<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>YAZI &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<atom:link href="https://www.haberbilimteknoloji.com/category/yazi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<description>Bilim ve Teknoloji Haberleri</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 Oct 2021 12:49:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.8</generator>

<image>
	<url>https://www.haberbilimteknoloji.com/wp-content/uploads/2025/09/cropped-logo-1-32x32.png</url>
	<title>YAZI &#8211; Haber Bilim Teknoloji</title>
	<link>https://www.haberbilimteknoloji.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>VinFast  Aşırı Hızlı</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/10/25/vinfast-asiri-hizli/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/10/25/vinfast-asiri-hizli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Oct 2021 12:49:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16862</guid>

					<description><![CDATA[Asya’nın da en büyüklerinden biri olmayı başaran Vietnam’ın en büyük çok sektörlü özel şirketi VinGroup’un nasıl otomobil işine girdiğini, 15 Şubat’taki yazımda anlatmış idim. 16 milyar ABD Doları piyasa değerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Asya’nın da en büyüklerinden biri olmayı başaran Vietnam’ın en büyük çok sektörlü özel şirketi VinGroup’un nasıl otomobil işine girdiğini, 15 Şubat’taki yazımda anlatmış idim. 16 milyar ABD Doları piyasa değerini aşarken, Vietnamlıları tamamen yeni ve modern bir yaşam tarzıyla tanıştırmanın ötesinde şimdi uluslararası pazarlara açılıyor.<br><br>2018&#8217;de Vietnam&#8217;ın ilk yerli otomobil markası VinFast yaratıldıktan sonra, Avustralya’da General Motors’un test tesisleri satın alındı ve şimdi de otomotivin elektrik trendindeki ilk ürünleri bile yollara çıkıyor.</p>



<p>3 yılda dev adımlar atan VinFast, 6 ay önce Vietnam iç pazarına yönelik ilk elektrikli otomobili VF e34’ü göstermiş ve 3 ay öncesine kadar da 25 binden fazla sipariş ile rekor kırmıştı. Şu anda ise Volkswagen Amerika&#8217;nın eski Başkan Yardımcısı ve Opel’in son CEO’su Michael Lohscheller’in yönetimine geçtiği VinFast, ABD, Kanada ve Avrupa&#8217;da benim de geçen ay İtalya Pininfarina’da gördüğüm premium elektrikli araç modellerini piyasaya sürmek için geri sayımda…</p>



<p>2022&#8217;de Avrupa&#8217;da ve belki sonrasında Türkiye’de de satılmaya başlanacak, özel bir modüler platformu paylaşan iki yeni lüks modelini, 17 Kasım’da Los Angeles otomobil fuarında gösterecek olan VinFast’ın dahili Ar-Ge çalışmalarından başka sinerjik “Küresel Zeka Bağlantısı&#8221; stratejisinde; Pininfarina, AVL, Aptive, BMW, Bosch, EDAG, FEV, GM, Magna Steyr, ZF, LFP batarya tekniğinde Gotion High-Tech, yüzde 100 katı hal bataryalar için ProLogium PLG ve aşırı hızlı şarj için StoreDot ile işbirliği yapıyor. Ayrıca “yeni nesil otomotiv”in öne çıkan mühendislik, bileşenler, teknoloji ve start-up şirketlerini de her geçen gün kendi zincirine ortaklıklar kurarak eklemeye devam ediyor.</p>



<p>VinGroup, kendi içinde de temel yetkinlikler, yapay zeka, makine öğrenimi, büyük veri ve siber güvenliği kapsayan VinAI, VinBigdata ve Vsmart birimlerini oluşturmuş durumda. Hatta, uzman araştırma enstitülerinin yanı sıra batarya ve şarj teknolojisinde yeni çözümler araştırmaya ve geliştirmeye odaklanan VinES Energy Solutions JSC&#8217;yi bile kurmuş.</p>



<p>Böylece küresel pazarlara yönelik A’dan E-segmentine çok geniş bir model yelpazesini eş zamanlı olarak hazırlayan VinFast, gelişmiş ülkelere 6 ay içinde ADAS ve Akıllı Servis özellikleri ile donatılacak D ve E segmentindeki kilit SUV ürünleri VF e35 ve VF e36’yı sunacak. Gelecekteki diğer modellerini ise, değişen beğeniler ve pazar kabulüne göre yönlendirip geliştirecek.</p>



<p>Araç kalitesi, şık tasarım, üst düzey sürüş asistanı programları, yüksek güvenlik standartları, esnek ve yenilikçi satış politikaları ile ayrıca özenli bir satış sonrası hizmeti planlayarak, “gelişmiş batılı ülkeler”de de tercih edileceklerinden eminler.<br>Alman Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Birliği VDIK&#8217;nin 38. üyesi olarak kabul edilen VinFast BEV&#8217;lerinin, EuroNCAP ve NHTSA standartlarına uygun olarak güvenlik işlevlerine ve 3. seviye otonom sistemine sahip olma iddiaları da oldukça şaşırtıcı. Otomatik ve uzaktan park, akıllı araç çağırmanın yanında; araç içi “Akıllı Hizmetler” sisteminin e-ticaret gibi katma değerli servisleri birbirine bağlamak için bir platform görevi görecek olması da donanım hedeflerinin yüksekliğini gösteriyor.</p>



<p>Temmuz ayında ilk küresel pazarları olarak seçtiği ABD, Kanada, Fransa, Almanya ve Hollanda&#8217;da yeni ofislerini resmi olarak açarak birincil lansmanlarına proaktif şekilde hazırlanan VinFast, 2022 yazına kadar ilk Avrupa showroom’larını da yetiştirecekmiş.<br>Dijital bir dağıtım ve satış sistemi, “Görünmez Hizmet&#8217; konseptlerindeki mobil hizmet paketleri, müşterilere çevrimiçi ve çevrimdışı O2O deneyiminin yanında, pazarlardaki lider dağıtım bayileriyle de anlaşmalar yapıyor.</p>



<p>Sonuçta VinFast’ın, akıllı elektrikli araç devrimini güçlü bir şekilde destekleyen bir BEV markası olmayı hedeflerken, küresel pazarda ilerlemek için bu kadar net bir vizyona sahip olması, takdire şayan.</p>



