<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tarım &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.haberbilimteknoloji.com/category/tarim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<description>Bilim ve Teknoloji Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 May 2021 18:54:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.6</generator>

<image>
	<url>https://www.haberbilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/09/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>Tarım &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’nin beka sorunu ne?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/31/turkiyenin-beka-sorunu-ne/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/31/turkiyenin-beka-sorunu-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 May 2021 18:54:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16482</guid>

					<description><![CDATA[Sloganlaştırılmış klişe kalıplara gerek yok. Beynimizi yeterince bu söylemlerle uyuşturduk. Gerçek beka sorunumuz çok pratik, çok insancıl, hayli temel! *Türkiye’nin kaderinde yağış azalması ve kuraklık var. *Çok boğaz beslemek zorunda [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sloganlaştırılmış klişe kalıplara gerek yok. Beynimizi yeterince bu söylemlerle uyuşturduk. Gerçek beka sorunumuz çok pratik, çok insancıl, hayli temel!</p>



<p>*Türkiye’nin kaderinde yağış azalması ve kuraklık var. *Çok boğaz beslemek zorunda olan bir ülkeyiz. *Yer altı suları kimi yerde 5-10-20 metre aşağıya çekiliyor, yerine konulabilmeleri için binlerce yıl gerek. *İç Anadolu’da ve denize yakın bölgelerde yer altı suları azalıyor, tuzlu suyun yer altı sularına karışma ihtimali ortaya çıkıyor. *Tarımda ciddi bir problem var bölgenin iklim ve su şartlarına uygun tahıl veya ürünler seçilmiyor. *Şehirlerde insanlar ile etrafındaki tarım alanlarını su ile beslemek çok zorlaşacak. *Havza envanteri çıkartılmalı. *Bereketli Hilal’de ağaç kalmadı, bereketsiz oldu. *Sadece Karadeniz’in Doğu Karadeniz kısmında ciddi yağış potansiyeli devam ediyor. Güneyde Antalya, Fethiye, Muğla o civarlarda yağışlı bölge kalacak gibi gözüküyor, Doğu Anadolu’da da yüksek dağların olduğu yerlerde de olacak ama… *Osmanlı’nın, Muhteşem Yüzyılı’nın sonuna gelmesinde iklim değişikliğinin ilginç etkisi var. Osmanlı iklim krizi yaşadı; orduları, vatandaşları zayıfladı. *Havza bazında insan yerleşimi, suyun seyahati, tarım ürünlerinin taşıması hesaba katılmalı. *Almanya’yla yaklaşık nüfusa sahibiz, Almanya’da, 3 milyon üniversite öğrencisi, bizde 8 milyon üniversite öğrencisi var aradaki 5 milyon Almanya’da meslek liselerine gidiyor. *Nobelli bilim insanları, İslam dünyasının bilim insanlarının en belirgin özelliği, el-göz koordinasyonu gerektiren işleri ve hobileri olmasıydı. *El-göz koordinasyonu beyinde çok geniş bir alanı uyarıyor. *Eğitim sisteminde Havza Yönetimi gibi ülke istihdam potansiyeline göre eğitim konuşmalıyız. *Gıda, su, beyin stratejik ürünler. *Gençleri heba ediyor; satranç yerine dama oynuyoruz.</p>



<p>Prof. Dr. Talat Çiftçi’yle buluştum. Zenginleştiğim sohbetlerden birini gerçekleştirdik, paylaşmaktan keyif duyuyorum; (youtube, blog, spotify)</p>



<p>Çiftçi’nin İTÜ Kimya Mühendisliği, ABD Rutgers Üniversitesi Biyokimya Mühendisliği master ve doktora çalışması, Chapman Üniversitesi’nden İş İdaresi yüksek lisansı, Işık Üniversitesi’nden Sanat Bilimi doktora çalışması var.</p>



<p>ABD’de Bristol Myers, Türkiye’de Pakmaya, Eczacıbaşı, Bozlu Holding gibi kurumlarda görev almış. Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, Stanford Üniversitesi ile Robotik Laboratuvarı’nın kuruluşunda liderlik üstlenmiş. Halen Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı. Patenti ve yayınlanmış kitabı (Yaşamsal Satranç) da tabii ki anılmayı hak ediyor. Kim bilir ne kadar çok konuyu da atlıyorum.</p>



<p>Söyleşimizi klasik bir ana fikre sığdırmanın mümkün olmayacağını baştan biliyordum. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Sanat ve nörobilim konusunu, büyük haksızlık olsa da aralara sıkıştırmaya kalktım, omurgayı sağlam tutayım diye iklim krizine çıpa attım.</p>



<p>Enerji konusunda umursamadığımız bir çıkmaz sokaktayız. &nbsp;Cennet vatanımız çok yakında bizi besleyemeyecek, barındıramayacak. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre kuraklıktan dolayı buğdayda rekolte kaybı 2 milyon ton, hidrolojik kuraklık sonucu sulu tarım alanları tamamıyla riskte. En fazla kuraklık İç ve Güneydoğu Anadolu’da. 22 ilde tarımsal kuraklık yaşıyoruz. Buğday, mısır, arpa, soya… gibi temel besinlerimizde dışa bağımlı olduk. Gıda güvencesinden yoksunuz. &nbsp;</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Abartıyor muyum sizce?&nbsp;</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Hayır, abartmadınız. Nüfusu hızla artan bir ülkeyiz. Ayrıca göçmen alıyoruz. Çok boğaz beslemek zorunda olan bir ülkeyiz. Küresel iklim değişikliği içerisindeki rolümüz nispeten az. Küçük bir ülkeyiz; dünyada ciddi bir olumsuz trend var.</p>



<p>Sanayi devriminden itibaren insanlık olarak bir iklim değişikliği başlatmış durumdayız. Sadece ortaya çıkan atıklar ve karbondioksit değil, yok ettiğimiz ormanlar da burada söz konusu. Son 20-30 yılda hiç aklımıza gelmeyecek şekilde felaketlerle karşılaşmaya başladık. İklim değişikliğinin yağış azlığı anlamına gelmediğini yağış rejiminin bozulduğunu, toprağın altına inen toprağı besleyen yağışın azaldığını, daha çok sel felaketlerinin olduğunu gösteriyor.</p>



<p>Türkiye için birçok senaryoda bu yüzyıl içerisinde 4-5 derece sıcaklık artışından, aynı zamanda da yüzde 10-20 oranında yağış azalmasından bahsediliyor. Bunlar yan yana geldiği zaman, Türkiye’nin tarımsal üretiminde, uzmanlar diyorlar ki, “Kesin olarak Türkiye’nin kaderinde yağış azalması ve kuraklık var.” Karın azalması ve toprağın altına gitmesi azaldıkça da yer altı suları azalıyor. Buna paralel su kaynağımızı da kirletmekteyiz. Onlar da tarımı zorlaştırıyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Had safhada…</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Tarım hayvancılık yapmakta da zorlanmaya başlıyorsunuz. Çok hassas dengelerin olduğu bölgelerimiz var: İç ve Güneydoğu Anadolu&#8230; Güneydoğu Anadolu’da uluslararası sular meselesi de var. Belli miktar suyu Dicle ve Fırat üzerinden komşu ülkelere verme mecburiyetimiz var. Bazı görüşlere göre, sular o kadar azalabilir ki, biz bu taahhütleri bile yerine getiremeyebiliriz. O zaman da kendi çiftçimize verebileceğimiz su giderek azalıyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sondaj yapılarak, yer altı suları tarımda kullanılır. Yer altı sularının her sene, bulunduğu bölgeye bağlı olarak daha aşağı gittiğini görüyoruz. Kimi yerde 5 &#8211; 10 &#8211; 20 metre… Bunlara fosil su diyoruz, yerine konulabilmeleri için belki binlerce yıl gerek. Yağmur yağdığı zaman yer altı suyu yükselmiyor. Onların süzülerek oraya karışabilmesi yıllar alıyor. İç Anadolu’da ve bazı denize yakın bölgelerde yer altı sularının azaldığını görüyoruz. Bu kez tuzlu suyun yer altı sularına karışma ihtimali ortaya çıkıyor. Tarımda ciddi bir problem var ufukta… Tarım alanlarımızda o bölgenin iklim ve su şartlarına uygun tahıl veya ürünlerin seçilmediğini, genelde ekonomik endişelerle yapıldığını görüyoruz. Diyelim ki bir bölgede çok su isteyen şeker pancarı veya mısır ekimi yapıyorsunuz, ama bölgedeki su kaynakları yeterli değil. Havza bazlı kalkınma &#8211; tarım &#8211; yerleşim planı yapılması gerek. Kızılırmak Havzası dediğimiz zaman, üzerinde beş tane şehir var. Esas mesela su. Bütünleşik yöneten bir yapıya ihtiyaç var. Su meselemiz, şehirlerin idaresinden daha önemli hale geliyor. İleride şehirlerde insanlar ile etrafındaki tarım alanlarını su ile beslememiz çok zorlaşacak. Havza envanteri çıkartmamız gerekiyor.</p>



