekleştirilirken, cerrahi greftleme prosedürleri 320 bini aşıyor. 2026 yılına kadar ise bu prosedürlerin toplam sayısın 800 bini aşacağı öngörülüyor. Bir başka deyişle, global stent greft pazarının 2026 yılına kadar yüzde 7 büyüme ile en hızlı büyüyen ürün segmenti olması tahmin ediliyor. İşte şimdi bu ürün Türkiye’de üretilmeye başladı. Global pazarın yüzde 65’ini domine eden şirketlerin Amerika merkezli şirketler olduğu ve pazardaki diğer şirketlerin de az sayıda Avrupa ülkesi olduğu göz önüne alındığında, stent greft ürünlerinin RD Global-INVAMED önderliğinde Türkiye’de üretilmeye başlanmasıyla birlikte, dünya stent greft pazarında ciddi dalgalanmalar olacağını öngörüyoruz. Atlas markalı stent greft ürünlerinin öncelikle Avrupa ile buluşması akabinde pazar paylarındaki dengeleri değiştireceğimize inanıyoruz.&#8217;</p>



<p>AA&nbsp; 05.06.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/turkiyede-uretilen-ilk-stent-greft-olan-atlas-avrupa-akreditasyonunu-aldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk bilim insanları geliştirdi: Kıkırdak hasarını önleyen eklem içi enjeksiyon</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/08/turk-bilim-insanlari-gelistirdi-kikirdak-hasarini-onleyen-eklem-ici-enjeksiyon/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/08/turk-bilim-insanlari-gelistirdi-kikirdak-hasarini-onleyen-eklem-ici-enjeksiyon/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2021 12:54:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16531</guid>

					<description><![CDATA[Süleyman Demirel Üniversitesi’nde çalışan Türk bilim insanları ve mühendisler yüzde 100 yerli sermayeyle, 2019 yılında kurdukları biyocerrahi temalı şirkette, kıkırdak hasarını önleyen eklem içi enjeksiyonlar üretti. Ürünler sayesinde hastanın proteze [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong><em>Süleyman Demirel Üniversitesi’nde çalışan Türk bilim insanları ve mühendisler yüzde 100 yerli sermayeyle, 2019 yılında kurdukları biyocerrahi temalı şirkette, kıkırdak hasarını önleyen eklem içi enjeksiyonlar üretti. Ürünler sayesinde hastanın proteze giden süreci 4 yıla kadar ertelenirken, doğru hekim kontrolüyle hiç takılmaya da biliyor. Şirketin Genel Müdürü Prof. Dr. Serdar Sezer, dünyada biyocerrahi alanında bir Türk markası oluşturmayı hedeflediklerini, 2 yılda 30 ülkeyle anlaşma imzaladıklarını söyledi.</em></strong></p>



<p>Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Teknokent’te 2 yıl önce açılan ve geleceğin tıbbı olarak adlandırılan biyocerrahi alanında çalışmalar yapan Semical Biosurgery şirketinin Genel Müdürü Prof. Dr. Serdar Sezer, dünyada biyocerrahi alanında bir Türk markası oluşturmayı hedeflediklerini belirterek diz için kullanılan eklem içi enjeksiyonlarını yerli olarak ürettiklerini vurguladı.</p>



<p>2 yılda 11 proje geliştirip çok sayıda ürün ortaya koyduklarını anlatan Prof. Dr. Sezer, tıbbi cihaz, medikal malzeme ve sağlık alanında Avrasya bölgesinin en önemli fuarı kabul edilen Expomed Eurasia’da stant açarak, 3 yeni ürünün lansmanını yaptıklarını dile getirdi.</p>



<p><strong>TÜRKİYE ORTADOĞU’NUN SAĞLIK ÜSSÜ</strong></p>



<p>Türkiye’de biyocerrahi alanında farkındalık yaratmayı amaçladıklarını söyleyen Prof. Dr. Sezer, “3 ürünümüz de Türkiye ve Avrupa pazarında oldukça ilgi gördü. 11 farklı proje yürütüyoruz, dünyada ilk Türkiye’de öncü ürün gruplarımızı tanıtmaya devam edeceğiz. Fuarda, ortopedi, genel cerrahi ve medikal estetik alanındaki ürünleri tanıtıyoruz. Türkiye, Ortadoğu’nun sağlık üssü gibi, hekimler oldukça profesyonel. Fuarda ilk 2 günde 30’dan fazla ülkenin temsilcisiyle görüştük. Başarılar bize de firma olarak önemli avantajlar sağlıyor” dedi.</p>



<p><strong>DÜNYADA BİYOCERRAHİ PAZARI 22,5 MİLYAR DOLAR</strong></p>



<p>Prof. Dr. Sezer, “Ortopedi alanındaki ürünümüzü, halk arasında diz sıvısı olarak adlandırılan diz ağrılarında hekimlerimiz, tedavi amaçlı kullanıyor. Bu ürünü 30’dan fazla ülkeye ihraç ediyoruz. Dünyada biyocerrahi pazarı 22,5 milyar dolar çok yeni bir kavram. Ülkemizde de bu farkındalık yavaş yavaş iyi bir seviyeye geldi” diye konuştu.</p>



<p><strong>HASAR GÖRMÜŞ DOKULAR KENDİNİ YENİLİYOR</strong></p>



<p>Hastalık veya travma gibi sebeplerden dolayı oluşan doku hasarlarının herhangi bir implantasyona gerek kalmadan, ilaç içeriği olmadan, biyo malzeme ve hücre teknolojilerin kombinasyonuyla, hastanın hasar görmüş dokularının kendi kendini yenilemesi için ürünler geliştirdiklerini anlatan Prof. Dr. Sezer, “İleride belki de diz operasyonlarında, kıkırdak aşınmalarında protezlere gerek kalmayacak. Bu yönde çok önemli çalışmalar var. Ülkemizde bilim insanlarıyla oluşturduğumuz çalışma grubuyla bu alanda dünyanın gelişmiş ülkeleriyle aynı standartta olmayı önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.</p>



<p><strong>PROTEZE GİDEN SÜREYİ 4 YILA KADAR UZATIYOR</strong></p>



<p>Prof. Dr. Sezer, “Dizdeki kıkırdak aşınmalarından kaynaklı son çare protez takılmasıdır. Protez takılma sürecine gitmeden önce aşınmayı durdurmak için kayganlaştırıcı özelliğe sahip diz sıvısının azalmasını önlemek için vücudunuza veriyoruz. Diz enjeksiyonları yani viscosupplementler, hastanın proteze giden süresini 3-4 yıl uzatıyor. Doğru hekim kontrolüyle belki protez hiç takılmıyor” açıklamasında bulundu.</p>



<p><strong>2023 YILI HEDEFİ: TÜRKİYE PAZARININ LİDERİ, AVRUPA’DA İLK 3 FİRMADAN BİRİ OLMAK</strong></p>



<p>Medikal estetiği çağın vazgeçilmez bir gerçeği olarak tanımlayan Prof. Dr. Serdar Sezer, “Herkes kendini iyi hissetmek istiyor. Türkiye’de ilk defa dermal dolgu olarak adlandırılan ürünü pazara sunduk. Pandemi döneminde olduğumuz halde yeni 18 ülkeyle ihracat anlaşması imzaladık. 2023 yılında Türkiye pazarının lideri, Avrupa’da ilk 3 firmadan biri olmayı öngörülüyoruz” dedi.</p>



<p><strong>ÜRÜNLER ALMANYA, FRANSA VE İNGİLTERE’DE KULLANILIYOR</strong></p>



<p>Ürünlerin Türkiye’de yıllık 1 milyon adete yakın kullanım alanı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sezer, “Ortopedide her hekimin tercihlerinden bir tanesi oluyor. Türkiye’de ilk 3 markadan biriyiz, Yurt dışında Almanya, Romanya, İngiltere ve Fransa’da kullanılıyor. Ortadoğu’da geniş bir bayilik ağımız oluştu. Başka bir firmanın muadil ürünü çıkarmıyoruz. Ar-Ge altyapımızla kendi teknoloji çözümlerimizi sunuyoruz” diye konuştu.</p>



<p>DHA 06.06.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/08/turk-bilim-insanlari-gelistirdi-kikirdak-hasarini-onleyen-eklem-ici-enjeksiyon/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Dünyası kendi aşısını aylar önce üretebilirmiş; hem de bakın nasıl&#8230;</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/14/turk-dunyasi-kendi-asisini-aylar-once-uretebilirmis-hem-de-bakin-nasil/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/14/turk-dunyasi-kendi-asisini-aylar-once-uretebilirmis-hem-de-bakin-nasil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 13:07:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16401</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Dilde, fikirde, iş&#8217;te birlik&#8221; sözünü İsmail Gaspıralı söyleyeli 100 yıldan fazla oldu. Bu yaklaşımın ne kadar önemli ve geçerli olduğunu her fırsatta tecrübe ediyoruz. Ama ne yazık ki gerekli dersleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Dilde, fikirde, iş&#8217;te birlik&#8221; sözünü İsmail Gaspıralı söyleyeli 100 yıldan fazla oldu. Bu yaklaşımın ne kadar önemli ve geçerli olduğunu her fırsatta tecrübe ediyoruz. Ama ne yazık ki gerekli dersleri çıkarmıyoruz. Aşı konusunda da yaşadığımız benzer bir süreç var.</p>



<p>Öyle ki; Kazakistan kendi COVID-19 aşısını, QazVac’ı üretmeyi başaran sayılı ülkelerden biri oldu. İlk 50 Bin dozun dağıtımını tamamladı ve yıl sonu itibariyle 500 bin doz üretilmesi planlanıyor. İnaktif (ölü) özelliğe sahip aşının yanı sıra şu an Kazakistan canlı aşı üretimi üzerinde çalışan birkaç ülkeden biri. Kazakistan aslında grip aşısı üretiminde de öncü ülkelerden.</p>