<p>Tüm üretim süreci Vietnam&#8217;da yoğunlaşmış olsa da, satış ve pazarlama stratejilerinin tümünde derinlemesine pazar araştırmalarına ve müşteri anketlerine dayanarak, küresel ihtiyaçlara bağlı olarak, lokal pazarlara doğrudan hizmet etmek için ek üretim yerleri oluşturmayı da düşünebileceklerini açıklayan VinFast Avrupa’nın Toyota’da yıllarca yöneticilik yapmış kadın CEO’su Tran Thi Hong Bich, özellikle Tesla’nın Avrupa yapılanmasındaki en önemli isimlerini ekibine almış. Ayrıca, Starbucks, Apple ve Tesla’nın Avrupa’daki ilk şubelerini açan Hakan Ceylan’ı da Satış Direktörü olarak transfer etmiş. Satış Sonrası ve B2B yöneticilerini de Tesla&#8217;dan çağırmış. Nissan Leaf’lerin ilk Avrupa pazarlamasını ve ilk servislerini oluşturmuş isimleri de transfer etmiş.</p>



<p>Diğer yanda; Vietnam&#8217;daki batarya üretim hattına ek olarak, şirketin küresel genişleme planını destekleyen kendi tedarikini kontrol etmek için Avrupa ve ABD&#8217;de daha fazla şarj edilebilir batarya fabrikaları açmayı planlayan Küresel bir elektrikli otomobil şirketi olma yol haritasına sahip VinFast&#8217;ın en etkili pazara giriş stratejilerini geliştirme yönünde her ülkedeki ortaklar, kuruluşlar ve meslek kuruluşlarıyla da işbirliği başlığında Avrupa&#8217;da içten yanmalı motorlardan e-mobiliteye geçişi hızlandırmak ve yeni elektrikli modellerinin bir dizi tanıtım etkinliği için AutoBest ile sürdürülebilir kalkınma projelerine katılım amacıyla stratejik ortaklık yapacağını da duyurdu.</p>



<p>Bizim TOGG’ların tasarım ve prototiplerini de çalışmış olan Pininfarina’nın VinFast için tasarladığı dördüncü ve en önemli lüks modeli VF e35’i Cambiano stüdyolarında gördükten sonra, yeni doğan bir markanın sadece 3 yılda neler yapabildiğini ve otomotivin “EVrim”i sırasında asırlık markalarla şartların nasıl eşitlenebileceğine bir kez daha inandım…</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.dunya.com/kose-yazisi/baska-bir-yerli-ve-milli/610916
</div></figure>



<p>DÜNYA&nbsp;Okan ALTAN 18.10.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/10/25/vinfast-asiri-hizli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobilite servisi</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/mobilite-servisi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/mobilite-servisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2021 12:06:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16802</guid>

					<description><![CDATA[Asırlık otomobil markaları, elektrikliye geçişte yavaş kaldılar eleştirileri, aslında çok yersiz. Elektrik, hatta otonom araçlar ve mobil bağlanabilirlik konularında çok ciddi adımlarla ilerliyorlar. Üstelik, uzman olmadıkları konularda devasa satın almalarla, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Asırlık otomobil markaları, elektrikliye geçişte yavaş kaldılar eleştirileri, aslında çok yersiz. Elektrik, hatta otonom araçlar ve mobil bağlanabilirlik konularında çok ciddi adımlarla ilerliyorlar.</p>



<p>Üstelik, uzman olmadıkları konularda devasa satın almalarla, bildiğimiz otomobil üreticisi olmaktan çıkıp, Volkswagen Grubu’nun “NewAuto” açıklamalarındaki gibi akıllı mobilite servis sağlayıcısı olarak kimlik değiştiriyorlar.</p>



<p>Dönüşen sanayi içinde eskisi gibi güçlü kalmak zorunda olduklarından, farklı iş modelleri için yazılımcı “genç”lerle iş birliklerine başladılar. Endüstri 4.0’dan yeni nesil müşterilerle ilişki metodlarına, sadece her alanda tüm yenilikçi, sürdürülebilir ve yaratıcı iyi fikir sahiplerine ulaşma stratejisi güdüyorlar. Ve yeni nesil teknoloji start-up’ları, şu anda tüm otomotivin ana yatırım alanı oldu.</p>



<p>Bu arada hep Tesla’nın referans noktası olduğundan bahsediliyor. Fakat, Tesla, fazla değil sadece 11 yıl önce General Motors’un iflasın eşeğine gelmesini fırsat bilip onun bir fabrikasını yok pahasına satın alamasaydı, elektrikli otomobil devriminde rekabet nasıl olurdu? Ya da öncesinde Toyota, hisse satın alarak Tesla’ya destek olmasaydı? Tesla’nın şu andaki borsa değeri ortada; fakat, endüstri devlerinin emin hareketini, bir 100 metre sprinteri ile maraton koşucuları arasındaki farka benzetiyorum.</p>



<p>Aslında GM’den Ford’a, Stellantis’ten Mercedes ve BMW gibi tüm büyüklere, elektrikli ve robotize sürüş yeni bir şey değil. Elektrikli otomobil konusunu 100 yıldır askıya almış değillerdi.</p>



<p>Sadece fosil yakıtla çalışan motorların pratikliği, çevre endişelerinin gerektirdiği pahalı mühendisliği geciktirmişti. Otonom konusunda da 6 yıl önce Google&#8217;ın sürücü koltuğunda kimsenin oturmadığı araç fikri ile “yarış”ta geri kalmamak için Ar-Ge konu başlıkları değiştirildi.</p>



<p>Ancak, kaçınılmaz olan, geleceğin trafiğinde (eğer sentetik yakıt yapılamazsa) ne içten yanmalı motorlar ne de bildiğimiz tipte araçları kullanacak olmamız… Dünya değişirken, ellerimizde akıllı iletişim cihazlarıyla “sürmek” değil “gitmek” mantığında ve bunun için de otonom ve bağlantılı araçlarla “paylaşım” sisteminde alternatif ulaşım yolları araştırılıyor.</p>