<p>Bu, bilinmeyen, benim icat ettiğim bir şey değil. Düşünmemiz gereken, hangi bölgenin kaç kişiyi barındırabileceğinden başlamamız gerekiyor. Su, tek kriter değil bir bölgedeki yaşam için istihdam, tarım… her şey var. Bölgenin ağaç, tarım alanı, sanayi içerdiğine bakarak, o bölgede ne kadar insan istihdam edebileceğimizi, yaşatabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Bunları yapabildiğimiz takdirde sürdürülebilir bir yaşam sunabiliriz insanlarımıza.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Bir yazınızda Türkiye’nin beka sorununu irdeliyorsunuz. Türkiye’nin beka sorunu nedir?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Medeniyetin başlangıcı “bereketli hilal” ki, Güneydoğumuz ve Güneyimiz. Ama “bereketli hilal” de ağaç kalmamış, bereketsiz hale gelmiş. Ağaçları yok ederiz. Bu, Roma’nın, Yunanlıların, Mısır’ın başına geldi!.. Çin İmparatorluğu da etraflarındaki ağaçları yok etti. Bir dönem Avrupa’da tekne yapacak ağaç kalmadığı için Güneydoğu Asya’da tekne yapıp Avrupa’ya getirmeye başladılar. Çevrenin sınırlı bir kaynak olduğu konusunu Eski Yunan’da söyleyenler oldu, ama genel nüfusa yayılmadı. Sonuçta, birçok medeniyet etrafını kuruttu.</p>



<p>Daha önce Anadolu’da tuzlanmalar yaşandı. Bölge fazla sulamadan dolayı toprak üretemez hale geldi. Güneydoğu Anadolu’da ölçüsüz sulamaların tuzlanmaya neden olduğu görüşleri uzmanlarca dile getiriliyor. Bu beka sorununu niçin gündeme getirmiyoruz? Çünkü zamana yayılan problemler gözden kaçıyor. Yani biz bugünü kurtarabildiğimiz sürece, 50 yıl sonrayı, düşünmüyoruz. Ama bu işler böyle değil.</p>



<p>İklim değişikliğinin etkileri çok uzaklarda değil, yakında ve bize doğru geliyor. Avrupa Birliği’nde Türkiye adına Biyoekonomi Komisyonu’nda 6 yıl kadar delege olarak görev yaptım. Biyoekonomi Komisyonu’nun hedefi gıda tarım hayvancılık üzerine kurulmuş ekonomi… Örneğin Hollanda dünyanın en fazla gıda maddesi ihraç eden ikinci ülkesi, bu ülkeler iklim değişikliği nasıl etkileyecek diye görmek istiyor… Söylenen şu: “Güney Avrupa ve Türkiye çöl olacak ama korkmayın, biz Kuzey Avrupa’yla onları besleriz”. Yani İtalya’nın, Yunanistan’ın, İspanya’nın kaderinde çölleşme var bizimle birlikte.</p>



<p>Biz ne kadar Avrupa’nın içerisindeyiz, Avrupa bizi ne kadar kollar? Bizim tablolarımızı incelerseniz, İç Anadolu Bölgesi’nde sıcaklık artışı ve su azalma durumu var. Sadece Karadeniz’in Doğu Karadeniz kısmında ciddi bir yağış potansiyeli devam ediyor. Bir de güneyde Antalya, Fethiye, Muğla o civarlarda yağışlı bir bölge kalacak gibi gözüküyor Doğu Anadolu’da da yüksek dağların olduğu yerlerde olacak ama bu, tarımı ne kadar ayakta tutabilir? Artık bizim hangi bölgede ne kadar insan besleyebileceğimizi düşünüyor olmamız lazım.</p>



<p>Gıdanın taşınması büyük bir kriz. Osmanlı 14-15. yüzyıllarda inanılmaz bir stratejik gelişme gösterdi 16. yüzyıla geldiğimiz zaman dünyada iklim değişikliğinin tersine döndüğü bir dönem. Küçük buzul çağının dibe vurduğu noktadayız. Etkilenen ülkelerin başında Anadolu’yla Osmanlı geliyor. Anadolu’da kuraklık, zaman zaman olağanüstü soğuklar açlığa, kıtlığa ve veba salgınlarının artışına neden oluyor. Osmanlı’nın, Muhteşem Yüzyılı’nın sonuna gelmesinde iklim değişikliğinin de çok ilginç etkisi vardır.</p>



<p>O dönemde iklim değişikliğini arttıran faktörlerden biri Avrupalılar, Güney Amerika’yı fethettikçe yerlilerin büyük bir kısmı ölüyor. Tarım alanlarını ayakta tutamadıklarından, Avrupalılar gümüş altın alıp götürmek peşinde olduklarından &nbsp;ormanların boyutlarında ciddi bir artış oluyor. Orman artışı, atmosferdeki karbondioksiti azaltıyor. Bugün olanın tam tersi. Amazonların genişlemesi, Güney Amerika’daki karbondioksit tüketimi, ağaçların artışı, Osmanlı’nın soğuk dönemini arttırdığı söyleniyor. Bu çok ilginç bir iddia.</p>



<p>Osmanlı çok ciddi bir iklim krizi, tersine bir iklim krizi yaşamıştı. Bu da; ordularının, vatandaşların zayıflamasına neden olmuştu. Osmanlı’nın ekonomisi büyük çapta biyoekonomiydi. Daha doğrusu bütün dünyanın ekonomisi biyoekonomiydi. Yani ağaçtı böcekti ipek böceği, pamuk… Hepsi bunların biyolojik kaynaklar. Çok az madenden kaynaklanan bir ekonomi vardı. Çok etkilendi iklim krizinden ama bunu çoğu tarihçimiz ne yazık ki yazmıyorlar.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Göz göre göre beklediğimiz bir krizin içerisindeyiz ama bunun çözümü de var. Bunlardan bir tanesi sopa… Öbürü havuç aslında. ABD ve AB’nin aldığı kararlar sopa politikasına örnek olabilir.&nbsp; Havuç için tersine beyin göçünü canlandırmayı sıralamak isterdim… Biyoekonomiden başka bir ekonomimiz olmak zorunda. Mecburiyetler ve fırsatlar konusunda neler söyleyebilirsiniz?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Rahmetli Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslam bilim ve teknoloji tarihi üzerine çok önemli çalışmalar yapmıştı. Yaşamının son dönemini de Gülhane Parkı’nda bir kütüphane ve bilim merkezi kurmakla geçirdi. O dönemde kendisiyle çok sohbet ettik, şunu söyledi. Bir Takiyeddin Rasathanesi meselemiz var bilirsiniz… Takiyeddin’in Galatasaray Lisesi’ne yakın bir yerde kurduğu bir rasathane var 1575 falan gibi bir zamanda. O dönemdeki minyatürlere baktığımız zaman, Avrupa’da bulunan en iyi teknolojik aletlerin orada olduğunu görüyoruz. Meşhur Tycho Brahe’nin laboratuvarında ne varsa orada da var. Fakat biz orayı bombaladık ve yıktık. Birkaç yıl sonra Takiyeddin Efendi vefat etti. O dönemlerde biz insan kaynakları birikimi yapamadık. Prof. Dr. Mehmet Azimli, Müslümanların Engizisyonu isimli kitabında sivrilen bilim insanlarının bir şekilde cezalandırıldığını söyler. O kitabı tavsiye ederim, ilginç iki ciltlik bir kitaptır. Kendi vatandaşımızın ciddi ölçüde bilgi birikimine ulaşamadığı bir dünyada biz, Taife-i Efrenciyan ile yönetim kurup kendi insan kaynaklarımızı yetiştiremedik. (Aslında Efrenciyan Fransız demek)… O dönemlerde Fransız, Macar veya başka milletlerden insanlar “dönme” olarak bize katılmış ve paşalığa kadar yükselmişler. &nbsp;Bunun önemini de anlayamadık. Ne yazık ki bunu 1800’lerde falan düzeltmeye çalıştık. 1700’lerin sonunda okullar açmaya çalıştık; Fransızlardan bir destek aldık, misyoner okulları etrafa saçıldı.</p>