<p>Bu başarıda iki sebep öne çıkıyor. Birincisi ülkenin salgın hastalıklar ve biyoteknoloji konusunda uzun yıllara dayanan birikimi, ikincisi de devletin tek çatı altında yürüyen Biyoloji Araştırma Enstitüsüne olan muazzam desteği. İlk çalışmalar 16 Kasım 2020 tarihinde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım-Jomart Tokayev’in talimatıyla başlatılmış.</p>



<p>Aşının üçüncü aşamanın %50&#8217;si 15 Nisan 2021 tamamlanmış. %100 olarak 9 Temmuz 2021 tarihinde tamamlanması planlanmış. Bu son aşamanın ön sonuçlarında herhangi bir olumsuz etki kaydedilmediği için Dünya Sağlık Örgütü’ne belgeler gönderilmiş. 29 Nisan itibarıyla 9 binin üzerinde kişiye aşı yapılmış. Hatta sınırlar kapanınca deney maymunu temin etmekte sıkıntı çekilmiş ve Tarım Bakanlığı Rusya’dan 7 deney maymunu satın almış.</p>



<p>Ülkenin Biyolojik Araştırma Enstitüsü Müdürü Künsulu Zakarya, Kazakistan&#8217;ın aşısının klinik araştırmaların ilk aşamasında %100, ikinci aşamasında ise %96 etkinliğe sahip olduğunu söyledi. Zakarya bu süreçte ilginç bir şey daha tespit ettiklerini aktarıyor. “<strong>Yaklaşık 10 yıldır hamile kalamayan kadınlar, aşıdan sonra hamile kaldılar. Hamile kalanları deneyden çıkarttık. Tesadüfen gelişen bu olay bize aşının güvenli olduğuna dair kanıt sağlamış oldu</strong>.” Zakarya ayrıca 1.5 yıla kadar canlı aşıyı üreteceklerini iddia ediyor.</p>



<p>Şu anda, Kazakistan&#8217;daki nüfus hem Sputnik V hem de QazCovid-in ile aşılanmakta. Egemen Kazakistan Gazetesine konuşan Zakarya, “QazVac neden Sputnik-V aşısından daha geç üretildi?” sorusuna da şu şekilde cevap veriyor: “<strong>Gecikmemiz, bazılarının düşündüğü gibi bilim insanlarımızın potansiyelinden kaynaklanmıyordu. Rusya’da koronavirüs ile enfekte olan hastalar Ocak 2020’de kaydedildi. Kazakistan’da ise bu durum 2020 Mart ayını buldu. İlk patolojik materyal bize sadece 23 Mart 2020 tarihinde teslim edildi. Bu yüzden 2,5 ay geciktik.</strong>”</p>



<p>Böyle bakıldığında Kazak aşısına yönelik eleştiriler Sputnik için de yapılıyordu. Ancak Şubat başında, bir uluslararası otorite haline gelen Lancet Dergisi, Sputnik aşısının etkinliğinin %91 olduğunu gösteren bir çalışmayı yayınladı. Kazakistan’da bu çalışmasının inceleme sürecinde olduğunu belirtiyor.</p>



<p>2 ila 8 ° C arasındaki sıcaklıklarda depolanabilen aşının Dünya Sağlık Örgütü tarafından onay süreci devam ediyor. Zira 9 Temmuz tarihinde tamamlanacağı duyurulan Faz-3 çalışmasının bilimsel sonuçlarının tümüyle açıklanması ve üretim tesisleri için asgari koşulların yerine getirilmesi gerekiyor. Bu aşamalar da tamamlandığında nüfusun tümü yerli aşıyla aşılanacağı gibi başka ülkelere de satışı mümkün hale gelecek.</p>



<p>Bir diğer gelişme, Şubat ayında başlayan görüşmeler neticesinde QazVac aşısının dolum kısmının Türkiye’de bir firma tarafından yapılması kararlaştırıldı. İlgili firmanın başvurusu şu an Kazakistan Sağlık Bakanlığı’nda son aşamada.</p>



<p>Bu güzel gelişme konunun bir başka boyutunu hatırlamamızı ve ibretle ders çıkarmamızı salık veriyor.</p>



<p>28 Nisan 2020’de Türk Konseyi çatısı altında Sağlık Bakanları toplantısı gerçekleşmişti. Bu toplantıda salgınla mücadelede tedarik zinciri grubu oluşturulmasının yanı sıra ortak aşı çalışmaları yapılmasında mutabık kalınmıştı. Maalesef henüz başarılamadı.</p>



<p>Anlaşılan o ki Kazakistan zamanı, insan kaynağını iyi kullanması ve güçlü devlet desteği ile aşının üretiminde hazır hale geldi. Fakat üretim boyutunda yeterli imkanlara sahip değil. Bunu Türkiye rahatlıkla karşılayabilir durumda.</p>



<p>Daha önce de defalarca yazdım ve konuştum. Türk Dünyası bu alanda ortak merkezini kurarak tüm imkanlarını bir araya getirmelidir.</p>



<p>O halde şu önemli soru hepimizi düşündürmeli: Neden bu güç birliği daha önce yapılmadı ve Türk Dünyası kendi aşısını üretemedi?</p>



<p>HABER TÜRK Kürşad ZORLU 07.05.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/14/turk-dunyasi-kendi-asisini-aylar-once-uretebilirmis-hem-de-bakin-nasil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20 binden fazla yerli solum cihazı 30 farklı ülkede</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/23/20-binden-fazla-yerli-solum-cihazi-30-farkli-ulkede/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/23/20-binden-fazla-yerli-solum-cihazi-30-farkli-ulkede/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2021 23:50:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16373</guid>

					<description><![CDATA[Geçen yıl seri üretime başlayan ve Sağlık Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji  Bakanlığı&#8217;na ek olarak Arçelik, ASELSAN, Baykar ve Biosys iş birliğinde gerçekleşen yerli solunum cihazı 30&#8217;dan farklı ülkede insanlara nefes oluyor. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading">Geçen yıl seri üretime başlayan ve Sağlık Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji  Bakanlığı&#8217;na ek olarak Arçelik, ASELSAN, Baykar ve Biosys iş birliğinde gerçekleşen yerli solunum cihazı 30&#8217;dan farklı ülkede insanlara nefes oluyor.</h5>



<p>Biosys Biyomedikal Kurucusu ve Genel Müdürü Cemal Erdoğan, AA&nbsp; muhabirine yaptığı açıklamada, Biosys&#8217;i 2012 yılında Sanayi ve Teknoloji&nbsp; Bakanlığı&#8217;nın desteğiyle kurduklarını ve 5 yıl içerisinde 3 farklı solunum cihazı&nbsp; tasarımı yaparak en iyisini geliştirmeye çalıştıklarını söyledi.</p>



<p>Salgının başlamasıyla birlikte 2012&#8217;den beri üzerinde çalıştıkları&nbsp; solunum cihazına duyulan ihtiyacın fazlasıyla arttığını anlatan Erdoğan, &#8220;Sanayi&nbsp; ve Teknoloji Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı&#8217;nın devreye girmesiyle süreç&nbsp; hızlandırıldı. Bu süreçte cihazın haklarını Sağlık Bakanlığı&#8217;na devrettik.&nbsp; Sonrasında Selçuk Bayraktar&#8217;ın liderliğinde Baykar, Arçelik ve ASELSAN&#8217;ın&nbsp; desteğiyle bir seferberlik başlatıldı. Bakanlıklarımız ve bu 3 şirketin&nbsp; birleşmesiyle biz de ekipçe Ankara&#8217;dan İstanbul&#8217;a geçtik.&#8221; diye konuştu.</p>



<p><strong>TÜRKİYE&#8217;NİN 81 İLİNDE AKTİF OLARAK KULLANILIYOR</strong><strong></strong></p>



<p>Erdoğan, Baykar&#8217;da yerli solunum cihazının yazılımının  iyileştirildiğini ve önemli gelişmeler yapıldığını aktararak, şunları kaydetti:</p>



<p>&#8220;Sonrasında Arçelik&#8217;te seri üretim için hazırlıklar yapıldı ve 2&nbsp; haftada üretime başladık. Bu süreçte Baykar, ASELSAN ve Arçelik mühendisleriyle&nbsp; birlikte günde 18-20 saat arası bir çalışma yürüttük. İlk 5 bin adet cihaz&nbsp; Arçelik&#8217;te üretildi ve dağıtımı yapıldı. Sonrasında üretim ASELSAN&#8217;a geçti. Şu&nbsp; anda da üretim ASELSAN&#8217;da devam ediyor. Maksimum kapasitede günlük 300 adete&nbsp; kadar üretim yapılabiliyor. Bugüne kadar yaklaşık 20 bin adet cihaz üretildi ve&nbsp; şu an birçok ülkede ve Türkiye&#8217;nin 81 ilinde aktif olarak kullanılıyor.</p>



<p>Salgın sürecinde solunum cihazları çok değerli ve neredeyse ulaşılamaz&nbsp; olmuştu. Yeterli sayıda üretim de yoktu. Dünyada üretimini yapan sınırlı sayıda&nbsp; firma bulunuyor. Tüm dünya hazırlıksız yakalanmıştı. Eğer bu cihazın yerli&nbsp; üretimi sağlanmasaydı ihtiyaç duyulan cihaza ulaşmak çok zor olacaktı. Ülkeler&nbsp; kendi şirketlerinin önce kendi ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılamasını istedi ve&nbsp; bazı kısıtlamalar getirildi. Yerli üretim Biyovent&#8217;ler sayesinde hem kendi&nbsp; ülkemizdeki ihtiyacı fazlasıyla karşıladık hem de 30&#8217;dan fazla ülkeye&nbsp; cihazlarımızı gönderdik.&#8221;</p>