<p>Robotize sürüş için geliştirmeler, yüksek çözünürlüklü lazer görüntüleme sistemi “lidar” ve kameralardan elde edilen üç boyutlu datayı dijital haritalara işleme telaşıyla ilerliyor, ki yapay zekalı otonom araçlar bu bilgileri kullanarak yollarını bulabilsin, etraflarını tanıyabilsinler. Bunun gibi fikirleri üreten özel laboratuvar veya üniversitelerle el sıkışan eski otomobil markaları, Hindistan’a ve belki Türkiye’ye kadar geliyorlar.</p>



<p>Ride-Hailing düşüncesinde de aslında fiziki şoför maliyeti olmayan bir hesap yapılıyor.</p>



<p>Önce AB Komisyonu Yeşil Mutabakat zorlamalarıyla 2025 yılına kadar elektriklenme işini çözmek için 35 Milyar Dolar harcamayı göze alan otomobil markaları, otonom işinin de elektriklilerle petrol ve türevi motorlu taşıtlardan daha kolay çözüleceğinin farkındalar.</p>



<p>Yani 5 yıl içinde otomotivin tam elektriklenmesi ve 10 yıl içinde de tam otonom araçların üretimi gerçekleşecek.</p>



<p>Ve otomotivden mobilite şirketlerine dönüşüm tamamlanacak!</p>



<p>Hyundai ve Sony’nin yaptığı gibi, robot bilimi alternatif yatırım konusu oldu. Filoların nasıl şarj yönetimi gerçekleştireceği ve rota optimizasyonu da sektörün öncelikli konuları arasında.<br>Mikro-mobilite için de istisnasız tüm markaların elektrikli scooter ve türevlerine bütçe ayırmaları da, sera gazı salımına karşı çevreci yaklaşımlardan.</p>



<p>O sebeple, Otosan’ın “Rakun”, “E-Transit” ve “F-Vision” projelerinin yanında “Driventure” simülasyon ile sanal doğrulama mühendisliği girişimlerinin ne kadar iyi öngörülerle oluşturulduğunu ve çok doğru bir yerel örnek olarak hatırlatalım.</p>



<p>DÜNYA&nbsp;Okan ALTAN 30.08.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/09/08/mobilite-servisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilimin ikonik 10 Türk kadını</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/07/13/bilimin-ikonik-10-turk-kadini/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/07/13/bilimin-ikonik-10-turk-kadini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2021 11:31:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim Genel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16636</guid>

					<description><![CDATA[Türk bilim kadınları, ABD, İsveç, Antarktika, İngiltere gibi dünyanın her köşesinde birçok alanda çeşitli başarılara imza atmaya devam ediyor. COVID-19 aşısının mucidinden ilk karadelik fotoğrafını çeken fizikçiye kadar birçok Türk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading">Türk bilim kadınları, ABD, İsveç, Antarktika, İngiltere gibi dünyanın her köşesinde birçok alanda çeşitli başarılara imza atmaya devam ediyor. COVID-19 aşısının mucidinden ilk karadelik fotoğrafını çeken fizikçiye kadar birçok Türk bilim kadını, Türkiye’deki genç öğrencilere ilham veriyor.</h5>



<p>Geçmişten günümüze erkeklerin aktif olarak görev aldığı neredeyse her alanda kendine bir yer edinen kadınların başarıları sıklıkla karşımıza çıkmıyor. Spordan sanata, bilimden sağlığa cinsiyet eşitliği birçok alanda henüz sağlanamamış olsa da bu, kadınların erkeklerin de yer aldığı ve ön plana çıktığı alanlarda başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Hatta, dünyanın önde gelen kurumları ve araştırmalarında yer almış birçok Türk bilim kadını çeşitli başarılara imza atıyor. Ancak ana akım medyada bilim dünyasındaki başarılar kendine çok yer bulamadığından bunların büyük bir bölümünden haberiniz bile olmayabilir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Türk kadın araştırmacı oranı dünya ortalamasının üzerinde</h2>



<p>Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) bağlı UNESCO İstatistik Enstitüsü’nün geçen yıl yayınladığı bir rapor, dünya genelinde kadın araştırmacı oranının yüzde 29,3 olduğunu ortaya koyarken, Türkiye’de ise bu oran ortalamanın üzerinde, yüzde 37 düzeyinde. Aynı rapor, Türkiye’de kadınların çeşitli bilim dallarında üniversite düzeyinde eğitim gören öğrencilerin yüzde 40’ını oluşturduğunu ortaya koyuyor. Ortalamaya bakıldığında her ne kadar bilim dallarında erkek öğrenci sayısı kadınları geçse de sağlık alanında yüzde 63,4 ile kadınların çoğunluğu oluşturduğu görülüyor.</p>



<p>Bilim dünyasında kendilerine büyük bir yer bulan bilim kadınları, yalnızca yaptıkları işlerle değil aldıkları destek ve ödüllerle de öne çıkıyor. Çeşitli ülkede çeşitli alanlarda çalışmalar yapan bilim kadınlarımız, kanser gibi henüz kesin ve yaygın tedavisi olmayan hastalıklardan uzay çalışmalarına birçok alanda çığır açarak değişimin bir parçası konumundalar.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>COVID-19 aşısını buldu, şimdi sıra kanserde</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Sağlığın özellikle pandemi döneminde daha da önem kazanmasıyla kadınların bu alanlardaki başarıları da öne çıkmaya başladı. Hepimizin ismini duyduğu BioNTech aşısının mucitlerinden Dr. Özlem Türeci bu isimlerden biri.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="750" height="422" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3.jpg" alt="" class="wp-image-16640" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3-300x169.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3-696x392.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image002-3-746x420.jpg 746w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/ozlem-tureci-DfTy.jpg"></a></p>