<p>Bugüne gelmeye çalışırsak, aslında insan kaynakları konusunda bazı iyi gelişmeler var. Çok iyi yetişmiş insanlar var. Bizde gündem iklim değişikliğine gelemiyor, iklim değişikliğinin bizim için neler ifade ettiği konusunu tartışamıyoruz. Konunun, gündemin baş maddesi olması gerekir hep başka önceliklerimiz var. Şu anda pandemi, ekonomik sıkıntılarımız var.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Pandemi de iklim krizinin bir neticesi. Uzakta aramaya gerek yok. Beka önce yeme-içme, barınma olmaz mı?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Kesinlikle!… Bilgisayarımız bozulsa da yaşıyoruz, arabamız çalışmasa da idare edebiliyoruz. Denemelerini yaptık, pandemi bize çok şey öğretti. Günün sonunda beslenmek zorundayız, kaynağı muhakkak tarım hayvancılık ve balıkçılık olacak. Kaynakları iyi yönetmek zorundayız.</p>



<p>Osmanlı’nın Avrupa’yla en önemli farklarından biri Osmanlı kervanla taşırdı yükü. Avrupa’da Roma’dan kalma yollar vardır… Arabayı çekmek zordur ama 2.5 ton taşır. Bir deve en fazla 250 kilo taşır. Bir bölgede kıtlık varsa, diyelim ki, Diyarbakır’da, buna karşılık Maraş’ta kıtlık yok buğday var. Sizin Maraş’tan buğdayı alıp kervanla Diyarbakır’a götürmeniz onun fiyatını 2-3 katına çıkartıyor, kervanlar hiçbir zaman gıda maddesi taşımazdı. Onların taşıdığı, baharat, ipek gibi pahalı şeyler olurdu, en fazla yakın mesafelere taşıyabilirdi. Bugün bir muz alıyorsunuz; Güney Amerika’dan gelmiş. Tropik bitki alıyorsunuz, yetiştirildiği bölgede ne kadar su kullanımına, yolda ne kadar enerji kullanımına neden olduğunun farkında değilsiniz. Bunların hepsi yarın hesaba katılacak.</p>



<p>Havza bazında insanlarımızın yerleşimini, suyun seyahatini, tarım ürünlerinin taşımasını günün sonunda hesaba katacağız. İnternetin enerji maliyetini hesap etmeye başlıyoruz. Taşımayı da muhakkak hesaba katmak zorunda kalacağız; suyu da, gıda maddesini de, insanları da… İnsanlar ne kadar çok seyahat ederse o kadar çok karbondioksit tüketiyoruz.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Bu konular moda haline gelebilirse, umudum var, yoksa bol bol anlatıp bol bol yazacaksınız… Nasıl moda olabilir?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Onun başka bir çözümü daha var. O da şu: Biz henüz kullandığımız ürünlere, yediğimiz yiyeceklere enerji, &nbsp;karbon ve su ayak izini tam yansıtmıyoruz. 1 kilogram dana eti için tahminen 16 ton civarında su harcanması gerekiyor. Buna karşılık bir bitkisel protein için bu, 1 tonu bile bulmuyor. O hayvan yetiştirilirken harcanan suyun çoğu zaman bir bedelini biz o etin fiyatına katmıyoruz.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Çünkü aritmetiğini bilmiyoruz.</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Henüz yapmıyoruz. İnternetin enerji maliyeti konusuyla ilgili ilk karşılaştığım zaman şok geçirdim. 5-10 dakika bir web sitesine girip; bir konuyu okurken bir çaydanlık ısıtacak kadar enerji harcıyormuşum.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: 1 km yol gitmek 200-250 gram karbondioksit üretilmesine sebep oluyor. Tek bir mail 4 gram karbondioksit üretiyor… Oyun endüstrisinin ürettiği karbondioksit çok büyük demekle yetineceğim. İyi insan yönetimi, güncel meslekler, güçlü beyinlerin anlamı burada herhalde. Nasıl?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: İnsan beyni önemli beş çeşit ihtiyacı karşılamak üzere uzmanlaşmış. İlk üç tanesi hayvanlarla birlikte yaptığımız şeyler. Yemek içmek, kendini korumak, eş bulmak ve çocuk bakmak gibi&#8230; Bizi farklılaştıran iki tane özelliğimiz var. Bunlar, sol beyinde ve sağ beyinde odaklanıyor. Bir tanesi, kurumsal zeka, sosyokültürel zeka. Kitaplar, eğitimler, kurumsal disiplin, kanunlar, trafik… Bunlara uyum sağlıyoruz. En çok ihmal ettiğimiz, patent aldıran, yeni tasarımlar yapan beynimiz, sanat eserleri yapabilen, uluslararası sanatçılar çıkartabilen beynimiz… İhmal ediyoruz. Gençlerimizi yenilik yapabilen, yeni problemleri çözebilen, yeni tasarımlar yapabilen hale getirmemiz… eğitim sisteminin de değişim geçirmesi gerekiyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Bunu için mi sanat bilimi çalışmalarına kendinizi yönlendirdiniz? Sanat bilim ilişkisini nasıl tariflersiniz?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, aslında yaratıcılık ile sanat arasında ilginç benzerlik var. Bir de bilimsel yaratıcılık ya da tasarımsal yaratıcılık, aynı zamanda mizah… Bunların odaklandıkları bölgeler birbirine benziyor; aynı tip yerlerde…</p>



<p>ABD Vanderbilt Üniversitesi’nde bir araştırma yapıldı. 50 yıl boyunca mezunlarını takip ettiler. Öğrencilerin okula girerken aldığı puana bakıyorlar, başvurularda testler yapmışlar. En yüksek puanla üniversiteye gelen lise mezunları genelde hep başarılı. Ya iyi bir avukat ya iyi bir doktor ya iyi bir mühendis… Çok enteresan bir şeyi fark ediyorlar; üç boyutlu zeka testi yapmışlar kastedilen, geometrik zeka testi. Başaranlar, en çok patent alanlar; hangi alanda olursa olsun. Bir başka araştırma; adamın birisi üşenmemiş, bütün Nobel almış kişilerin hayat hikayelerini incelemiş, bu kişilerin diğer insanlardan ne tip farklılıkları olduğunu bulmaya çalışmış…&nbsp; Amerika’nın en iyi bilim insanlarıyla kıyaslıyor. Aradaki tek fark ne biliyor musunuz? Hobiler! Einstein’ın keman çalmak, bir başkasının marangozluk, bir başkasının resim gibi… Öbür kesimin üç katı hobileri var.</p>



<p>Ben çarpıldım bunu duyunca. Rahmetli Fuat Sezgin Hocama da bahsettim. 18 cilt, sadece İslam dünyasında yapılan bilimsel çalışmalarının, kimin ne yaptığının kaydını yazmış bir insan. Bana döndü dedi ki: “Buna ne şaşırıyorsun? Meşhur bütün alimlerin lakapları vardır, hep meslek lakabıdır. Birine “saatçi”, birine “nacar”, derlerdi. Hepsinin el işi vardı” dedi.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Üzülüyor insan. Yani geriye gitmenin tarifi bu olsa gerek. Çözümden söz eder misiniz? Okumayı, çalışmayı sevmiyoruz. Toprağımıza değer vermiyoruz. Çocuklarımıza bırakacağımız gelecek, var olan verilerle iyi durmuyor. Birbirimizi dinlemiyoruz. Bir sürü şey sıralanabilir. Öğrenciler matematikte, fende çok geride. Sanatta da teşvik görmüyoruz.</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Bence eğitim sistemini çok tartışmamız lazım. Eğitim Kitle İmha Silahı başlıklı kitabı duydunuz mu, ilginçtir. Amerikalı yazarı eğitimin kişileri nasıl beceriksizleştirdiğini karikatürize eder. Ne yazık ki, eğitim alan birçok insanın beceriksizleştiğini görüyorum. Buna bir çare bulmamız lazım.</p>