<p><strong>ÜRETİLEN SOLUNUM CİHAZLARININ YARISI YURT DIŞINA İHRAÇ EDİLDİ</strong><strong></strong></p>



<p>Üretilen solunum cihazlarının yaklaşık yüzde 50&#8217;sinin yurt dışına&nbsp; ihraç edildiğine dikkati çeken Erdoğan, &#8220;Aralarında Brezilya, Kazakistan,&nbsp; Azerbaycan ve Romanya&#8217;nın da bulunduğu 30&#8217;dan fazla ülkede Türkiye’den çıkan&nbsp; yerli teknoloji insanlara nefes olmaya devam ediyor. Yardım amaçlı Afrika&#8217;ya&nbsp; gönderilen de pek çok cihazımız var.&#8221; dedi.</p>



<p>Erdoğan, yerli solunum cihazının muadilleriyle kıyaslandığında&nbsp; fazlasıyla yeterli özelliklere sahip olduğunu ve içindeki &#8220;Yüksek Akış Oksijen&nbsp; Terapisi&#8221; özelliğinin Kovid-19 tedavisinde çok faydalı olduğunu belirterek,&nbsp; sözlerini şöyle sürdürdü:</p>



<p>&#8220;Sağlık çalışanlarımızdan çok olumlu yorumlar alıyoruz. Ayrıca&nbsp; geliştirmemizi istedikleri kısımlarda da iyileştirmeleri hızla tamamlayıp sahada&nbsp; güncellemeleri yapıyoruz. Şu an yine Kovid-19 tedavisinde kullanılan bir&nbsp; cihazımız üzerinde çalışıyoruz ve birkaç hafta içerisinde duyurusunu yapacağız.&nbsp; Solunum cihazında da en gelişmiş versiyonu yapmak için sıkı bir çalışma&nbsp; içerisindeyiz. Aynı zamanda yine yerli üretimi olmayan 8 farklı tıbbi cihazın&nbsp; daha Ar-Ge sürecini yürütüyoruz. Tıbbi cihaz teknolojilerinde çok önemli bazı&nbsp; kalemlerde dışa bağımlılığı bitirmeyi hedefliyoruz.&#8221;</p>



<p>MİLLİYET 20.04.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/23/20-binden-fazla-yerli-solum-cihazi-30-farkli-ulkede/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burundan aşı geliştiren ilk ülkeyiz! Sprey aşının (Intranazal aşı) diğer aşılardan farkı nedir?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/12/burundan-asi-gelistiren-ilk-ulkeyiz-sprey-asinin-intranazal-asi-diger-asilardan-farki-nedir/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/12/burundan-asi-gelistiren-ilk-ulkeyiz-sprey-asinin-intranazal-asi-diger-asilardan-farki-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 10:59:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16352</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşısı hakkında bilgi veren ODTÜ Kimya Bölümü Kıdemli Araştırmacı/Nanografi Biyoteknoloji Birim Direktörü Dr. Ahmet Çağlar Özketen, &#8220;Intranazal aşı, bir şırınga ya da sprey aparatlar aracılığıyla burundan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşısı hakkında bilgi veren ODTÜ Kimya Bölümü Kıdemli Araştırmacı/Nanografi Biyoteknoloji Birim Direktörü Dr. Ahmet Çağlar Özketen, &#8220;Intranazal aşı, bir şırınga ya da sprey aparatlar aracılığıyla burundan verildiğinde akciğere ulaşıyor ve akciğer epitelleri üzerinde var olan hücrelerimiz aracılığıyla bir immünite (bağışıklık) yaratıyor. Bu nedenle bu tür üst solunum yolundan bulaşan hastalıklar için ideal&#8221; dedi. Kullanımının kolaylığı sayesinde, aşıyı kendi kendimize yapabilir miyiz sorusuna Dr. Özketen, intranazal aşının hastanede, uzman tarafından yapılacağı yanıtını verdi</p>



<p>Sprey halinde buruna uygulanan Türkiye&#8217;nin ilk intranazal yerli aşısı bu yıl içinde kullanıma sunulacak. Gün Başlıyor programında Muharrem Sarıkaya ve Murat Güloğlu&#8217;nun konuğu olan ODTÜ Kimya Bölümü Kıdemli Araştırmacı/Nanografi Biyoteknoloji Birim Direktörü Dr. Ahmet Çağlar Özketen, burundan uygulanacak Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşısı hakkında bilgi verdi.</p>



<p><strong>TÜRKİYE&#8217;NİN İLK İNTRANAZAL YERLİ AŞISI</strong></p>



<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, dün nanografi firmasının çatısı altında devam eden Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşı geliştirme çalışmalarına değerlendirmelerde bulunmuştu.</p>



<p><strong>&#8220;YILDA 250 MİLYON DOZ ÜRETİLEBİLECEK&#8221;</strong></p>



<p>Bakan Varank, &#8220;Aşıda yeni bir teknik söz konusudur. Bu yeni teknikte aşının burundan sprey olarak uygulanması amaçlanmaktadır. İntranazal Covid aşısı denilen bu aşının da çok yakında Faz 1 çalışmalarına başlanacak. Türk bilim insanlarının bu girişimi sonuçlanırsa, bu, dünyadaki ilk İntranazal Covid aşısı olacak. Üretim verimliliği son derece yüksek olan bu aşıdan sadece 1 tesiste, yılda 250 milyon doz üretilebilecek&#8221; dedi.</p>



<p><strong>BAKAN KOCA: BULAŞI DA ÖNLEYEN BİR AŞI</strong></p>



<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da intrazanal aşıların önemine şu şekilde değinmişti: &#8220;Nazal aşı; başından beri takip ettiğimiz, Bakanlık olarak 2020 Mart ayında desteklemek üzere yazı yazdığımız bir aşı. Nazal aşının hem preklinik hem klinik safhasını bakanlık olarak TÜSEB üzerinden destekliyoruz ve desteklemeye devam ediyoruz. Özellikle bu aşının üretim safhasını da destekliyoruz. Sadece araştırma safhasını değil bir özel şirketin girişimi ve 4 üniversitemizin katkısı ve bakanlığımızın desteği ile yakınen takip ettiğimiz ve önemli olacağını düşündüğümüz bir aşı. Dünyada bu anlamda ilk olacağını düşündüğümüz aşı.&#8221;</p>



<p><strong>2-3 HAFTA İÇİNDE FAZ-1 ÇALIŞMASI BAŞLAYACAK</strong></p>



<p>Bakan Koca, &#8220;Farklılığı da, bu salgının daha çok üst solunum yolundan söz konusu olduğu için girişi, bunu önleyen ve girişi önlediği için bulaşı da önleyen bir aşı olarak biliyoruz. Hayvan çalışmaları bitti. Üretim hazırlıkları yapıldı, 2-3 hafta içinde araştırma için gönüllülere Ankara Şehir Hastanesi&#8217;nde Faz-1 çalışmasını başlatmış olacağız. Muhtemelen de en geç yıl sonuna doğru; ama daha erken bitirilmesi ve ayrıca tek doz uygulama için de üzerinde çalışıyoruz&#8221; demişti.</p>



<p><strong>&#8220;HEPİMİZİN AŞISI&#8221;</strong></p>



<p>Intranazal aşı hakkında bilgi veren Dr. Ahmet Çağlar Özketen, &#8220;Nanografi çatısı altında yapılan bu aşıda bilimsel kısmın üstlenildiği ekibiz. ODTÜ&#8217;den, Gazi&#8217;den, Ankara Üniversitesi&#8217;nden ve Hacettepe Üniversitesi&#8217;nden danışman hocalarımızla çalışıyoruz. Bu aşının fikri sınai bütün hakları TÜSEB yani Sağlık Bakanlığı&#8217;na devredilmiş durumunda yani bu aşı, Sağlık Bakanlığı&#8217;nın aşısı, devletimizin, hepimizin aşısı durumunda. Bu tür aşılarda klinik safha dediğimiz Faz-1 Faz-2 Faz-3 ile alakalı tüm açıklamaları yapmak Sağlık Bakanlığı, TÜSEB ve TİTCK gibi enstitülerimizin inisiyatifinde&#8221; dedi.</p>



<p><strong>&#8220;AŞI BURUNDAN VERİLDİĞİNDE AKCİĞERE ULAŞIYOR VE BAĞIŞIKLIK YARATIYOR&#8221;</strong></p>



<p>Burundan yapılan aşıya ilişkin bilgi veren Dr. Özketen, şunları söyledi: &#8220;İntranazal aşılara geleceğin aşı yöntemi olarak bakıyoruz. Nedeni uygulama kolaylığı ve üst solunum yoluna neden olan hastalıklarda, bu hastalıklara neden olan patojenlerle, onların vücudu enfekte ettiği bölgede savaşma imkanı verdiğini düşünüyoruz.</p>



<p>Intranazal aşı, bir şırınga ya da sprey aparatlar aracılığıyla burundan verildiğinde akciğere ulaşıyor ve akciğer epitelleri üzerinde var olan hücrelerimiz aracılığıyla bir immünite (bağışıklık) yaratıyor. Bu nedenle bu tür üst solunum yolundan bulaşan hastalıklar için ideal.&#8221;</p>