<p>Doğumundan önce ailesinin Almanya’ya göç etmesiyle bu ülkede çalışmaya başlayan Türeci, COVID-19 virüsüne yönelik çalışmalarının yanında kanser tedavileri üzerinde de dünyanın sayılı araştırmalarını yönetiyor. Eşi Prof. Uğur Şahin ile 2008 yılında BioNTech şirketini kuran Türeci, on yıl boyunca Klinik ve Bilimsel Danışma Kurulu’nda görev yaptıktan sonra 2018’de BioNTech Tıp Şefi görevini üstlendi. BioNTech’in diğer kurucuları arasında yer alan kardeşler Thomas ve Andreas Struengmann, aynı zamanda Türeci’nin modifiye edilmiş genetik kodlarla bağışıklık sistemine kanserle mücadele etmeyi öğreten projeler üzerinde çalıştığı Ganymed şirketinin de ortakları arasındaydı. Aynı zamanda Kanser İmmünoterapi Derneği Başkanı olan Türeci’nin Ganymed’de üzerinde çalıştığı söz konusu uygulama, kanserli hücreleri vücuda giren bir virüs gibi algılayarak bu hücrelerin yok edilmesini amaçlıyor. Fakat kendisini COVID-19 aşısından tanıdığımız Türeci, Euronews’a verdikleri röportajda eşi Uğur Şahin ile birlikte BioNTech şirketinde mRNA teknolojisi kullanarak aşı alanında devrim yarattı. COVID-19 salgını Mart 2020’de henüz yeni ortaya çıkmışken bu virüsün küresel bir salgına yol açacağını öngören çift, 25 yıldır üzerinde çalıştıkları söz konusu aşı çalışmalarının derhal başlaması için BioNTech yönetim kurulunu olağanüstü bir toplantıda bir araya getirerek yöneticileri ikna etmek için de oldukça çaba sarf etmiş. COVID-19’a karşı etkisi en yüksek aşılar arasında yer alan BioNTech aşısı ile Almanya’da Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı’na layık görülen çifte, liyakat nişanları Almanya Cumhurbaşkanı Frank- Walter Steinmeier ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in katılımıyla takdim edilmişti. COVID-19 aşılama çalışmaları hızla devam ederken, Türeci de kendi çalışmalarını sürdürüyor. mRNA teknolojisi üzerindeki çalışmalarıyla New York Post’ta hakkında yer alan haberde Türeci, şimdi sıranın kanser tedavisinde olduğunu söylüyor. Bu teknolojinin kanserli hücreler ve tümörlere karşı da kullanılabilmesi için çalıştığını belirten Türeci, “mRNA teknolojisine dayanan farklı kanser aşılarımız var. Bu tip tedavi yöntemi ve geliştirme süreçlerinde tahmin yapmak zordur. Ancak birkaç yıl içinde kansere karşı savaşacak aşımızı da insanlara sunmaya hazır olacağız” diyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>10 saniyede cilt kanserini teşhis eden sensör geliştirdi</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Yeni nesil Türk bilim insanları arasında yer alan fizik mühendisi ve mucit Canan Dağdeviren de fizik alanında yaptığı çalışmalar ve icat ettiği buluşlarla bilim dünyasına ismini yazdıran kadınlar arasında yer alıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image003-2.jpg"><img decoding="async" width="330" height="394" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image003-2.jpg" alt="" class="wp-image-16643" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image003-2.jpg 330w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image003-2-251x300.jpg 251w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/canan-dagdeviren-74nB.jpg"></a></p>



<p>Üniversite ve yüksek lisans eğitimini sırasıyla Hacettepe Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi’nde fizik mühendisliği ve malzeme bilimi ve mühendisliği alanlarında tamamlayan Dağdeviren, 2009’da kazandığı Fullbright bursuyla Illinois Üniversitesi’nde (UIUC) doktora eğitimi aldı. Doktora çalışmaları sırasında esnek ve katlanabilir, deri üzerine yapıştırılabilir veya giyilebilir elektronik aletler üzerine yoğunlaşan Dağdeviren, medikal teknoloji alanında pilsiz çalışan giyilebilir bir kalp çipi ve cilt kanserini teşhis etmeye yarayan bir cihaz geliştirdi. Forbes’un 30 Yaş Altı Bilim İnsanı listesinde de yer alan Dağdeviren, aynı zamanda Harvard Cemiyeti tarihinde Harvard Üniversitesi Fellows Cemiyeti’nde Junior Fellow olan ilk Türk bilim insanı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bünyesindeki bir araştırma laboratuvarı olan MIT Media Lab’de öğretim üyesi olarak kendi araştırma grubunu yöneten Dağdeviren, malzeme bilimi, mühendislik ve biyomedikal mühendisliğinin kesiştiği alanlarda çalışıyor. Dağdeviren ayrıca, 2019’den bu yana Kadir Has Üniversitesi Mütevelli Heyeti’nin de bir üyesi.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Antarktika’ya giden ilk Türk bilim kadını</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; İklim değişikliği ve deniz buzu gözlemleri üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınan Doç. Dr. Burcu Özsoy Çiçek, Antarktika’ya giden ilk Türk bilim kadını olarak biliniyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004.jpg"><img decoding="async" width="750" height="503" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004.jpg" alt="" class="wp-image-16646" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004-300x201.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004-696x467.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image004-626x420.jpg 626w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/burcu-ozsoy-cicek-yu69.jpg"></a></p>