<p>Almanya’yla yaklaşık aynı nüfusa sahip bir ülkeyiz çok daha az sanayi kuruluşu var bizde. Almanya’da, 3 milyon üniversite öğrencisi varken, bizde 8 milyon üniversite öğrencisi var. O, 5 milyon nereye gitti diyecekseniz; meslek liselerine gidiyor onlar…</p>



<p>Nobel almış insanların özelliği veya İslam dünyasının bilim insanlarının en belirgin özelliği, el-göz koordinasyonu gerektiren işleri var. El-göz koordinasyonunu yitirdiğiniz zaman birçok şey eksiliyor. Beyninizde el-göz koordinasyonu çok geniş bir alanı uyarıyor. Bir şeyleri yapmak, kırmak dökmek, yemek pişirmek… bunların hepsi aslında beyninizde çok fazla bölgeyi uyarıyor.</p>



<p>Eğitim sistemine yeni bir yaklaşım yapmak durumundayız. Havza yönetimi gibi ülkenin istihdam potansiyeline göre eğitim konuşmalıyız. Benim soyadım tesadüfen Çiftçi değil. Birçok ülkede kimin ne ekebileceği yıllar önceden belirleniyor. Yani bu eski bir mesele. Ve biz halletmiş değiliz. Şu anda bir bölgenin ne kadar sulu tarım ne kadar kuru tarım yapabileceği veya ne kadar ağaç dikebileceği belli… Bunlar bilimsel yöntemlerle ortaya çıkartılabiliyor. Burada çiftçiye yol göstermek gerekiyor. Burada bir merkezi planlama olması gerekiyor. Bölgedeki yerleşim, ağaç, toprak, su, nasıl tüketilecek ve kaç kişi bunu yapabilecek. Aynı şekilde sanayinin ihtiyacı olan insan kaynaklarını nasıl yetiştireceğiz, hangi üniversitede kaç kişi hangi konuda yetişecek, bunun planlanması gerekiyor.</p>



<p>Nadir elementler… gıda ürünleri, su stratejik bir ürün. Beyin de çok stratejik bir ürün. Eğer biz gençlerin beynini yaratıcı problemler çözmek üzere yetiştirmezsek, gençlerimizi heba ederiz. Ben bunu satranç yerine dama oynamaya benzetiyorum. Yaşamsal satrançta bütün taşları oynayamazsanız, dama oynuyor olursunuz. Karşınızdaki satranç oynar, siz dama oynarsınız. Ve yenilirsiniz. Patent meselesini çok önemsiyorum. Bir ülkenin rekabet gücünü belirleyen en önemli şeylerden biri. Sanatsal yaratıcılık, bilimsel yaratıcılık, hepsi çok önemli. Güney Kore’nin patent sayısı, bütün İslam dünyasının toplamından fazla. Patent meselesini gündeme getirdiğim zaman, “Batı diliyle konuşuyorsun” diyorlar. Ben artık Doğu diliyle konuşuyorum. Güney Kore, Çin… Çin şu anda dünyada en fazla doktoralı mezun veren ülke; ABD’yi geçti. Doktora yapmak, yüksek kaliteli araştırma yapmak demek biliyorsunuz. Doktora yaparken daha önce hiç yapılmamış bir tez yapmanız lazım. Havlu atmak yok. Tarih boyunca silkinip kalkabilmiş bir milletiz yani.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Bir sürü üniversite, buralardan mezun işsiz çok genç var ne diyeceğiz onlara?</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Üniversiteyi bitirmiş bir gencin ne yapacağı meselesi hakikaten çok düşündürüyor bizi. Bahçeşehir Üniversitesi’nde dekanlık yaparken… öğrencilere mezun olunca ne olmak istediklerini sordum, bir grup, “Ben Arçelik veya Sabancı veya Eczacıbaşı’nda… profesyonel olarak çalışacağım” (%40-50); diğer grup “Ben akademisyen olacağım” veya “Yüksek tahsil yapacağım (% 5-10); geri kalan (%40) “Kendi işimi kuracağım” veya “Ailemin işinde çalışacağım” diyenler… Bakar mısınız… bu üç grup bambaşka niyetlerle gelmiş bambaşka şekilde yetiştirilmesi lazım. Meslek lisesi kavramını dünyada en iyi yapan birkaç ülke var. Bunlardan biri Almanya, birisi İsviçre. Öğrencilerin yüzde 70-80’i bu ülkelerde meslek liselerine yönlendiriliyor. Başarı gösterenleri yine üniversiteye gönderiyorlar. Birçok meslekte üniversite mezunundan daha fazla para kazanıldığını biliyorum.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Türkiye’de dikey yolculuklarda daha fazla para kazanılır gibi bir algı var. Para kazanmak çok önemli: toplumsal itibar… Nasıl toparlamak istersiniz.</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Eğitim sistemini biz şöyle bir kavramla da zenginleştirmek istiyoruz. O da bir profesör arkadaşımın Amerika’da geliştirdiği bir kavram. Şu an MEF Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı. Bizim burada yapmaya çalıştığımız, birey öğrenciyken çalışacak. Yaklaşık %30 seviyesinde zamanını almasını istiyoruz. Bu böyle şu anda yapılan stajlar gibi kısa staj olmaz.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Gıda da beyin de stratejik ürün dediniz, sanıyorum herhalde bıçağın kemiğe dayandığı nokta. Deniz bittiği yer!</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Ne yazık ki evet. O nedenle de çok beyin göçü yaşıyoruz. Ama değiştirebiliriz. Türkiye’ye döndüğüm için mutlu olan bir insanım. Bir kere bile pişman olmadım. Sanayicimizin kafa yorması lazım. Enflasyonun yüksek olduğu ülkelerde araştırma yapılmıyor. Çünkü enflasyon kısa vade düşünmeyi gerektiriyor. Birçok sanayici “Niye araştırma yapmıyorsunuz?” diye sorduğumuzda, “Repodan daha çok kazanıyorum, 10 sene sonranın araştırmasına niye para yatırayım?” diyor. Bakar mısınız…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: İşte o zaman da aşınız olmuyor.</strong></p>



<p>Talat Çiftçi: Evet. Aynen öyle. Ama bunların hepsi yapılabilir. Türkiye’nin güzel hatıraları var bu konuda. Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan önemli sıçramalar yaşandı bu ülkede. Hepsi tekrar yapılabilir. Ülkeme inanıyorum. Milletime inanıyorum. İnşallah bunlara odaklanırız.</p>



<p>DÜNYA Yaprak ÖZER 28.05.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/05/31/turkiyenin-beka-sorunu-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye tarımda ‘hub’ olur mu?</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/09/06/turkiye-tarimda-hub-olur-mu/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/09/06/turkiye-tarimda-hub-olur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2020 23:02:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=15354</guid>

					<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beslenmede bozukluk çok ciddi sorun… Bunun üç grupta kendisini gösterdiğini ifade etmişler… Birinci grup dengesiz beslenme yaşıyor, ikinci grup az besleniyor, üçüncü grup aşırı kilolu… Uçlardayız… [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beslenmede bozukluk çok ciddi sorun… Bunun üç grupta kendisini gösterdiğini ifade etmişler… Birinci grup dengesiz beslenme yaşıyor, ikinci grup az besleniyor, üçüncü grup aşırı kilolu… Uçlardayız… 5 yaşın altındaki çocuklar arasında ölümlerin yüzde 45’i beslenme yetersizliğinden oluyormuş… Dünyada 1.9 milyar yetişkin fazla kilo yüzünden ölümcül sorun yaşıyor. 462 milyon insan yeterli beslenmediği için olması gerektiği sağlıklı kilosunda değilmiş…</p>