<p><strong>SPREY AŞININ DİĞERLERİNDEN FARKI NE?</strong></p>



<p>Intranazal aşının diğer aşılardan farkını anlatan Dr. Ahmet Çağlar Özketen, &#8220;Bizim aşımızın farkı, biz protein bazlı bir formülasyona sahibiz. Virüsün oldukça antijenik olan bir bölgesini, insan hücrelerinde üreterek elde ettiğimiz proteinleri kullanıyoruz immünite yaratmak için. Örneğin, mRNA aşısında, RNA nükleik asiti gelip sizin hücrelerinizin içerisinde bu proteinlerin üretilmesini sağlıyor. Fark, birisi nükleik asit tabanlı diğeri de protein tabanlı olmuş oluyor. Inaktive aşılar, geleneksel aşılardır. Patojeni çeşitli yöntemlerle inaktive ederek bir immünite yaratmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle bizim aşımız şu an Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)&#8217;nün listesinde yaklaşık yüzde 30-35 kadar aşı cinsi protein subunit aşılarıdır. Bu üçte birlik kısma giriyor. Bu hastalıkta en çok çalışılan aşı türü protein aşıları. Bizim bir de yöntem olarak farklılığımız var, intranazal da oradan geliyor&#8221; diye konuştu.</p>



<p><strong>TÜRKİYE BURUNDAN SPREY AŞI GELİŞTİREN İLK ÜLKE</strong></p>



<p>İlk burundan sprey aşı geliştiren ülke olduğumuzu söyleyen Dr. Özketen, sözlerini şöyle sürdürdü: &#8220;Evet, yolağı değiştiren ilk ülke biziz.&#8221;</p>



<p>Aşının ne zaman kullanılmaya başlanacağına ilişkin soruya, &#8220;Sağlık Bakanımızın takibinde olan bir konu bu&#8221; cevabını vererek, &#8220;Bizim tahminimiz sonbahardı, yıl sonuna doğru kayabilir. Burada bazı sıkıntılar var, Türkiye ile alakalı sıkıntılar değil. Uluslararası aşı gruplarının flacon (cam tüp) bulmakta zorlandığı oluyor. Flacon, şırınga, spreyleme aleti, bunun gibi durumların tedariği, üretimde oluşacak regülasyonlar, revizyonlar etkiliyor. Türkiye olarak oldukça hızlı gittiğimizi düşünüyoruz, çok güzel bir ortam yaratıldı. Bu ortam sayesinde oldukça hızlı gidiyoruz. Dışarıdan bakıldığında örnek alınan diğer uluslararası firmalardan dolayı yavaş gidiyormuşuz gibi görünüyor ama inanılmaz hızlıyız. Umarım bu fırsattan yararlanırız, hızlıca bir ya da birden fazla aşıya sahip oluruz ülkece&#8221; şeklinde konuştu.</p>



<p><strong>INTRANAZAL AŞI İNGİLİZ VARYANTINA KARŞI DA ETKİLİ</strong></p>



<p>Intranazal aşının sadece Wuhan suşuna değil, İngiliz varyantına karşı da etkili olduğunu söyleyen Dr. Özketen, &#8220;Bu güzel bir haberdi. 2 haftadır bu sonuçlardan dolayı oldukça mutluyuz. Sağlık Bakanlığımızın tüm kadrosuna ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Aradığımızda ulaşabiliyoruz, istediğimizi sorabiliyoruz. Çok güzel bir iletişim ağı oluştu. Ben bundan umutluyum, bir ya da iki aşımızın ürüne dönüşeceğini düşünüyorum ve bu ortamın bundan sonra gelecek aşılar için de geçerli olacağını düşünüyorum. Yeni mutantlar için oluşturacağımız yeni aşılarda da, bunun dışındaki aşı modellerinde de kullanabileceğimiz bir iletişim ağı oldu&#8221; dedi.</p>



<p>Faz-1 çalışmalarının hızlandırılmış şekliyle 2 ila 3 ay arasında tamamlanabildiğini kaydeden Dr. Özketen, &#8220;2 ay içerisinde Faz-1 biter diye düşünüyorum. Ama burada benim ne düşündüğüm önemli değil. Klinikteki regülasyonu sağlayan otoritelerin kararı. Faz-2&#8217;ye 55, Faz-3&#8217;e 10-20 bin civarında kişi katılacak&#8221; diye konuştu.</p>



<p><strong>SPREY AŞI NASIL KULLANILACAK?</strong></p>



<p>Dr. Özketen, aşıların klinisyen önünde olmak zorunda olduğunu söyleyerek, &#8220;İyi sıkmadım deyip bir daha sıkmaya kalkabilirim. Burada da bir uzmanlık lazım. Bu da bir aşı, hastanelerde uzmanlarımızın önünde yapılmalı&#8221; dedi.</p>



<p>HABER TÜRK 31.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/12/burundan-asi-gelistiren-ilk-ulkeyiz-sprey-asinin-intranazal-asi-diger-asilardan-farki-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burundan Uygulanan Yerli Sprey Aşının İnsan Deneylerine Başlanıyor</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/burundan-uygulanan-yerli-sprey-asinin-insan-deneylerine-baslaniyor/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/burundan-uygulanan-yerli-sprey-asinin-insan-deneylerine-baslaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2021 21:44:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16310</guid>

					<description><![CDATA[Türk bilim insanlarının Covid-19&#8217;a karşı geliştirdiği Türkiye’nin ilk burundan uygulanan (intranazal) yerli aşısı için geri sayım başladı. Sprey şeklinde burundan uygulanacak olan aşıyı geliştiren ekibin arkasında ise Nanografi Nano Teknoloji [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Türk bilim insanlarının Covid-19&#8217;a karşı geliştirdiği Türkiye’nin ilk burundan uygulanan (intranazal) yerli aşısı için geri sayım başladı. Sprey şeklinde burundan uygulanacak olan aşıyı geliştiren ekibin arkasında ise Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’yi bünyesinde barındıran Ahlatcı Holding var. Tamamen yerli imkanlarla geliştirilen aşı çalışmalarında gelinen noktanın önemini vurgulayan Ahlatcı Holding ve Nanografi Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı, “Türk bilim insanlarının imza attığı bu proje hem Türkiye hem de dünya için büyük önem taşıyor. Yürüttüğümüz çalışmayla, ülkemiz için üzerimize düşeni yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.</strong><strong></strong></p>



<p>Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınını önlemek için aşı çalışmaları hız kesmeden devam ederken, yerli ve milli aşı çalışmalarından da güzel haberler geliyor. Bilim insanlarına verdiği desteği sürdüren Ahlatcı Holding’in bünyesinde yer alan Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda Nisan ayında insan deneylerine başlanacak olan Türkiye’nin ilk intranazal yerli aşısı klasik aşılardan farklı olarak burundan sprey şeklinde uygulanacak. Aşının bu teknolojisi sayesinde virüs ile daha etkin mücadele edilebileceği öngörülüyor. Yerli aşının, mutasyon durumunda çok hızlı bir şekilde yeniden modellenebilmesi de Covid-19 ile mücadelede önemli bir adım olarak görülüyor.&nbsp;</p>



<p><strong>40 Bilim İnsanı Bir Araya Geldi</strong></p>



<p><br>ODTÜ Teknokent bünyesindeki Nanografi Nano Teknoloji çatısı altında faaliyete başlayan Türk bilim insanları tarafından yürütülen yerli aşı projesi ülkemizin sahip olduğu gelişmiş Ar-Ge birikiminin de bir göstergesi. Bugüne dek pek çok öncü nanoteknoloji ürünü patenti almayı başarmış bir ekip tarafından geliştirilen yerli aşı projesi, 40 Türk bilim insanını bir araya getirerek büyük bir bilimsel çalışma zemini oluşmasını da sağladı.&nbsp;</p>



<p><strong>Oda Sıcaklığında Taşınabiliyor ve Saklanabiliyor</strong></p>



<p><br>Yenilikçi bir aşı türü olan intranazal aşı RNA ve inaktif aşı teknolojisinden farklı olarak protein temelli olarak tasarlandı. İçerisinde virüs veya virüs benzeri bir parçacık bulunmuyor. Ayrıca hayvan deneyleri de tamamlanmış durumda. Intranazal aşıyla ilgili konuşan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, şunları söylüyor: “Aşı oda sıcaklığında taşınabiliyor ve saklanabiliyor. Burundan verildiği için virüsün direkt vücuda girmesini engelleyebiliyor. Diğer aşıların, kan hücreleriyle karşı karşıya gelene kadar hiçbir etkisi yok. Dolayısıyla aşılı kişilerin virüsü alıp başkalarına bulaştırmasını da engelliyor. Bu şu ana kadar üretilen aşılar ile başarılmış bir şey değil. Uygulaması çok kolay, enjektör girmiyor. Aşı kararsızlığını azaltıyor.”</p>



<p><strong>Ahlatcı Holding, Aşının Tüm Gelirini Devlete Bırakacak</strong></p>



<p><br>Aşıyı geliştirmekte olan Nanografi Nano Teknoloji A.Ş.’yi bünyesinde barındıran Ahlatcı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı, “Koronavirüs salgınıyla mücadelede üzerimize düşeni yerine getirmek amacıyla alanında uzman 40 bilim insanını Nanografi çatısı altında bir araya getirdik. Yerli aşı çalışmasını ülkemiz için üzerimize düşen bir vazife olarak görüyoruz. Bu çalışmayla birlikte ülkemizin bilim insanlarının neler yapabildiğini tüm dünyaya göstermeyi amaçlıyoruz. Nisan ayında aşının insan deneylerine başlayacağız. Bu yıl içerisinde ayda 25 milyon doz, yılda da 300 milyon doz üreterek ülkemizin ihtiyacının tamamını karşılayacağız” dedi.</p>



<p><strong>Türkiye&#8217;nin İlk, Bölgenin İse En Büyük Hacimli Nanoteknoloji Yatırımı&nbsp;</strong></p>