<p>Yıldız Teknik Üniversitesi’nde jeodezi-fotogrametri mühendisliği alanında lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamlayan Çiçek, daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) araştırma görevlisi olarak akademik kariyerine başladı. İstatistiksel matematik ve jeo-fizik bilimlerine duyduğu ilgiden yola çıkarak bu iki alanı, yeryüzü ve yer kaynaklarının fiziksel bağlantı olmadan kaydetme ve inceleme tekniği olarak bilinen uzaktan algılama olarak birleştiren Çiçek, 2003 yılında San Antonio Teksas Üniversitesi’nde (UTSA) uzaktan algılama ve jeoinformatik laboratuvarına katıldı. UTSA’daki doktorası sırasında 2006 yılında Antarktika’ya gitme şansı elde etti ve bir yıl sonra UTSA’da Amerikan Fotogrametri ve Uzaktan Algılama Derneği’ni (ASPRS) kurdu. Doktora çalışmasında, disiplinler arası ve bilimsel bilgi düzeyleri arasındaki iletişimin, insanların iklim değişikliği ile ilgili alandaki yeni sonuçları ve teorileri ve tehditlerini anlamalarını sağlayan kilit nokta olduğunu anlayan Çiçek, 2011 yılında Türkiye’ye dönerek Türkiye’de kutupsal araştırmanın önemini artırmak için çeşitli çalışmalar yaptı. Aynı zamanda iklim değişikliği dersleri de veren Çiçek, bu alanda Türkiye’de yapılan ilk araştırmalarda yer aldı. Türkiye’deki kutup bilimlerinden sorumlu olan İTÜ Kutup Araştırmaları Uyg-Ar Merkezi’nin (İTÜ PolReC) kurucusu ve müdürü oldu. Mart-Nisan 2016’da bir Türk araştırma üssü ile Antarktik araştırmalara katkıda bulunmak için Antarktika’ya lider yardımcısı olarak geri döndü. Çiçek, Uluslararası Kutup Gözlemevi Bilim Kurulu’na da dahil edildi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile İTÜ PolReC koordinasyonunda birinci, ikinci ve üçüncü Türk Antarktika Seferlerine de önderlik etti.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Sperm ve yumurta olmadan yapay embriyolar oluşturdu</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Kök hücre teknolojisiyle rahim olmadan erken embriyo gelişimi modellemesi üzerine çalışmalar yürüten Dr. Berna Sözen, Akdeniz Üniversitesi biyoloji dalında başladığı eğitim hayatını ABD ve İngiltere’de sürdürdü.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image005.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="413" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image005.jpg" alt="" class="wp-image-16645" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image005.jpg 330w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image005-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/berna-sozen-Sz2v.jpg"></a></p>



<p>Southampton Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü ve son olarak Yale Üniversitesi’nde eğitim alan ve bu kurumlarda embriyo gelişimi üzerine çeşitli çalışmalarda yer alan Sözen’in ismini, embriyon gelişiminde neden sıklıkla hata yaşandığın ve kadınların neden düşük yaptığını anlamaya yol açacak çalışması duyurdu. Cambridge Üniversitesi’nde başladığı araştırmalarında sperm ve yumurta olmadan erken gelişim dönemini taklit edebilen yapay embriyolar oluşturan Sözen’in çalışmaları dünyanın en prestijli bilim dergileri arasında yer alan Science ve Nature Cell Biology’de yayınlandı. Sözen’in bu buluşu ayrıca 2017 yılında MIT’nin bilimde çığır açan 10 gelişmesi arasında yer aldı. Bu çalışmayla yaklaşık iki hafta boyunca embriyoların laboratuvar ortamında gelişimi izlenebiliyor. Independent Türkçe’ye konuşan Sözen, geçmişte yapılan diğer araştırmaların, insanlarda döllenmenin hemen sonrasında oluşan bir embriyonun hayatı başlatacak kök hücreler topluluğu olduğunu gösterdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Daha da önemlisi bu kök hücreler eşsiz bir şekilde kendiliğinden organize olarak gelişen embriyoyu adeta inşa ediyorlar.” Sözen, çalışmalarına öğretim üyesi olarak katıldığı ve kendi bağımsız araştırma grubunu kurduğu Yale Genetik Departmanı’nda sürdürüyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>“Tıpta ve biyolojide çığır açan bir lider”</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Çocukken enfeksiyonel bir hastalık geçiren ve yaklaşık üç yıl boyunca tedavi gören Dr. Naşide Gözde Durmuş, bu hastalığından sonra genetik ve biyomühendislik alanlarında yaptığı çalışmalarla sağlık problemleri üzerinde yenilikçi buluşlara imza attı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="422" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006.jpg" alt="" class="wp-image-16641" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006-300x169.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006-696x392.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image006-746x420.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/naside-gozde-durmus-4hB8.jpg"></a></p>



<p>Tedavisi boyunca vücuttaki bakterilerin yok edilmesi için farklı antibiyotikler kullanan ve doktorların tabir caizse deneme yanılma yoluyla iyileşmeye çalışan Durmuş’a bu süreç ilham olmuş. Anadolu Ajansı’na verdiği röportaja göre üniversitedeki eğitimi sırasında bakteri direncinden etkilendiğini, bu yüzden farklı antibiyotikler kullandığını ve tedavisinin uzun sürdüğünü fark eden Durmuş, bu tecrübeyle bakterilerle mücadelede hangi antibiyotiğin işe yarayacağının hızla belirlenmesi ve hastaların vücutlarındaki bakteriye göre hangi ilaç tedavisinin uygulanması gerektiği konusunda çalışmaya başladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamlayan Durmuş, daha sonra Fullbright bursuyla Stanford Üniversitesi’nde yükseköğrenimini tamamlayarak araştırmacı olarak göreve başladı. Burada, 2015 yılında dünyanın önde gelen bilim dergilerinden MIT Technology Review dergisinin her sene seçtiği 35 Yaş Altı Yenilikçiler Listesi’nde “tıp ve biyolojide çığır açan” 35 bilim insanından biri seçildi. İnsan Genom Projesi’nin liderlerinden Prof. Ronald W. Davis ile araştırmalarını Standford Üniversitesi Genom Teknoloji Merkezi’nde sürdüren Durmuş, 2018 yılında hastaya özel antibiyotik kullanımını sağlayacak ilaç tarama testi projesinin laboratuvar testlerinde başarılı sonuçlar elde etti ve geliştirilecek cihazın hastaların kullanımına sunulabilmesi için çalışmalarına devam ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Tarihin ilk karadelik fotoğrafını çeken ekipte yer aldı</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Prof. Dr. Feryal Özel, eğitimini dünyanın en prestijli üniversitelerinde tamamladıktan sonra kariyerine yine çığır açan çalışmalar gerçekleştiren şirket ve enstitülerde devam etti.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image007.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="420" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image007.jpg" alt="" class="wp-image-16639" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image007.jpg 330w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image007-236x300.jpg 236w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/feryal-ozel-fHcv.jpg"></a></p>