<p>Gıdanın ne kadar önemli olduğunun altını çizmek istiyorum… Bütün bu dengesizliğin nedeni öncelikle yoksulluk! Sonra çatışmalar, şiddet, savaşlar. Toplumsal sorunlar dikkat çekiyor. Çevresel bozulma, küresel ısınma gibi sorunlarımız ürkütüyor. Ve yolsuzluk (!) gıdadaki dengesizliğin çok önemli nedeni.</p>



<p>Ve sıkı durun; aslında şu anda dünya üzerinde yaşayan herkese yetecek kadar gıda mevcut… Yazık ki, dengesiz bir dağılım söz konusu.</p>



<p>Türkiye tarım ülkesi diye bilirdik, yaşayarak öğrendik ki artık değil, hızla bu kalıptan uzaklaşıyor. Yetiştirebildiğimiz her şeyi ithal etmeye özendik. Hazırdan yemeyi sevdik. Çiftçiyi köylüyü öldürmeyi tercih ettik. Babadan kalma metotlardan ayrılamadık. İşte bu tarım, gıda ve Türkiye!</p>



<p>Bir de alternatif Türkiye var. Ben size o Türkiye’yi anlatmaya karar verdim bugün. Şahane işler çıkıyor, gençler tarıma giriyor, tarımda teknoloji marifetiyle üretim artıyor, gıda, tarım ve su konusunda önemli gelişmeler yaşanıyor. Hatta hatta (!) Türkiye’nin gelecek 5 yıl içinde teknoloji tarım start up’ları cenneti “hub”ı olabileceğine dair öngörü var.</p>



<p>Siz de bu trene atlamak ister misiniz? Kadim tarımdan geleceğin mesleği çıkar mı?</p>



<p>Semi Hakim, Kök Projekt Kurucu Ortağı… Aşçı, yemek araştırmacısı, girişimci, sosyal aktivist. Hayatı, gıda, tarım ve su… Çok güzel projelere imza atıyor. Tarımda yeni ekosistemi anlattı. Bayıla bayıla dinledim. Sizinle paylaşmazsam olmazdı. Buyrun;</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Nasıl gidiyor günler?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Günler iyi gidiyor heyecan verici gidiyor… Gıda, tarım, su için bu dönem ilginç bir dönem… Topyekun dünyada bir farkına varma dönemi oldu. Gerek teknoloji gerek ihtiyaç, gerek geleceğimiz alanında gıda, tarım, suyun çok fazla konuşulduğunu- ekipçe ve kişisel olarak 10 yıldır gıdanın içindeyim öncesinde de hayatım boyunca gıda konusunda saplantılı bir insan oldum-bu kadar fazla konuşulduğunu ilk defa görüyorum.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Sebep ne? Açlık her zaman vardı. Bolluk her zaman vardı. Ne oldu da biz ayıldık kış uykumuzdan ve aslında ayıldık mı?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Ayılıyoruz. Bence bu bir süreç… Ve süreç sonuca, ayılmaya doğru ilerleyecek önümüzdeki yıllarda… Şöyle örnek verebilirim aslında ne oldu dediğimizde… Pandemi öncesinde birçok insanla konuştuğumuzda gıda tarım meselesinin geleceğin mesleği olduğunu ama o gelecek bugün değil, cümlesini çok duyardık. Pandemiyle birlikte gıda tarım bugünün mesleği!</p>



<p>Aslında çok önemli bir dikkat kayması oluştu… Nasıl oldu dersek; hepimizin evlere kapandığı dönemde, birinci evre; “Ben gıdaya nasıl ulaşacağım?” sorusunu hepimizin yaşadığı bir süreç oldu. İkinci etapta gıdamı nereden alıyorum, nasıl alıyorum? Üçüncü etapta da kimden alıyorum, ne şekilde üretiliyor? Soruları sorulmaya başlandı. Bununla birlikte; gıda güvenliği, gıda güvencesi gibi konular daha konuşulmaya başlandı. Bunun etkisi tarladaki süreçlerle alakalı çünkü hasat etkilenir mi, hasat nasıl yapılıyor, kim yapıyor… Acaba herhangi bir sağlık sorunu yaşar mıyım… Soruları gıdayla alakalı korkularımız bu süreçteki gelişmeler için ön ayak oldu. İnsansız tarım nasıl olur? Teknoloji nasıl dahil olur? Gibi sorular çıkmaya başladı. Böyle bir uyanış olabilir… Ama bu bir süreç…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Baştan ifade edeyim geleceğini arayan genç arkadaşlar için çok önemli bir söyleşi gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Türkiye çok ciddi bir tarım ülkesi olmasına karşın genel eğilim avantajımızı elimizden almak üzere.</p>



<p>Sizinle işin teknoloji boyutunu da konuşmak istiyorum. Bir uyanış olduğunu biliyorum. Siz de erken aşama start up’larla yatırımcı ya da danışman olarak iş birliği içindesiniz. Ne oluyor Türkiye’de?</p>



<p><strong>Semi Hakim</strong>: Şöyle anlatayım… Biz girişimcileri destekleyecek programlar tasarlıyoruz. Direkt yatırımcı olarak değil, şirketler devlet kuruluşları STK’larla iş birliğinde girişimcilik programları tasarlıyoruz. Bu kapsamda start up’ların büyüyüp gelişebilecekleri, bizim deyimimizle potansiyellerini ve ötesine ulaşabilecekleri platformları sunmak için 5 yıldır çalışıyoruz. Gördüğümüz şey şu, ciddi bir ilgi artışı oldu. Gıda tarım girişimciliği konusunda çok önemli bir artış oldu 5 sene içerisinde… Son dönemde özellikle daha da arttığını fark etmeye başladık. Özellikle teknoloji ve üretim süreçlerinin iyileştirilmesi ya da alternatif gıdalar örneğin, alternatif et, alternatif süt gibi… Bu konulara kafa yoran, çalışmak isteyenlerin sayılarında artış olmaya başladı.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Bir tarafta girişimciler, yatırımcıyla buluşmaya çalışıyor. Siz STK’lar ve devletle ve farklı ülkelerle çalışıyorsunuz… Bunun ayrıca altını çizeyim… Bu arada Anadolu mutfağı konusunda duyarlısınız ve Anadolu mutfağındaki yeme kültürünün kaybolmasına karşı çalışıyorsunuz, nedir? Diğer yandan gıdanın geleceği ve güvenliği ile ulaşımı konusunda ciddi sorunlarımızın olduğunu biliyorum. Harita yaptığınızı öğrendim. Bir tarım haritası mı, gıda haritası mı… Türkiye’de benzeri olan bir şey değil…</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Biz Türkiye’deki gıda start up’ları ve tarım start up’ları ile tarım ve gıda alanında çalışan özel sektör şirketleri ve kamu kuruluşlarını resmettiğimiz bir harita hazırladık. Yaklaşık 3-4 aydır bu haritaları yayımlıyoruz. Patent Effect ve Startups Watch ekiplerinin de iş birliğiyle start up’ların aralarında hangilerinin patenti var hangileri teknoloji odaklı girişim gibi bilgileri olabildiğince kapsamlı bir şekilde göstermek için çalışıyoruz. Buradaki motivasyonumuz, çok duyduğumuz “Türkiye’de gıda tarım alanında çalışan start up, girişimci var mı?” sorusundan kaynaklandı. Sadece Türkiye için değil aynı zamanda dünya için de bir gösterge olsun… Türünün ilki… İlk defa gıda ve tarım start up’larının resmedildiği haritalar paylaşıldı… Sadece Türkiye’dekilerin yer aldığı… Devam ettirmeyi hedefliyoruz… Ana fikrimiz görünürlük katmak…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Türkiye’de kaç tane start up var?&nbsp;</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Tarım gıda ve su alanında toplamda 300 civarında start up’tan bahsedebiliriz. Farklı aşamalar; ileri aşamalar da var, sayı değişken… Şunu da belirtmem gerekiyor. Start up çok ilginç bir organizmadır. Yani bugün 300 civarı deriz yarın 400 ertesi gün 350 olabilir… hızlı gelişen büyüyen ve gelişmeye çok açık bir kurgu… Bizim haritaladığımız bahsettiğimiz konuştuğumuz 300 civarı ekip… Tekno kentlerde akademilerde çok daha fazla girişimci var. Onların da aslında yavaş yavaş ortaya çıktığı ve onların kendilerini daha fazla gösterebileceği platformlar üzerinde çalışıyoruz.</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Türkiye’nin envanteri doğru mudur?</strong></p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Doğru… Aynen öyle… Restoranlar yok ama içecek girişimciliği olsun atıştırmalıklar gibi paketli yemek ürünleri olsun, birkaç tane gıda konseptine de yer verdik haritamızda… Özellikle öncü olduğunu düşündüğümüz food truck gibi, ilk vegan vejetaryen üzerine çalışmalar yapan konseptler gibi, performans gıdaları dediğimiz atıştırmalıklar gibi gıda kısmına da değiyoruz… Ama restoranları çok fazla eklemedik.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;300 rakamının gerçeğin ne kadarını yakaladığını düşünüyorsunuz? Yani 300 mü 600 mü? Türkiye’de 300 tane gıda start up’ın olması Avrupa ya da dünya ölçeğinde anlam ifade ediyor mu?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Sondan başlayayım, ifade ediyor… Daha gelişmiş ve doygun ekosistemlerde daha yüksek sayılarda gıda tarım start up’larına rastlayabilirsiniz. Özellikle Londra, Paris gibi İspanya, Almanya ekosistemlerinde yüksek sayıda ekipler var. Sebebi daha önceden konuya eğilmiş olmaları. Bizdeki yükseliş ağırlıklı 2014-15’ten itibaren başladı. Tabii çok öncesinde start up’lar yine vardı tarım ve gıda alanında ama asıl yükseliş 2014’ten sonra oluyor. 300 civarı dediğimiz sayı Türkiye’de kaçtır, biz kaçını yakalamışızdır?… Büyük bir ihtimalle 1.5 katı daha vardır diye tahmin ediyorum. Teknokentler ve akademilerde önemli çalışmalar yürütülüyor. Akademik bilginin ciddi oluşturduğu ve oluşturacağı start up’lar mevcut ve geliyor. Bazen bu bilgi ticarileşemeyebiliyor. Bilgi duruyor orada… Start up’a dönüşmesinde teknokentlerin desteği oluyor. Biz de bu kapsamda Türkiye çapında programlar yürütmek adına çalışmalara başladık… Özellikle akademik bilginin sahaya tesir etmesi, ticarileşmesi ve büyümesi adına… Kişisel fikrime gelince Türkiye büyük bir ihtimalle bir 5 sene içerisinde çok önemli bir gıda tarım girişimcilik hub’ı olacak… Ekipçe çok inanıyoruz güveniyoruz biliyoruz, izliyoruz…<br><br><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz? İlgi mi var, yoksa bilgi mi var… Toprak mı var… Ne var?</p>