<p><br>Ahmet Ahlatcı, “Grafen Seri Üretim Tesisi Türkiye&#8217;nin ilk, bölgenin ise en büyük hacimli nanoteknoloji yatırımı olacak. Bu yatırımla yıllık grafen üretiminde 100 tonun üzerine çıkacağız. Bu üretim hattı grafen üretiminin zorluklarının çözüldüğü, kullanıcı dostu bir model” şeklinde sözlerine devam etti.</p>



<p><strong>Ahlatcı Holding hakkında:</strong></p>



<p><br>Bereketli Anadolu&#8217;nun parlayan yıldızı Ahlatcı Holding, altın, finans, enerji, sağlık, otomotiv ve gayrimenkul sektörlerinde yer alan 43 şirketiyle hizmet veriyor. Türkiye’nin altın üretimi ve ihracatı konusunda en üst sıralarda yer alan Ahlatcı Holding, 6 farklı sektörde 4.100 çalışanıyla, Çorum&#8217;un istihdam kaynağı. Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere 26 ülkeye ihracat yapan Holding, 1.3 milyar doları aşan bir ihracat hacmine sahip. Holding, ana faaliyet alanı olan kuyumculuk ve altın sektörlerinde Türkiye iç pazarının en büyük tedarikçilerinden biri. Bu ülkenin bereketli topraklarının gücünü, uluslararası alanda hak ettiği değere taşımayı amaçlayan Ahlatcı Holding, doğaya ve insana artı değer sağlarken, uluslararası alanda yenilikçi anlayışıyla fark yaratmayı hedefliyor.&nbsp;<a href="http://www.ahlatci.com.tr/">www.ahlatci.com.tr</a></p>



<p><strong>Nanografi Nano Teknoloji AŞ hakkında:</strong></p>



<p><br>ODTÜ Teknokent bünyesinde 2011 yılında Türk mühendisleri tarafından yüzde 100 yerli sermaye ile kurulan Nanografi Nano Teknoloji AŞ. bir Ahlatcı Holding firmasıdır. Şirket, 2011 yılından bu yana edindiği tecrübelerle kritik alanlarda yaptığı çalışmalarla “yerli ve milli”, katma değeri yüksek ve kritik öneme haiz iş alanlarındaki çalışmalar sürdürüyor. Avrupa Birliği, Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, Savunma Sanayi Başkanlığı, TÜBİTAK ve diğer bilimsel enstitüler arasında müşterek çalışmalar yaparak, nano teknoloji alanında önemli katkılar sunmaya gayret ediyor. Dünya çapında 100 kadar ülkede, en büyük teknoloji ve sanayi şirketlerine, üniversiteler ve enstitülere üretim ve AR-GE desteği veriyor. Türkiye’de ticari amaçlı karbon nanotüp üreten ilk firma olan Nanografi’nin, 2020 yılı itibari ile yüksek üretim kalitesi, ISO 9001:2015 Kalite Güvence Sistemi kalite belgesi ile sertifikalandı. Şirket bünyesinde dünyanın en büyük grafen seri üretim tesislerinden biri olan ve yıllık 100 tonluk grafen üretim kapasitesine sahip Grafen Seri Üretim Tesisi de bulunuyor.&nbsp;<a href="http://www.nanografi.com.tr/">www.nanografi.com.tr/</a><br>&nbsp;</p>



<p><a href="https://www.yerliarahaber.com/">https://www.yerliarahaber.com/</a>&nbsp;04.04.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/burundan-uygulanan-yerli-sprey-asinin-insan-deneylerine-baslaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden Türkiye’den icat çıkmıyor?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2021 10:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Biyoteknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Girişim]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16229</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de neden akademik girişimci yok ya da çok az sayıda? En küçük örnek; neden Türkiye’den bir aşı çıkaramadık? Neden Türkiye’de patent sayısı çok çok çok düşük? Biz yeterli değil miyiz, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de neden akademik girişimci yok ya da çok az sayıda? En küçük örnek; neden Türkiye’den bir aşı çıkaramadık? Neden Türkiye’de patent sayısı çok çok çok düşük? Biz yeterli değil miyiz, akademisyenler mi zayıf, yoksa sistem mi? İkincisi! Neden Uğur Şahin, Türkiye’de üretemiyor ama Almanya’da üretebiliyor? Neden buradaki girişimciler soluğu Batı’da almak istiyor?</p>



<p>Ben Türkiye’nin iyi hem de çok çok iyi olmasını istiyorum. Bu sistemle çok çok çok değil, yeterince iyi olması mümkün değil. Sabah akşam otur, siyaset konuş, sabah akşam yorulmadan dolar Euro çıkmış ne yapacağız diye dövün, sabah akşam aynı konuları pişir pişir!&#8230; Çok çok çok can sıkıcı!&#8230;</p>



<p>Klişe konuları bıraksak da artık icat çıkaran Türkiye’yi konuşsak, görün bakın klişe konuları sakız edenler susacak!&#8230;</p>



<p>Dr. Sevgi Salman Ünver’in, icracı meslekleri, eğitimci, danışman, mentor ve yazar&#8230; uzmanlığına baktığımızda, biyoteknolog, biyoenformatik ve moleküler biyolog. Ünver, yıllarca sahada uzman olarak çalışmış, girişim ekosisteminin özellikle akademide, spesifik olarak da tıp, biyoloji alanlarında sermaye, yatırımcı ya da destekçiyle buluşamadığını gördüğü için birikimlerini, üniversitede bu konuda ders vererek, kitap yazarak, danışmanlık hizmeti sunarak sürdürüyor. Kendisine girişte sırladığım soruları sordum, çok da güzel yanıtlar aldım, üzülmek serbest… Girişmek de!</p>



<p>İnterdisipliner alanda çalışan bir kadınla sizleri buluşturduğum için mutluyum. Ünver’in yolculuğunu biraz ben tarif edeyim biraz o anlatsın; Moleküler Biyoloji ve Genetik okumak üzere Boğaziçi Üniversitesi’ne gitmeye hak kazandığında çevresinden … ama sen çok da akıllısın, niye tıp seçmiyorsun… diyen ve eleştirenler çok olmuş; “Tutkum; yaşamı, canlıların birbiriyle yaşamdaşlığını anlama heyecanıydı. Hep de öyle devam etti.” Böyle başlamış yolculuk. Vah vah denilen Moleküler Biyoloji &#8211; Genetik alanında, lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra&nbsp; ABD University of Delaware’e Biyoteknoloji doktora çalışması yapmak üzere uçmuş; “Türkiye’ye dönüp, akademi mi yoksa sektörel tecrübe mi derken, ilaç sektöründe klinik araştırmalarla başlayıp, uluslararası firmalarda pazarlama, satış, iş geliştirme süreçlerinde bulunmuş; “15 yıl ilaç sektöründeydim. Önem kazanacağını gördüğüm akademik ve biyoteknoloji girişimciliğin Türkiye’de “iyi” olması gerektiğini düşünerek 5 yıl önce Genomedis Biyoteknoloji’yi kurdum…” Ünver akademik girişimcilik üzerine çalışıyor.</p>



<p>Tıp ve biyoloji alanında çok kıymetli hocalarımızın buluşlarla ortaya çıktığını ancak bir sermaye grubuyla birleşemedikleri için, buluşların raflarda kalıp hayata geçemediğini, kendilerinin de küskünler kervanına katıldıklarını görerek çok üzüldüğüm anlar olduğunu saklayamam. Uzatmayayım soru cevaplarda çok ilginç bilgiler var.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Biyoteknoloji sayesinde, hastalıklarımıza çare bulabiliyor muyuz? Neden hala çocuklar sorunlarla doğuyor? Türkiye bu alanda nasıl?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknolojideki üretkenliğin arttığı süreç tüm dünyada da aslında 20-25 yıla dayanıyor. Özellikle de medikal biyoteknolojide. Türkiye geriden gitmekle birlikte, özellikle sağlık, ardından tarım, gıda ve çevre biyoteknolojisinden, endüstriyel biyoteknolojiden söz etmek gerekir… Biyoteknoloji, doğaya uyumlu, doğadan aldığı çözümleri, canlıların kendisini kullanarak, sürdürülebilir bir yaşam için ürüne dönüştürüyor. Biyoteknolojinin temeli ve çözümü, canlının bilgisini ürün haline getirmek…</p>



<p>Daha önceleri çaresiz denilen birçok hastalık için bugün gen ameliyatlarından bahsediyoruz: CRISPR! Geçmiş yıllarda, genetik hastalıklarda semptomları kontrol etmekten başka çaremiz yokken, şimdi sağlıklı bireyler haline gelinmesi için gen düzeltmeleri yapılabiliyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Biraz daha açabilir misiniz? Gen düzeltmesi nedir?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Toplumun bir kesimi ne yazık ki, taşıdıkları genetik özellikler gereği, aileden aldıkları hastalıklarla doğarlar. Genetik hastalıklar için çare olan bir uygulama yoktu. CRISPR dediğimiz yöntem, anneden ya da babadan ya da anne-baba ikisinden birden gelen bozukluğu, dünyaya gelmiş bireyde hücresel düzeyde ameliyat ederek düzeltmeye dayanıyor. Embriyo değil… Embriyo uygulamaları CRISPR’da şu an için yasak… Embriyo düzeyinde yapılan çalışmalar sonraki nesilleri etkiler. Doğmadan yasak olsa da doğduktan sonra yapılabilmesi büyük bir mucize.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Mucize gerçekten…</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Müthiş, bir mucize!… Bunun yanı sıra henüz doğmadan, gebeliğin erken dönemlerinde genetik testlerle bu anomalileri tespit etmek ve aileye sonlandırma ya da devam kararı için şans vermek rutinde bir uygulama örneği…</p>