<p>Karadelikler, nötron yıldızları ve teorik astrofizik başlıca araştırma alanları arasında yer alan Özel, ismini 2003 yılında dünyanın en tanınmış bilim insanlarıyla birlikte Büyük Fikirler listesine girerek duyurmuştu. Lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra 1996 yılında Columbia Üniversitesi’nde eğitim gören Özel, Fizik ve Uygulamalı Matematik bölümünden Yüksek Onur Derecesi ile mezun oldu. Özel, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra İsviçre’de yer alan ve dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarını yöneten araştırma kuruluşu Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (CERN) ve fizik üzerine yüksek lisansını tamamladığı Danimarka’nın Kopenhag kentindeki Niels Bohr Enstitüsü’nde çalışmalar gerçekleştirdi. Daha sonra ABD’nin en ünlü üniversitelerinden Harvard Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan Özel, Hubble Doktora Sonrası Bursu’nu kazandıktan sonra Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü’nde göre yaptı. Guggenheim Vakfı, Türk Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı, Daughters Atatürk Vakfı, Harvard Üniversitesi ve Institute for Advanced Study’nin aralarında bulunduğu çeşitli kurumlardan ödül ve burslar kazanan Özel’in en büyük başarıları arasında ise tarihin ilk karadelik fotoğrafını çekmesi yer alıyor. Bilim insanı Albert Einstein’ın Görelilik Teorisi’nde dile getirdiği ancak teleskop ışınlarını yuttuğu için görüntülenemeyen karadelikleri görüntüleme üzerine çalışan Özel’in başında bulunduğu Modelleme ve Analiz Çalışma Grubu, farklı teleskoplardan elde edilen milyonlarca veriyi birleştirerek 2019 yılında ortaya tek bir fotoğraf çıkarmayı başardı. Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi Astrofizik Komitesi Başkanı olarak görevini sürdüren Özel, ayrıca Türk Bilim Akademisi’nin de üyeleri arasında yer alıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>2020 OCRA Ödülü’ne layık görüldü</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Kanser tedavisi üzerine yaptığı çalışmalarla adını duyuran Dr. Duygu Özmadenci, yumurtalı kanserine karşı geliştirdiği yeni bir yöntemle ABD’nin prestijli ödüllerinden birinin kazananı oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="422" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008.jpg" alt="" class="wp-image-16647" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008-300x169.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008-696x392.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image008-746x420.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p>Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde biyoloji eğitimi alan Özmadenci, daha sonra Fransa’da Lyon Üniversitesi bünyesindeki Kanser Araştırma Merkezi’nde kanser araştırmaları üzerine master ve doktorasını tamamladı. Doktora çalışması sırasında keşfettiği bulguları Paris ve Pekin gibi uluslararası konferanslarda sundu. Doktora sonrası çalışmalar için ABD’de yer alan San Diego Üniversitesi’ne giden Özmadenci, buradaki çalışmalarında, yumurtalık kanseri hücrelerini çoğaltan Fokal Adezyon Kinaz (FAK) isimli bir protein ile yumurtalık kanseriyle ilaçlı tedaviyle mücadele edilebileceğini keşfetti. Söz konusu keşfiyle, 2020’de ABD’de 1994 yılından bu yana yumurtalık kanserine yönelik araştırmalara destek veren Ovarian Cancer Research Alliance’ın (OCRA) her yıl 10 kişiye verdiği Ann and Sol Schreiber Mentored Investigator Award ödülüne layık görüldü.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>EMBO’ya seçilen ilk Türk bilim insanı</strong></h2>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image009.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="330" height="495" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image009.jpg" alt="" class="wp-image-16642" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image009.jpg 330w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image009-200x300.jpg 200w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image009-280x420.jpg 280w" sizes="auto, (max-width: 330px) 100vw, 330px" /></a></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Babası da bir mühendis olan Prof. Dr. Elif Nur Fırat Karalar, moleküler biyoloji alanında yaptığı&nbsp;<strong></strong></h2>



<p>çalışmalarla uluslararası alanda başarı elde ettikten sonra Türkiye’ye dönen ve burada çalışmalarını sürdüren bir bilim insanı.</p>



<p>Kaliforniya eyaletinde yer alan Berkeley Üniversitesi’nde moleküler ve hücre biyolojisi alanında Matthew Welch’in gözetiminde çalıştıktan sonra Stanford Üniversitesi biyoloji bölümünde Tim Stearns laboratuvarında çeşitli araştırmalar yürüttü. 2014 yılında Koç Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent olan Karalar, ayrıca buradaki Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde kurduğu Hücre İskeleti Araştırma Laboratuvarı’nda kanser ve genetik hastalıkların moleküler temellerini belirlemeye yönelik yaptığı araştırmalarla Avrupa Moleküler Biyoloji Örgütü’nün (EMBO) 2000 yılından beri 40 yaş altı bilim insanlarını insanını seçtiği Araştırmacılar Programı’na seçilen ilk Türk bilim insanı oldu. Ocak 2020 yılı itibariyle başlayan programa seçilen 27 bilim insanından biri olan Karalar, program kapsamında maddi ve pratik destek alacak ve 129 bilim insanın dahil olduğu EMBO Genç Araştırmacılar ağından da faydalanacak.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Obama Beyaz Saray’a konuşmacı olarak davet etti</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Başarıları ile tıp dünyasının konuşulan isimleri arasında yer alan Prof. Dr. İvet Bahar, kariyeri boyunca gerçekleştirdiği araştırmalarda ilaç tasarımı alanında yeni metotlara imza attı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="531" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010.jpg" alt="" class="wp-image-16644" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010-300x212.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010-100x70.jpg 100w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010-696x493.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image010-593x420.jpg 593w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/ivet-bahar-ZZxB.jpg"></a></p>



<p>Lisans ve yüksek lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamlayan Bahar, daha sonra İTÜ’de fiziksel kimya alanında doktorasını yaptı. 2001 yılında kazandığı UNESCO bursuyla Pittsburgh Üniversitesi’ne giden Bahar, ABD başkanını bilim ve teknoloji alanlarında bilgilendirmek üzere 1863 yılında kurulan ve 190’ı Nobel ödüllü olmak üzere 2,900 üyesiyle dünyanın en seçkin bilim akademileri arasında yer alan Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin ilk Türk kadın bilim insanı üyesi oldu. 2004 yılından bu yana Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi Bilgisayar ve Sistem Biyoloji bölümünde Kurucu Başkanı olarak görev yapan Bahar’ın hesaplamalı biyoloji üzerine 250’den fazla makalesi bulunuyor. Ayrıca EMBO ve Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) fiziksel ve mühendislik bilimleri kurulu üyesi olan Bahar, çalışmaları ile moleküler biyolojide proteinlerin yapısal etkileşimlere ve mutasyonlara adapte olma dinamiklerini kullanma yeteneği olduğunu keşfetti. 2016 yılında dönemin ABD başkanı Barack Obama tarafından Beyaz Saray’a konuşmacı olarak davet edilen Bahar, konuşmasında süper bilgisayar teknolojisi ile ilaç tasarımlarında da kullanılan moleküler ve hücresel düzeydeki simülasyonların nasıl daha hızlı ve doğru bir şekilde yapılabileceğini anlattı. Pittsburgh eyaletinde çalışmalarını sürdüren Bahar, son yıllarda yaptığı çalışmalarla da nörodejeneratif hastalıklar ve uyuşturucu bağımlılığı ile mücadelede yeni perspektifler sağlamaya devam ediyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>İsveç Kraliyet Hanedanı ödülünü kazandı</strong><strong></strong></h2>