<p><strong>Semi Hakim</strong>: Birincisi toprak var kesinlikle… Tarım start up’larının en değerli suyu veri… Türkiye’de bölgelere baktığımızda her bölgede aşağı yukarı birbirinden farklı iklim söz konusu… İki şehir arasına gidip geldiğinizde çok farklı toprak türü ve iklime rastlayabiliyorsunuz. Örneğin Konya’dan Antalya’ya geçtiğinizde iki bambaşka üretim sahasından bahsediyoruz. Data toplamak ve datanın sahada uygulanması için ürün çeşitliliği, toprak zenginliği &#8211; çeşitliliği Türkiye’de mevcut… Türkiye’deki tarım gıda değer zincirinde iyileştirilmesi hedeflenen, dijitalleşmesi hedeflenen ve sürdürülebilirliğinin arttırılması hedeflenen konular var. Start-up’ların çalışabilecekleri alan fazla…</p>



<p>Üçüncü olarak gıda kısmına baktığımızda ülkemizin nüfusunun yüksekliğiyle birlikte gıdaya ve yemeğe olan ilgi düşünüldüğü zaman özellikle yeni jenerasyonla birlikte, yeni ürün deneme ve daha açık olmayı da eklediğimizde birçok paketli ürün ve gıda start up’ının önemli şansı var. Her halukarda gıda tarım ve su girişimciliği için önemli bir ülke…</p>



<p>Su konusunu da şöyle ekleyeyim; su da Türkiye için çok değerli bir konu. Önemli çalışmalar yürütülüyor birçok alanda… Su girişimciliği için de önemli…<br><br><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Cinsiyete bağlı tipleme nedir? Kadın erkek gibi&#8230; Ne görüyorsunuz? Onun dışında alaylı ve eğitimli gibi ne görüyorsunuz? Yerleşke olarak ne görüyorsunuz? Şehirlerde mi kümelenmiş teknolojiye yakın yoksa Anadolu’nun bağrında toprağa sahip olanlar mı? Neyi konuşuyoruz biz?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Coğrafi olarak baktığımızda ağırlıklı olarak ekipler İstanbul, Ankara İzmir ve Bursa’dalar… Bununla birlikte Türkiye çapında birçok yerde Samsun’dan Hatay’a bir sürü bölgede tarım için çalışan ekip var. Gıda için de aynı şekilde… Tarım daha fazla… Profile baktığımız zaman ziraat mühendisleri ya da ziraat eğitimi alan kişilerle birlikte sadece gıda ve tarıma ilgisi olan insanlar da söz konusu… Karışık bir profil olduğunu söyleyebilirim.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Bir kıyıda “ ben şahane poğaça yapıyorum” diyen ekip değil bunlar yani…</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Ya şöyle… Şahane poğaça yapanları topladığım bir web sitesi kurmak istiyorum diyen ekip aslında… “10 tane şahane poğaça yapan insan tanıyorum ben onların ürünlerini internetten acaba ulaştırabilir miyim” ya da “ben bu 10 tane poğaça yapan insanı aynı mutfağa toplasam bir hayalet mutfak içerisinde servis yapabilir miyim” diyen ekip…</p>



<p><strong>Yaprak Özer: Harika… “Hayalet” mutfağa geldik. Ben de oraya nasıl geleceğimi düşünüyordum şimdi… Cloud Kitchen… Siz buna hayalet mutfak diyorsunuz değil mi?</strong></p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Evet… Hayalet, bulut, kara… Hepsini diyoruz… Hayalet mutfak var… Bulut mutfak var… Kara mutfak var… Ortak mutfak var… Bir sürü terim var ama aslında ana terim “cloud kitchen”…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Cloud Kitchen’da ne var? Ne yapıyorlar? Gruplaşma mı söz konusu? Nasıl bir şey o?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Şöyle anlatayım… Aslında cloud kitchen’da 6-7 tane farklı iş modeli ve modelleme var fakat ana fikri nasıl ki bugün hepimizin aşina olduğu ortak çalışma alanları “co-working space”ler gibi, üyelerinin her birinin masası var. Ve oraya gidip printer’ı interneti kahve makinesini ve masayı kullanabiliyorlar. Mutfak versiyonu aslında tam olarak… Bir mutfak alanı var orada üretimlerini yapıyorlar ortak ekipmanları kullanıyorlar. Bazen satış kanalını, bazen üretim ve malzeme alma kanalını kullanıyorlar. Kimisi sadece konsepti veriyor üretim ve satış cloud kitchen’dan çıkıyor. Farklı farklı iş modelleri var ama ana fikir markaları- bunlar start up ya da büyük mutfak markaları olur- aynı yere toplayıp aslında tek bir yerden ürün çıkmasını sağlamak… Bu konuda birkaç tane start up çıkmaya başladı Türkiye’de çalışan… Ciddi bir artış olacağını tahmin ediyoruz.</p>