<p>Son dönemde örnek; SMA hastaları için CRISPR gündeme geldi, embriyo düzeyinde gebelik döneminde tespit etmek mümkün. Bunlar, biyoteknoloji uygulamalarının sunduğu heyecan verici olanaklar… Bunun gibi çok alan var. Örneğin, biyolojik bilgilerimizi günlük rutinimizde biyosensörlerle toplayıp, hastalık riskimizi öngörebilir hale geliyoruz. Müthiş bir şey bu.</p>



<p>Birçok biyosensör ileride giyilebilir &#8211; takılabilir olacak ve biz bunlardan günlük ritmimizi ve rutinden ayrılan değişimleri saptayıp, “Burada bir alarm var” denilebilecek. Bu da yine sağlık açısından öngörüsel, önceden sorunu kestirmek açısından yine biyoteknolojinin sunduğu önemli uygulamalardan biri…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Kalıtsal sorunlarımızın ne kadarını çözmeye aday acaba bu buluşlar?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Anneden babadan geçen 20 binin üzerinde kalıtsal hastalık var. SMA bunlardan biri. Çaresi olmayan 20 bine yakın hastalık var. Bunlardan birkaçında CRISPR kolaylıkla uygulanabilir ve çare olur bir noktaya gidiyor.</p>



<p>Bir mekanizma olsa da bozuk olan bölümü alsak sağlıklı bölümü koysak, kişiler sağlıklı yaşamlarına devam etse hayali kuruyorduk… Öncül uygulamalar vardı ama rutine sokulamadı. Nobel ödül sahibi olan iki bilim kadının buluşu, çok basit ve uygulanabilir bir mekanizma haline getirdi. Şimdi sırayla bütün hastalıklarda deneniyor. Yavaş yavaş da çözümler ortaya çıkıyor hastalıklar için. En yaygın olan hastalıklardan başlayıp, en nadir olanlara doğru… Büyük olasılık ki, CRISPR gelişip çeşitlenecek uygulamaları bu genetik hastalıklarda büyük bir başarı sağlayacak.</p>



<p>CRISPR uygulamaları bir tek genetik hastalıklarda değil, her zaman gıda ve iyi beslenmeye, iyi bir tarıma ihtiyacımız var. Dünya nüfusu artarken kaynaklarımız kısıtlı… İyi ve kaliteli beslenmek bazı teknolojik uygulamaları gerektiriyor. Bir zamanlar GDO olarak hayatımıza girdi. Riskleri ve olumsuz yanları görüldü. Kısıtlamalar geldi. CRISPR uygulamaları bir GDO değil. Dışarıdan bir gen getirmiyor. İyileştirerek besini doğaya uyumlu, verimli oluşturulması için bir çözüm… CRISPR bir tek sağlıkta değil, bu alanlarda da dönüşüm yaratıyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Örnek; yaşlanma, daha uzun ve kaliteli yaşam için ya da bir kaza sonucu bazı yetilerimizi kaybettiğimizde, bunlara yeniden kavuşmanın rahatlığı bambaşka bir şey diye ifade etmemek mümkün değil. Magazinel ifadeyle ölümsüzlük diyeceğim konuları anlıyorum ki, 10-20 yıl içinde rahatlıkla konuşulabileceğiz&#8230;&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknoloji gibi yenilikçi alanlar sayesinde sağlıklı yaş alma, hastane yerine öngörüsel sağlık uygulamaları… sorunu daha erken kestirip önlem alınan “sağlıkhaneler” kavramı üzerinde konuşuyor olacağız.</p>



<p>Şunu çok önemsiyorum: Biyoteknoloji, doğadan aldığı çözümleri ürün ve uygulama olarak sunuyor. Doğaya aykırı bir biyoteknoloji çözümü mümkün değil. Canlılık kısıtlı bir şey… Biyoteknolojideki uygulamalar, o kısıtlılığı verimli kullanıp ya da arttırmayla ürüne çeviriyor.</p>



<p>Yıllardan bağımsız olarak sağlıklı yaş alma teknolojik uygulamalarla mümkün hale gelecek. Şu an için imkansız diye konuştuğumuz omurilik yaralanmalarından sonra felç, büyük bir sorun bütün dünyada… Kök hücre uygulamalarında, hızlanan çok önemli gelişmeler umut vadediyor. İmkansızlar imkanlı hale dönüşüyor…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Geleceğe dair yetkinliklerimizi öngörebilecek düzeyde mi biyolojideki gelişmeler? Güvenlik riski pek konuşulmuyor. Şu anda keşfedilenlerin sarhoşluğu içerisindeyiz.</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Öncelikle kişilerin eğilimlerini biyolojik olarak saptayıp ona göre yönlendirmekten sanıyorum bahsettiniz değil mi? Meslek seçimleri ya da sporcu gibi… Şimdi aslına bakarsanız, o bölüm çok kolay değil. Biyolojik verinin elde edilip, analiz edilip gerçekçi bir şekilde bu tür yönlendirmelerin yapılması zor…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Fütüristik ya da tuhaf bir şey sorduğumun farkındayım. Ama izlediğimiz filmleri ya da okuduğumuz haberleri de unutmayalım; Sovyetler Birliği X sporcuyu küçücük yaşlarda alıp yetiştirdi gibi… Olimpiyatlarda da başarılı&nbsp; bir gencin böyle seçilmiş olduğunu duymak, beni şaşırtmayacak…&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: DNA’da çok bilgi var. Bu bilgiler bir şey ifade ediyor. Bilişim teknolojileriyle harmanlanıyor. Artificial Intelligence, dönüşümü hızlandıran etmenlerden, bahsettiğimiz öngörüsel yaklaşımdan biri… DNA bilgisinden yola çıkarak kestirimler yapmanın kısıtlı olduğu görüldü. Yalnızca DNA’daki bilgiyle biyolojik sistem işlemiyor. O bir çekirdek diye düşünelim. Onun üstünde birtakım şeyler daha var. Bunlardan biri; son 30 yılda üzerinde çok çalışma yapılan ve önemsenen konulardan biri: Epigenetik çalışmalar. Epigenetik, genetik üstü anlamına gelir. O çekirdeğimizin üstünde de bir şeyler var çekirdeğimizi etkileyen… Gen var olsa bile, dış etmenler, o genin susturulup ya da konuşturulmasında etkili… Dolayısıyla susan gen olsa da ortaya çıkmıyor. Konuşan gen ortaya çıkıyor. Bunu da dış etmenler belirliyor. Bu, epigenetik…</p>



<p>Biyolojik hücrelerimiz olarak fani bedende azınlığız. Katbekat fazlamız, bir bakteri ailesiyle birlikte yaşıyoruz. Bedenimizde yaşamdaşız. Görüldü ki, DNA’mız&nbsp; üzerindeki epigenetik mekanizmamız,&nbsp; mikrobiyomumuz (birlikte yaşadığımız canlılar), sinir ağlarımızın oluşturduğu algı ve ilgilerimizin oluşturduğu bir evren var. Buna Canlılık Evreni, “omik evren” diyoruz… Epigenetiğin, genetiğin, mikrobiyomun ve konnektomun… Bütün bilgilerimizin toplandığı omik veriler yani canlı verilerin toplandığı bir evren var. Yapay zeka uygulamaları ile bilişim teknolojileri bunların ilişki ve anlamlarını kurarak, mantıklı çıkarımlar, öngörüler, yönlendirmeler yapabilir. Yalnızca genetik veriye, genetik DNA analizine bakarak söylediğiniz şey çok kısıtlı. DNA testleri küçük bir bölüm… Canlılığın anlam kazandığını görmek bana çok heyecan veriyor, üzerine de epey kafa yoruyorum.&nbsp;</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Maceradan maceraya koşan bir noktadan yola çıkmışsınız ve onu bırakıp girişim dünyasıyla ilgileniyorsunuz. Laboratuvara nasıl sırtınızı dönebildiniz?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Laboratuvardan çıkışım, doktora çalışmasını tamamlayıp Amerika’dan döndükten sonra. Türkiye’de, moleküler biyoloji – genetik, henüz üniversitede yaygın bir alan yoktu. Sabancı Üniversitesi yeni kuruluyordu, Boğaziçi Üniversitesi’nde vardı, vs… Öğrendiğim bilgilerin, biyoteknoloji &#8211; moleküler biyoloji &#8211; genetik alanında, ilaç sektörünün uygulamaları heyecan vericiydi. İlaç sektörünün Türkiye için önemli olduğu dönemlerden biriydi. İlaç klinik araştırmalarının faz 2 ve 3 çalışmalarına geçiş yaptım. Yenilikçi ilaçlarda çalıştım; büyüme hormonu, örneğin; tüp bebekte kullanılan hormon ilaçları ilk biyoteknoloji uygulamalarından biri…</p>



<p>15 yıl uluslararası firmalarda çalıştım. Bir ayağım akademideydi. İlaç sektöründe işletme doktorasına devam ettim. Pratikte edindiğim yöneticilik tecrübesinin akademideki temellerini sorgular oldum. Akademisyenlerle yakın çalışıyordum, ne kadar üretken olabileceklerini, önemli buluşları ürünleştiremeden rafa kaldırdıklarını görmek üzüyordu. Akademik girişimciliğin, diğer girişimciliklerden çok farklı olduğunu gördüm. Özelinde de biyoteknoloji girişimciliği… Köşede bir lokmacı dükkanı açmaya benzemiyor. Patent temelli konuların girişimi çok kolay değil.</p>