<p>&#8211; Fonetik, sinirbilimi ve dilbilimi üzerine çok disiplinli çalışmalar yapan Dr. Hatice Zora, bu alandaki başarısını uluslararası düzeye taşıyan Türk bilim kadınlarından.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="422" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011.jpg" alt="" class="wp-image-16638" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011.jpg 750w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011-300x169.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011-696x392.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/07/image011-746x420.jpg 746w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></a></figure>



<p><a href="https://i.dunya.com/storage/files/images/2021/07/10/hatice-zora-DpcV.jpg"></a></p>



<p>Lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi’nde, yüksek lisans derecesini de Lund Üniversitesi’nde tamamlayan Zora, doktorasını ise Stockholm Üniversitesi’nden aldı. Zora, 2019’da beyinde dil ve duygu gelişimi üzerine yaptığı çalışmalarıyla her yıl alanında başarılı isimlere verilen İsveç Kraliyet Hanedanı ödülüne sahip oldu. Kendisine bu ödülü kazandıran dil melodisi çalışmasında, melodinin beynin farklı bölgelerinde verdiği tepkimeler üzerine yoğunlaşmış. Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda beynin duygusal ve bilişsel melodiyi nasıl ayırt ettiğinin ve bu iki işlevin etkileşiminin altında yatan nörolojik bağlantılar hakkında mevcut bilgilerin kısıtlı olduğunu belirten Zora, “Ben çeşitli beyin görüntüleme tekniklerini kullanarak beynin derinliklerinde bu iki işlev arasındaki bağlantıyı araştırıyorum. Araştırma sonuçlarının, insanlıkta bilişsel (dilsel) kabiliyetin nasıl ortaya çıkıp geliştiğini anlamamıza, sosyal biyoloji ve psikoloji alanlarına katkısı olacaktır” diyor.</p>



<p>DÜNYA Deniz Kılınç 10.07.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/07/13/bilimin-ikonik-10-turk-kadini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bin Yıl Önce Yaşamış Bir Artuklu Sanatçı: Mühendis Cezeri</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/15/bin-yil-once-yasamis-bir-artuklu-sanatci-muhendis-cezeri/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/15/bin-yil-once-yasamis-bir-artuklu-sanatci-muhendis-cezeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 12:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16564</guid>

					<description><![CDATA[Cezeri Artuklular döneminde bugünkü Diyarbakır civarında 1200 yıllarında yaşamış bir mühendistir. Cizreli bu büyük mucit aslında günümüz bilgisayarlarının temeli olan, robot saatler, su makineleri, şifreli kilitler/kasalar, termos, otomatik oyuncaklar gibi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cezeri Artuklular döneminde bugünkü Diyarbakır civarında 1200 yıllarında yaşamış bir mühendistir. Cizreli bu büyük mucit aslında günümüz bilgisayarlarının temeli olan, robot saatler, su makineleri, şifreli kilitler/kasalar, termos, otomatik oyuncaklar gibi onlarca makinenin mucidi büyük bir mühendisdir. Günümüzde kullandığımız birçok teknolojik ürünün temelinin Cezeri’ye dayandığını söyleyebiliriz. Bunu Leonardo Da Vinci’den de önce yapmıştı.</p>



<p>Akla nasıl tıp denince İbn-i Sina, matematik denince Harizmi, felsefe denince Farabi geliyorsa sibernetik denince de ilk akla gelen kişi El-Cezeri’dir. Sibernetik ismini 1948 yılında Norbert Wiener vermiştir. Wiener sibernetiğin, tüm organize sistemlerin (canlı veya cansız) makine ve hayvanların haberleşme ve kontrol sistemlerini incelediğini belirtmektedir. Sibernetik haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim gelişerek hayatımızın vazgeçilmezi olan bilgisayarın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda, Fransızlar Descartes ve Pascal&#8217;ı, Almanlar Leibniz&#8217;i, İngilizler Bacon&#8217;ı ileri sürerler. Oysa el-Cezeri, rakiplerinden tam 600 yıl önce sibernetiğin ilkelerini kullanan ilk kişiydi (1).</p>



<p>El-Cezeri adını Dicle Nehri’nin bir ada gibi çevrelediği Cizre’den almıştır. Kendisine Bedi’uz-zeman adı eşsiz bir mucit olduğu için denilmiştir. Ebu el-İzz (Morfolojinin Babası) ününü Türkçesi “Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar” kitabı ile almış, adı İsmail, baba adı ise Rezzaz’dır. Arapça, Türkçe, Farsça, Osmanlıca ve Latince bilen bir saray mühendisi olan ve Artuklu Sarayı’nda kesintisiz 25 yıl (1181-1206) görev yapmış olan Cezeri tüm ortaçağın en önemli mühendisi olarak kabul edilmektedir.</p>



<p>Makinelerinin önemli bir kısmını kısaca Kitab-ül Hiyel olarak bildiğimiz ve Artuklu hükümdarı Nasireddin Mahmud’un isteği üzerine yazdığı kitabında toplamış. Bu konudaki önemli kaynaklardan biri Durmuş Çalışkan’ın “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri” kitabıdır (2).</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="673" height="1024" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-673x1024.jpg" alt="" class="wp-image-16571" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-673x1024.jpg 673w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-197x300.jpg 197w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-768x1168.jpg 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-696x1059.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4-276x420.jpg 276w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image002-4.jpg 986w" sizes="auto, (max-width: 673px) 100vw, 673px" /></a></figure>