<p>Bizim de var… Maide Mutfak ismi… Biz 2-2,5 senedir bunun üzerine çalışıyoruz… İlk Türkiye’deki… Ve şu anda içeride girişimcilerimiz var. Onlar üretim yapıyorlar. İstanbul’da küçük bir alanımız var. Onu daha büyük bir alana taşımak için çalışmalar yapıyoruz.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Türkiye bir hub olacak ama hub olabilmesi için anladığım kadarıyla teknolojiyle buluşmuş bir Türkiye var… Yani gıda tarım eski yöntemlerle değil anladığım kadarıyla…</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Şuradan gireyim… Türkiye’de tarım üretimine baktığımızda aile üretimi yani küçük ölçekli üretici dediğimiz rakam yüzde 54… Geri kalan yüzde 46’lık kısım da kontratlı çiftçi, şirket çiftçileri vs. gibi üretim söz konusu… Dijitalleşme sürecinde özellikle bu kısımdaki üretim süreçlerinin dijitalleşmesi ve sürdürülebilirliğin güçlendirilmesiyle diğer taraftaki yüzde 54’e tesir etmesi zamanla oluşacak bir süreç… Dijital dönüşüm dediğimiz şey bir günde olabilecek bir şey değil… Bizim yapmaya çalıştığımız şey de aslında bu dijital dönüşüm sürecini destekleyecek start up’larla bir şekilde sahayı bir araya getirmek… Birlikte uygulama alanlarını güçlendirmek…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Türkiye dijital dönüşümün neresinde bu anlamda?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Topyekun bir farkına varış var… Yani kamudan, şirketten, tüketicilerden… Dolayısıyla bu konuya ilgi artıyor. Üretici nezdinde de var.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Tarımda teknoloji kaçınılmaz mı?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Yüzde yüz katılıyorum. Gıda krizleri şu anda aslında birçok ülkenin birçok bölgenin yaşadığı, birçok bölgenin de önümüzdeki dönemde yaşamasını beklediğimiz krizler… Bunların getirdiği çok daha katastrofik sonuçlar olacak. Teknolojinin sağladığı şey, aslında toprak takibiyle… Ne zaman hasat yap, ne zaman suyunu ver, gübreni ver… Bunları kontrol altına almak ve işe matematiği katarak topyekun bir şekilde, nokta atışı üretimin sağlanması ve beklenen ürün çıkışının da olası problemleri önden engellemek için bilinmesi anlamına geliyor. Teknoloji entegrasyonu süreci destekliyor… Gıda krizlerini engellemek birinci kısım, ikinci kısım alternatif ürünlerle örneğin alternatif et-sütle birlikte bitki bazlı ürünlerin artmasıyla, bu biyo-çeşitliliği desteklemek ve dünyadaki üretime de denge getirme ihtimali var. İklim değişikliğinin en büyük etkilerinden bir tanesi hayvansal üretimdeki talebin artması… Bitki bazlı ikameleri dahil edebiliyorsak bu aşamada zaten iklim değişikliğine de etki edebilecektir. Bitki bazlı beslenelim vejetaryen ya da vegan olalım değil söylediğim şey… Alternatif çözümler dünyaya etkisini verecektir. Değer zincirini kontrol altına alabildiğimiz ne üreteceğini ne çıkacağını bildiğimiz zaman kulaktan dolma bilgiyle değil matematikle üretim gerçekleştirdiğimiz zaman daha verimli ve sürdürülebilir bir üretim ortaya çıkıyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer</strong>: Buradan lütfen beni fütüristik bir yaklaşıma götürür müsünüz?</p>



<p><strong>Semi Hakim</strong>: Hayhay… Bitki bazlı et dediğimiz konu aslında çok ilginç bir konu… Yıllardır özellikle laboratuvarda üretilen et konusu da bu konunun bir parçası, bitkiden hariç olarak… Kimisi genellikle hayvanlardan bir hücre alınıp bu hücreyle et üretilmesi… Kimisi bitki bazlı üretim yapılıp et tadını vermesi odağında çalışıyor. Farklı farklı segmentler var. Kimisi de biz proteinimizi neden böceklerden ve yosundan hatta bezelyeden almayalım diyor. Dolayısıyla aslında alan çok geniş… Geleceğin gıdası diye baktığımız kısmın birkaç tane detayı var. Sadece üründeki alternatif değil aynı zamanda bize olan etkisini de sorgulamaya başlıyoruz. Bu ne demek? “Performans gıdası” adını verdiğimiz; yediğimde daha iyi çalışıyorum, daha konsantreyim, daha iyi odaklanabiliyorum dediğimiz alana doğru ilerliyoruz. Gıdanın yemeğin sadece bir ihtiyaç değil aynı zamanda tabiri caizse benzin olduğunu da kabul ederek daha kaliteli bir benzin almam gerekiyor algısına da erişiyoruz. Çok ilginçtir ki pandemi dönemi bunu da sağladı. Bizi daha iyi hissettirecek gıdaların olduğu start up’lar var ve Türkiye’de şu anda laboratuvarda et üretmeye çalışan bir start up da var…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Yapay zeka gıdaya giriyor mu…</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Belki bunu bir start up örneğiyle anlatabilirim. Özellikle nispeten çalıştığı konu tartışma konusu olan bir start up var. Yaptığı şey kurumsal beslenme planı sunuyor. Özellikle ofislerde çalışanların öğlen ya da atıştırmalık saatlerinde tüketecekleri gıdaları besinleri onlara sunuyor. Bu datayı kişilerin şirketle paylaştıkları, vücutlarından verdikleri DNA örneğiyle o kişilere iyi gelen ve onları daha iyi hissettirecek ya da aynı zamanda daha iyi çalışmasını sağlayacak besinlerin grafiğini ve verisini çıkartıp yemek ve reçeteler sunuyorlar. Tartışma konusu olması sebebi DNA toplama meselesi… Ama baktığınız zaman sonuçta size iyi gelecek olan gıda sizin daha da iyi çalışmanızı daha konsantre olmanızı ve daha iyi performans göstermenizi sağlıyor. Haliyle baktığınızda aslında böyle geleceğe doğru gittiğinizde buna yönelik çalışma da önem teşkil ediyor.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Laboratuvarda et üretimi başarıldı mı başarılmak üzere mi?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Ürün geliştirme üzerine çalışıyorlar.&nbsp;biftek.co&nbsp;Ankara’da, yakın zamanda New York ve Singapur merkezli Big Idea Ventures isimli bir fonun da programına katılacaklarını ilan ettiler. Türkiye’de ilk ve tek…</p>



<p>Laboratuvar az çünkü maliyetleri nispeten hala çok yüksek… Daha doğrusu şöyle… Üretiminden ticarileşme süreçleri biraz yüksek olduğu için laboratuvar üretimi şu anda bitki bazlı çok daha hızlı ilerliyor.</p>



<p>Impossible Burger, Amerika’da en büyük rakibi Beyond Meat… Impossible Burger soyadan, Beyond Meat ise bezelye proteininden elde ediliyor. Biri glütenli diğeri glütensiz… 2000’ler 90’lardaki “.com” heyecanı gibi, gıda teknolojilerinde 90’ları yaşıyoruz diyebilirim.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Patent trendinde ciddi yapay zeka kullanımı var… Tarımda yapay zekayı en fazla Çinliler… sonra Amerikalılar ve Japonya, Güney Kore, Almanya… kullanıyor. 2016-17 aralığında ciddi bir sıçrama olmuş… Neye bağlıydı merak ettim.</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Etten başlayacak olursam Impossible Burger’ın yükselişine denk geliyor. Impossible Burger çıktığında sadece iki restorandaydı koca Amerika’da… Sadece iki restoranda tadabiliyorsunuz yiyebiliyordunuz… Ben de tadabilmiştim.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Nasıldı?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Bayağı et gibiydi, tuz problemliydi ki, sonra çözdüler, sonra formülünü değiştirdiler. Impossible Burger 2017-2018’e doğru çok ucuz bir fast food zincirine ucuza sunmaya başladı. Totalden bir değişim oldu. Diğer fast food zincirlerine girmeye başladı. Dünyada rakipleri çıkmaya başladı. Çin pazarı meselesi ortaya çıktı. Çünkü Çin’de büyüyen orta sınıfla etin tüketiminin artması ama bunun arz tarafından karşılanamayacak olması derken bir anda ekosistem oluştu, artış ondan…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Böcek protein olarak yüksek değere sahip gelecekte böcek mi yiyeceğiz?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Böcek meselesi nispeten bizim için aslında tabu… Ama Asya’da Latin Amerika’da çok tüketilen bir şey… Bunun altında şuna bakmamız gerekiyor; böceğin sağladığı şey ne, niye böcek tüketeceğiz? Kuruyemiş gibi çekirge yemek birçok insan için rahatsız edici olabilir. Ama baktığınızda çekirgeden üretilen bir protein tozunun tüketilmesinde herhangi bir tabu yok… Aslında herhangi bir kimyasal nasılsa bu da protein toz halinde yemeklere gıdalara katılıyor. Protein eklemesi protein takviyesi olarak böceği çok daha fazla görebiliriz. Bu konuda çalışan yine Türkiye’den de bir start up vardı, Amerika’dalar… alternatif et için çalışıyorlar böcek proteinli; Naturansa… Böcek belki direkt olarak akşam yemeğinde tüketmeyecek olsak da gıdalarımızın içerisine girebilir. Fine dining restoranlarda yıllarca işte karınca vb. ürünler servis edildi ilginç bir şekilde… Fakat sürdürülebilir bir protein kaynağı böcek ve yosun… Şunu düşünmemiz lazım… Biz 3 öğünden hesaplasak haftada 21 öğün yiyoruz. Bu 21 öğün içerisinde protein tüketimi alternatifleri eklediğimiz zaman et tüketiminde ciddi bir değişim yaratıyoruz. Buradaki alternatiflerin içerisinde böceğin olması da çok rahatlıkla gerçekleşebilecek bir şey… Mesele, o protein o ürüne nasıl sokulacak? Hangi start up ya da hangi şirket yapıyor? Çünkü buna büyük şirketler de giriyor. Zamanla oluşacak bir şey…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Büyük şirketler noktasında ilaç da var içinde, üniversitesi de var… kimyasal üreten bir dünya devi de var. Ne anlamamız lazım bizim bundan?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Gıda konusu hepimizi ilgilendiriyor, her sektöre bir şekilde değecek iş modeli üretiyor. Bunlardan birkaç örnek verebilirim ben de…</p>