<p>Türkiye’deki ilk müfredatı Gebze Teknik Üniversitesi için Işıl Aksan Kurmaz Hocamızla birlikte tasarladık. Son 2 yıldır da Boğaziçi Üniversitesi’nde Biyoteknoloji ve İnovasyon dersi veriyorum. Eğer yüksek katma değerli yüksek teknolojili ürün geliştirilecekse, her şey üniversitede başlıyor. Devletin süreçleri koordine etmesi ve desteklemesi gerekiyor. Dünyadaki modeller böyle.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Umutlu musunuz, oluyor mu?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Olması için daha fazla çalışılması gerekiyor. Yalnızca üniversitenin gayret sarf etmesiyle olmuyor. Türkiye’nin çıkışı, ancak yüksek teknolojili alan ve ürünler ile bu alanlardaki gayrette yatıyor. Bunlar da üniversitelerde ve akademide…Türkiye’de 300 tane üniversite var. Bu 300’ün 300’ünde de böyle bir yönelimin olmasını beklemek pek mümkün değil ama belirli standartları olan üniversitelerde hocalarımızın çok büyük bir gayreti var. Sıkıntı şu, elimizdeki değerin en basit patentlenmesiyle ilgili süreç o kadar zor ki… Dünyada bu çok kolaylaştırılmış durumda. Türkiye’de benim canım hocalarım bir patenti alabilmek için, bir kere cepten ciddi bir harcama yapmak zorundalar. Doğru uzmanlarla çalışamadıkları zaman süreç uzamakta… Bu bile çok korkutuyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Elindeki bilginin çalınabileceği şüphesiyle patente başvuramadıkları doğru mu?&nbsp;</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Bu bir gerçek.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Böyle bir şey nasıl olabilir?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Siz Türkiye için aldığınız bir patenti dünyadaki başka yerlerde koruyamıyorsunuz. Ülke ülke ya da bölgesel patent almanız gerekiyor. Bu konuda sağlam ülkeler ve bu ülkelerdeki üniversiteler bu mekanizmayı çok kolay işletiyorlar. Yani daha geniş kapsamlı bir koruma alıp; böylece patentini desteklemiş oluyorlar. Bizde süreçler o kadar pahalı ki, korkuyor… Bir örnek, geçenlerde bir hoca patent ofisine sormuş. Oradaki uzman, “Patentleme çünkü böyle bilgi olarak patentlersen, çalınır, ürün ürün patentle… o zaman daha zor çalınır” demiş.&nbsp; O, ürün yapayım derken, başka bir yerde zaten patentlemişler. Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Akademisyeni yormadan patentleyen bir mekanizmanın olması gerek. Teknoloji Transfer Ofisleri (TTO) var Türkiye’de… Daha etkin olmaları gerekiyor. Harvard, MIT, Stanford, Berkeley aslında patentler üzerine kurulmuş, yüzlerce spin-off şirketten oluşuyor. Harvard’ın 150 tane şirketi var. Her hocaya ürün ve patentleri için şirketler kurduruluyor. Evet, TÜBİTAK’ın destekleri var. Ama biyoteknoloji çok pahalı, zor, riskli alanlar… Uzun süre ciddi bir finansal destekten sonra çok büyük bir hastalığa çözüm de olabilir, bir küçük uygulama da olabilir ama biyoteknolojik ürünlerin katkısı her zaman çok yüksek oluyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Ne öneriyorsunuz? Bu röportajı izleyen birisi buradan ne alıp çıksın?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Geçtiğimiz yıl tam da pandemiden önce, Türkiye’de Uluslararası Biyoteknoloji Kongresi yapıldı: “Bio Türkiye”. Benim de dahil olduğum bir gruptan, Türkiye için biyoteknoloji modeli önerin dendi.</p>



<p>Bizim yüksek katma değerli ürün üretmeye ihtiyacımız var. Rusya’ya domates gönderebilmek, tarım çok önemli. Ama getirisini ve zahmetini görüyoruz. 1 gr. ilaç aldığınızda ya da örneğin, SMA’nın tedavisi için 1.5-2.5 milyon Euro-dolarlardan bahsediyoruz. Yüksek katma değerli ürün kıymetli. Akademik girişimcilikte bir triatlon modeli kurguladık… Akademisyen, yıllar boyu yaptığı çalışmalarla, laboratuvar çıktılarıyla, araştırma bulgularıyla üniversitede üretecekler. Aynen triatlon gibi, ilk yüzmeyle başlıyor. Soğuk suya atlayanın elindeki o kıymetli çıktıları layıkıyla alıp; sonrasında bisikletle sürece devam edecek olan üniversite sanayi arasındaki bu biyogirişimciyi, akademik girişimciyi destekleyen bir köprü olmalı. Bunlar şu anda teknoloji transfer ofisi gibi görev görüyor ama daha organik bir şeye ihtiyaç var. Sanayinin de sahiplendiği bir şey var. Arada böyle bir bisikletle gidilen bir bölüm diyelim. Ben triatlonu takip ederek söyleyeyim. Sonrasında da sanayinin, akademisyenin de elinden tutarak… “Ya o akademisyen, ticaretle ne işi olur?” demeden çünkü dünyada model değişti.</p>



<p>MIT, Harvard’da sanayicilerle, ilaç firmalarıyla birlikte çalışıyorlar. BioNTech’le Pfizer’in olduğu gibi… BioNTech’i de bir üniversite spin-off’u gibi düşünebiliriz. Böyle bir triatlon modeli önerdik. Peki burada devlet nerede?</p>



<p>Ar-Ge tarafında, süreç boyu… yukarıdan bir helikopter gibi, helikopter bakışıyla koordine etmeli. Acil durumda yukarıdan destek gönderen, ihtiyaç halinde aradaki koordinasyonu ve anlaşmaları sağlayan bir mekanizma olmalı. Kolaylaştıran, gözeten destek sağlayan bir mekanizma. Dünyadaki modeller de bundan farklı değil. Bir şey daha var “tipping point”, verimliliği arttıran şey, bu kurgunun koordinasyonuyla kümelenmeler oluşturması. Biyoteknolojinin kümelenmesi, biyoteknolojide verimliliği arttırıyor. Bilişimle ilgili kümelenmeler bilişimdeki verimliliği arttırıyor. Farklı kümelerin birbirleriyle bağlantıları interdisipliner verimliliği arttırıyor. Türkiye’de bu zayıf. Yok demek daha kolay.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Anladığım kümelenmek, disiplinin kendi içinde dikey olarak gelişmesini sağlıyor, farklı kümelerle iş birliği de interdisipliner süreç yaratıyor. Peki ne oldu yani? Birileri alıp bu çalışmayı devam ettirebildi mi?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Henüz bir çıktısı olmadı. Eylül ayında tekrar bir “Bio Türkiye” olacak. Orada daha ilerlemiş olmayı buradan uygulamalara dönüşümü görmek isteriz tabii ki…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Kaç girişimciyle çalışıyorsunuz? Nasıl bir ekosistem var?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Ben sağlık ve biyoteknoloji girişimciliği özelinde konuşayım. Biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren 300’ün üstünde şirket var. Aslına bakarsanız bunların büyük bir kısmı Türkiye’nin belki de gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri olan, yurt dışından alayım Türkiye’de satayım. Yurt dışından alayım, Türkiye’de en fazla kutulayayım, sonra satayım firmalara. Yenilikçi, Ar-Ge temelli, gerçek biyogirişim gerçek biyoteknoloji firması sayısı artıyor ama hala Türkiye düşünüldüğü zaman, bu nüfus ve bu üniversite sayısı düşünüldüğü zaman, kısıtlı…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: 300 taneden söz ettiniz aralarında gerçek olanların sayısı?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: 60-70’i geçmez diye düşünüyorum. Bunların akademisyenlere ait olması bahsettiğim gibi asıl çıktı ki, kısıtlı… Buraların indüklenmesi gerekiyor. Akademisyene “Şirket kur” demek, cebinden vergi öde demek, biyoteknolojik ürün üretmeniz 5 ila 10 yılı bulabilir.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Sormadan geçemeyeceğim, çalıştıklarınızın önemli bir bölümü yurt dışına gidebilmek için çaba içerisinde olmalı, öyle mi?</strong></p>



<p>Sevgi Salman Ünver: Biyoteknoloji gibi alanlarda ülkeye spesifik olarak girişim çok kısıtlı kalır, çalışmalarınız bütün dünya için olmalı. O nedenle, özellikle uluslararasılaşma konusunda eğitimler veriyor, destek oluyorum. Buradaki kıymetin orada bilinmesi de tabii konuşulması gereken ayrı bir konu, ama bulunan şey kıymetliyse, kıymeti her yerde buldurmaya gayret edilmeli…</p>



<p>Her ne kadar kısıtlı ve az sayıda da olsa önemli gayretleri olan çalışmalar var. Örneğin Türkiye’de orijinal molekül ne yazık ki yok. Daha doğrusu molekülden ürüne dönüşmüş ilaç yok. Prof. Dr. Rana Sanyal’ın RS Research diye bir firması var. Akademik çıkışlı bir firma. Güzel örnek… artmalı. Onlar hayvan deneylerini bitirip Faz 1’e, insan deneylerine gelme aşamasındalar. Bu aşamaya gelmiş bir molekülümüz ilk kez olacak, çok heyecan duyuyoruz.</p>



<p>Müthiş bir şey, kanser alanında… Sayıları artmalı. Herkes çok da gayretli. Bildiğini, öğrendiğini öğretmeye de gayretli. Fakat bu triatlon modelinin bir ekosistemi oluşturması, bu ekosistemin paydaşlarının yoğun gayretle bu süreci yürütmeleri gerekiyor.</p>