<p>Örneğin Uber’in en büyük geliri yemek siparişlerinde… Tarımda blockchain teknolojileri çok fazla konuşulmaya başlandı. Bu konuda en ileride olan şirket IBM… Aslında bir tarım ya da gıda şirketi değil, teknoloji şirketi… Bununla birlikte birkaç sene önce WholeFoods marketini Amazon satın aldı ve yeni nesil süpermarketler tasarlamak üzerine çalışmalara başladılar. Topyekun bir değişim yaşıyoruz. Yani nasıl üretiyoruz? Data nereden geliyor? Ne tüketiyoruz? Kim üretiyor kim tüketiyor? Bütün bunlarla ilgili aslında çok daha fazla teknoloji entegrasyonu ve çok daha fazla girişimci için fırsat oluştu eskiye göre… İlgi de oluştu. Haliyle çok ciddi bir yarış ve bir şekilde bir rekabet oluşmaya başlayacak… Pandemi önümüzdeki 5 sene içinde olacak gelişmeleri 6 aya sıkıştırdı.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Meteoroloji ve tarım ve teknoloji nerede?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Bu konuda en iyi örneklerden bir tanesi Boğaziçi Üniversitesi’nde Levent Kurnaz Hoca’nın yaptığı çalışmalar var iklim değişikliği ve tarıma etkileri hakkında… datalarla raporlarla açıklıyor. Ben sadece bir cümle söylüyorum şu anda… İklim değişikliğinin getirdiği tarımda önemli bir değişim var. Bu aynı zamanda ben işlerin hep pozitif tarafından bakmayı sevdiğim için… Bu aynı zamanda daha önce üretilemeyen ürünlerin bu coğrafyada üretilmesi anlamına geliyor. Türkiye muz konusunda ciddi yatırımlar yapıyor. Daha önce muz burada çok fazla üretilebilen bir şey değildi. Tarım ve gıda konusunda bizim hep çalışmalarımızda etkinliklerimizde duyduğumuz bir şey… Kadim bilginin önemi… Kadim bilgi iklim değişikliğini beklemiyordu. O yüzden bizim iklim değişikliğine yönelik çalışmamız lazım… Kadim bilgi yine önemli ama iklim değişikliği daha burada, bugün, gerçek ve oluyor olacak… Dolayısıyla bu toprakta üretimi değiştirmemiz gerekiyor üretim süreçlerini değiştirmemiz gerekiyor.</p>



<p>Çin ve Amerika dediniz… Çünkü ilginç bir örnek orası… Onların bu konuda özellikle yapay zeka konusunda önemli yatırımlar yapmalarının sebeplerinden bir tanesi ve çok önemli bir gerçektir bu… Dünyada tarım üreticilerinin yaşı 54… Ve yani ilerliyor bu sayı, düşmüyor… Dolayısıyla bir otomotiv gibi bir turizm gibi bir sanayi gibi sektörlerle kıyasladığımız zaman tarımdaki yaş ortalaması bizim teknoloji için daha iyi aktarabilmemiz daha fazla entegre edebilmemiz için bir fırsat sunuyor. Çünkü biz dijitalleşme dediğimiz zaman tarımda bu 10 senelik 5 senelik süreçlerde çıktılarını toplaması anlamına geliyor. Dolayısıyla Çin ve Amerika ve birçok ülke bu konuya yatırım yaparak aslında sürecini otomotize edip bilginin yapay zekayla desteklendiği ve üretimin nereye gittiğini kontrollü bir şekilde görmek için yapıyorlar. Çünkü hava değişikliklerini takip ederek o üretime müdahale etmeleri gerekiyor. Haliyle buna hazırlık olarak bu patent ve teknoloji başvurularını yapıyorlar ve sürece ekliyorlar. Dolayısıyla tarım o yüzden çok eşsiz bir sektör bu konuda çünkü dijitalleşmesinin getireceği negatif etki diğer sektörlere göre yani işsizliğin artması işgücünün boşluğa çıkması gibi… Otomotivde sanayide birçok sektörde olabilecek konuyu burada görmemiz çok daha düşük… Çünkü burada ihtiyacımız var gerçekten ihtiyacımız var… Yani tarımın dijitalleşmesine ihtiyacımız var…</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Bu arada suda da aynı oranda değişik teknolojik girişimlerle ilerliyor muyuz? Oradaki durum nedir?</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Su bu üçlüde aslında yavaş yavaş ilginin arttığı ama gıda ve tarıma göre daha az start up’ın bulunduğu bir alan… Tarımdan da daha önemli noktaya gelmesini beklediğimiz bir konu… Şu çok kritik… Suyun tedarik edilmesiyle birlikte aslında suyun verimliliği doğru kullanımı ve sürdürülebilirliği meseleleri var. Bu, üretimi direkt olarak etkiliyor. Yani üreticiyi de etkiliyor rekolteyi de etkiliyor her şeyi etkiliyor. Haliyle burada sulama teknolojilerinin ve doğru sulamanın doğru zamanda yapılmasını sağlayacak teknolojiler topyekun bir pozitif etki sağlıyor. Önümüzdeki senelerde belki sadece su konuşmaya başlayacağız.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Evet… Patent miktarı ya da oranıyla ilgili bir fikir vererek noktalayalım isterseniz…</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Bu data şu an elimde yok… Rakamlar konusunda hep çok çekinceliyimdir ama şöyle cevap verebilirim belki…</p>



<p>Özellikle biyoteknoloji konusunda önemli bir ilgi var hem globalde hem de Türkiye’de… Bu yayımladığımız tarım start up’ları haritasında da zaten gıdada da aynı şekilde… Haritanın üzerinde kırmızı küçük noktalar var logoların yanında… Bu noktalar bu start up’ların hangilerinin patent sahibi olduğunu gösteriyor. Özellikle tarım haritamıza baktığımızda bayağı sayıda bir ekip var patenti olan… Dolayısıyla biyoteknoloji kısmında çok ciddi bir ilgi ve patent alma isteği var… Onu söyleyebilirim.</p>



<p><strong>Yaprak Özer:</strong>&nbsp;Gelecek nesiller için müthiş fırsatlar olduğunu görüyorum.</p>



<p><strong>Semi Hakim:</strong>&nbsp;Yüzde yüz katılıyorum ve bence Türkiye’nin çok önemli bir potansiyeli var bu konuda… Türkiye’nin hub olmaması için hiçbir sebep yok gelecek kesinlikle gıda tarım ve su sektöründe…</p>



<p>DÜNYA Yaprak ÖZER 04.10.2020</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2020/09/06/turkiye-tarimda-hub-olur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin

Page Caching using Disk: Enhanced 
Content Delivery Network via haberbt.b-cdn.net
Minified using Disk

Served from: www.haberbilimteknoloji.com @ 2026-08-11 10:47:08 by W3 Total Cache
-->