<p>Triatlon modelinde bir paydaşı daha vurgulamalıyım; Türkiye’de sayıları da motivasyonları da kısıtlı… Bunlar da yatırımcılar. Dünyadaki yatırımcı modeli biyoteknolojiyle ve akademik girişimcilikle ilgili, uzun soluklu, sabırlı ama sonundaki çıktının hem insanlığa faydası hem de finansal faydasını görebilen olmalı. Yatırımcı modelinin en iyi örneğini BioNTech’in hikayesinde. Uğur Şahin hocaların şirketinin can suyunu bir yatırımcı veriyor. Varlıklı bir aile yatırım yapıyor. Fitili ateşleyenlerden biri bu. Türkiye’de bu motivasyon az. Artmasını dilerim. Bunu vurgulamak istiyorum.</p>



<p>Şu pandemi sürecinde, henüz ürünleşmiş, piyasaya çıkmış bir aşımız yok ama bir anda 9 tane aşı projesi ve iyi kalitede aşı projesi çalışılmaya başladı. Bunlardan bir tanesi de Boğaziçi Üniversitesi’nden sevgili arkadaşım Nesrin Özören’in geliştirdiği aşı.</p>



<p>Kolaylaştırıcı unsurlar, Türkiye’de akademik üretkenliği, biyoteknolojide üretkenliği arttıracaktır. Gençlerimize, henüz lise dönemindeyken inovasyon fikrini çok daha vurgulu olarak hayatlarına sokmalıyız. Yenilik geliştirmeliler. “İcat çıkarma” yerine, bu çocuklar icat çıkarmak zorundalar. Gayret sarf etmeye çalıştığım alanlardan biri bu… Doğru mekanizmalar kurulursa, Türk insanının üretkenliğine, yaratıcılığına, gayretine çok güveniyorum.</p>



<p>DÜNYA Yaprak ÖZER 12.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/12/neden-turkiyeden-icat-cikmiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evindeki laboratuvarda geliştirdiği 3D Biyoyazıcı hastalıklara umut olacak</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/02/evindeki-laboratuvarda-gelistirdigi-3d-biyoyazici-hastaliklara-umut-olacak/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/02/evindeki-laboratuvarda-gelistirdigi-3d-biyoyazici-hastaliklara-umut-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 14:27:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16185</guid>

					<description><![CDATA[Kocaeli’de genç bir mühendis evinde kurduğu laboratuvarında, dokuları ve organları taklit ederek, ilaçların insan vücuduna girmeden önce test edilmesine olanak sağlayacak 3D Biyoyazıcı geliştirdi. Gebze Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Kocaeli’de genç bir mühendis evinde kurduğu laboratuvarında, dokuları ve organları taklit ederek, ilaçların insan vücuduna girmeden önce test edilmesine olanak sağlayacak 3D Biyoyazıcı geliştirdi.</em></p>



<p>Gebze Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde kurduğu şirkette çalışan 26 yaşındaki Biyomedikal Mühendisi Gül Banu Aydın, pandemiden dolayı evinde kurduğu laboratuvarında, tasarımı tamamen yerli ve milli olan GBA SPC1 model 3D Biyoyazıcı geliştirdi. Türk mühendis tarafından 4 aylık bir sürede üretilen ve dünyada bir ilke imza atılan cihaz ile doku ve organlar taklit edilerek, ilaçların ve kozmetik ürünlerin insan vücuduna girmeden önce test edilebilmesi, böylece deneylerde daha az hayvanın kullanılması amaçlanıyor. Aydın, doku mühendisliği çalışmaları sayesinde ileride organ fabrikaları kurulabileceğini hayal ediyor.</p>



<p>&#8216;Kişiye özel organlar yapabiliriz&#8217;</p>



<p>Cihazın tasarım açısından yerli ve milli bir özellik taşıdığını belirten Biyomedikal Mühendisi Gül Banu Aydın, “Biz şunu hedefliyoruz; dokuları taklit edip kanserleştirerek, ilaçları onun üzerinde denemek ve başka dokular üzerinde de kozmetik ürünleri deneyerek insanların vücuduna girmeden önce bu ürünleri laboratuvar ortamında test edip, yan etkilerini azaltmak ve hayvan deneylerini azaltmak. Kanserleşmiş dokuların üzerinde ilaçları deneyerek insanların vücuduna zerk edilmeden önce yüksek performans gösterecek ilaçların oluşturulmasını hedefliyor. Neden doku mühendisliği çalışmaları bu kadar popüler ve insanların heyecanını cezbediyor? Kişiye özel dokular yapabiliriz, kişiye özel organlar yapabiliriz. Yani gün gelecek bir hasta sizin yanınıza gelerek ‘Karaciğerimde problem var&#8217; diyecek. O kişinin MR-CT datalarını kullanarak problemli dokuyu, ya da dokunun içerisinde hasar görmüş yapıyı taklit ederek hastaya nakledebileceğiz ve hastanın sıkıntısını organ naklinden önce giderebileceğiz. Yani organ fabrikaları olacak belki de ve insanlar oraya gelecek, ‘Bana kalp lazım diyecek&#8217; ve biz de ona kalbi basıp göndereceğiz” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1.jpg"><img decoding="async" width="893" height="596" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1.jpg" alt="" class="wp-image-16187" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1.jpg 893w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1-300x200.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1-768x513.jpg 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1-696x465.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-1-629x420.jpg 629w" sizes="(max-width: 893px) 100vw, 893px" /></a></figure>



<p>&#8216;Doku iskelesi üzerinde hücreler çoğalıyor&#8217;</p>



<p>Üretilen 3D Biyoyazıcı ile basılan doku iskelelerinin yanık tedavilerinde de kullanılabileceğini vurgulayan Aydın, “Doku iskelesi sizin yanık kısmınıza implant ediliyor ve oradaki hasarı gideriyor. Hücreler bu bastığımız porlu yapı gösteren doku iskelesi üzerinde çoğalarak doku iskelesinin bir süre sonra bozunur olmasından mütevellit, bozularak oradaki hasarın giderilmesini sağlıyor. Yani bizim bu bastığımız doku iskelesi üzerinde hücreler çoğalıyor ve orada bir yapı inşa ediyorlar. Oradaki iskele işini gördükten sonra da eriyip gidiyor” diye konuştu.</p>



<p>&#8216;Dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar bize nasıl yapıldığına dair sorular soruyorlar&#8217;</p>



<p>Dünyada ve Türkiye&#8217;de 3D biyoyazıcı üreten şirketlerin mevcut olduğunu fakat bunların bütün ürünlerinin ticari ürünler olduğunu kaydeden Aydın, “Biz ise GBA SPC1 model biyoyazıcımızla ticari kaygı gütmeden, bütün insanların bu teknolojiye ulaşabilmesini amaçladık, öyle de oldu. Türkiye&#8217;den ve dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar bize, GBA SPC1 ile ilgili mesajlar atıyorlar ve nasıl yapıldığına dair sorular soruyorlar. Bu sistemi biz sıfırdan kurguladık. ‘İnsanlar nasıl rahat edebilir, nasıl kolay bir şekilde doku iskelesi basabiliriz, doku mühendisliği çalışmalarını nasıl yürütebiliriz&#8217; diye düşünerek yola çıktık. İlk önce tasarımı kurguladık, bütün parçalarına karar verdik. Daha sonra montajına geçtik. Montajında tabii ki de sıkıntılar çıktı. Çünkü sanayiye gidip ustalarla görüştüğünüzde sunduğunuz şeylerle bulduğunuz şeyler farklı oluyor. Onları da hemen revize etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu tarzda problemler yaşadık” şeklinde konuştu.</p>



<p>&#8216;Evimi laboratuvar haline getirdim&#8217;</p>



<p>Kendi evinde çalışmanın çok güzel bir durum olduğunu vurgulayan Aydın, “Benim aslında bir ofisim var. Fakat salgından mütevellit ulaşımın önüne geçebilmek için evimi laboratuvar haline getirdim ve bu şekilde daha kolay işler yapabiliyorum. Gece bir montaj yapıyorum ya da tasarımları revize edip tekrar mevcut 3D yazıcılarda parçaları basıyorum ve istediğim malzemeyi laboratuvarda hazırlayıp, eve getirip falkon tüpler içerisinde basabiliyorum. Bunlar da işimi kolaylaştıran şeyler. Bu harika bir şey. Yani bir yerden bir yere gitmek zorunda kalmıyorum. Evinde 3D yazıcı olanlar beni çok iyi anlayacaktır, istediğiniz şeyi hemen gün içerisinde basabiliyorsunuz ve onun montajını yapıp sıkıntıyı giderebiliyorsunuz” ifadelerini kullandı.</p>



<p>&#8216;Türkiye&#8217;de herhangi bir tedarikçi bulamadık&#8217;</p>



<p>Doku mühendisliği çalışmalarında iğne tedariki konusunda ciddi sıkıntılar çektiklerini aktaran Aydın, şöyle konuştu: “Bu iğneleri biz Çin&#8217;den getirtiyoruz, Türkiye&#8217;de herhangi bir tedarikçi bulamadık ve çok kaliteli dokular üretebilmek için ince uçlu iğneler kullanmak zorundayız. Bunlarda da tıkanma problemi yaşıyoruz ve açmak gerçekten vaktimizi alıyor. Hatta açılmayı bekleyen yüzlerce iğne var diyebilirim.”</p>



<p><a href="https://www.ekovitrin.com/">https://www.ekovitrin.com/</a>&nbsp;&nbsp;&nbsp;28.02.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/02/evindeki-laboratuvarda-gelistirdigi-3d-biyoyazici-hastaliklara-umut-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin

Page Caching using Disk: Enhanced 
Content Delivery Network via haberbt.b-cdn.net
Minified using Disk

Served from: www.haberbilimteknoloji.com @ 2026-09-25 05:18:32 by W3 Total Cache
-->