<p>Artuklu Sarayı onun döneminde daha kapısına hayranlık duyulacak şekilde insanları karşılıyormuş, denen o’dur ki bir şahaser olan kapıyı görmek için gezginler yol değiştirirmiş. Metal dökümü ve işleme tekniklerinin yanı sıra dörtlü kilit sistemi bugün için bile tam güvenlikli denecek olan bu kapı yaklaşık 4,5 m yüksekliğinde ve iki kanatlıdır. Üzeri İslam sanatının ünlü şekil ve altı köşeli yıldızları bezeli bu kapının üzerinde ayrıca kufi yazı tarzında bir kabartma da yer alır “Mülk, Vahid ve Kahhar olan Allah’ındır.”</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image003.png"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="958" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image003.png" alt="" class="wp-image-16566" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image003.png 640w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image003-200x300.png 200w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image003-281x420.png 281w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></figure>



<p><em><strong>Cezeri’nin içecek servis eden insansı robotu</strong></em></p>



<p>Tarihte ilk insansı robotu yapmış. Cezeri’nin robotlarına bakıldığında insana benzetme konusundaki özenini görüyorsunuz. Üstelik bu robotlar herhangi bir aksamdan bağımsız olarak ayakta kalabilen robotlarmış. “İçecek Sunan Çocuk” robotundaki amaç sohbet meclisinde konuklara belirli aralıklarla kadeh içinde içecek sunmakmış. Robotun sunacağı içecek önceden şapkasındaki gizli bir delikten hazneye doldurulurmuş ve haznedeki delikten yavaşça kefe mekanizmasına akarmış. Kefenin hacmi ise ancak kadehin içini dolduracak kadar olduğu için kadeh dolduğunda dolum işlemi de tamamlanmış olurmuş. Her 7,5 dakikada bir kadehin üstündeki balık şeklinde duran hazneden akan içecek kolu ağırlaştırır, kol böylece aşağı inermiş. Kadeh robotun elinden alınıp yeni kadeh konunca da süreç yeniden tekrarlanırmış.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004.png"><img loading="lazy" decoding="async" width="911" height="1024" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-911x1024.png" alt="" class="wp-image-16567" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-911x1024.png 911w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-267x300.png 267w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-768x864.png 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-696x783.png 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-1068x1201.png 1068w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004-374x420.png 374w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image004.png 1334w" sizes="auto, (max-width: 911px) 100vw, 911px" /></a></figure>



<p><em><strong>Cezeri’nin Nedim Robotu</strong></em></p>



<p>“Abdest Aldıran Çocuk”, “Nedim” (hizmetli) robotu ve daha nicelerini yapan Cezeri’ye ilk robot fikrini düşündüren sanırım şimdikiyle aynıydı; bizim yapacağımız işleri kolaylaştırmak veya işi yerimize yapacak icatlar geliştirmek. Onun bu makinelerin ileride hayatımızda alacağı boyutları hayal ettiğini ya da robotların dünyayı ele geçirebileceğine dair endişeleri olup olmadığını bilmiyoruz ama zamanının çok ötesinde olduğu kesin.</p>



<p>Bir diğer icadı “Su Saati” de çok ünlüdür. Aslında insan yaşamını düzenlemek için ezelden beri kendi uydurduğu bir zaman çizelgesine uymaya çalışır. 16. yüzyılda Avrupa tipi mekanik saatlerin icadına kadar da bu zaman takibini güneşin hareketi ile özdeş tuttukları bir hayat düzeniyle sağlıyorlardı. Cezeri’nin bugün bahsetmek istediğim ünlü Filli Su Saati bugün kullandığımıza çok yakın olan eşit saat sistemini baz aldığı bir düzenektir; her yarım saat başını ve aralardaki dakikaları gösterebilmektedir. Bu güzide eseri Hareket Kontrol Teknolojileri Merkezi (HKTM) harika bir iş yaparak tam 800 yıl sonra hayata geçirmiş. Heykeltraş İskender Giray’ın iki buçuk yıllık çalışmasının ardından Filli Su Saati yeniden yorumlanarak karşımızda izlenmeye ve büyülemeye hazır.</p>



<p>HKTM’nin Cezeri sayfasına mutlaka bakmanızı öneririm: <a rel="noreferrer noopener" href="https://cezeri.hktm.com.tr/" target="_blank"><strong>https://cezeri.hktm.com.tr/</strong></a></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image005-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="422" height="662" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image005-1.jpg" alt="" class="wp-image-16568" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image005-1.jpg 422w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image005-1-191x300.jpg 191w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image005-1-268x420.jpg 268w" sizes="auto, (max-width: 422px) 100vw, 422px" /></a></figure>



<p><em><strong>Cezeri’nin Filli Su Saati</strong></em></p>



<p>Size biraz bu saatin detaylarından bahsetmek istiyorum; bir filin sırtında kare biçiminde bir kürsü, kürsünün köşelerindeki sütunlar üzerinde bir hisar, hisarın üzerinde küçük bir kubbe ve kubbenin üstünde de bir kuş bulunur. Filin başının üstünde ise bir adam figürü balkonda oturmuştur ve adamın sağında ve solunda iki şahin, balkonun sütunları arasında uzanan ve üstünde iki yılan sarılı bir mil, kürsünün orta kısmında bir yarım küre ve üzerinde elinde kalem olan bir katibin oturduğu platform, bu platformun üzerinde 7,5 dereceye bölünmüş bir yay, filin boynuna oturmuş sağ elinde balta tutan bir de bakıcı vardır.</p>



<p>Katibin kalemi her yarım saatte 7,5 dereceye gelince kuş öter, deliklerden biri beyaza döner, balkonda oturan adam sağ tarafındaki şahinin gagasından elini kaldırır, sol elini ise sol taraftaki şahinin gagasının üstüne koyar. Sağdaki şahinin gagasından, sağdaki yılanın ağzına bir top düşer, yılan topu filin sağ omzundaki vazoya bırakır, filin seyisi balta ile filin başına vurur. Top bunun ardından filin göğsünden çıkar, karnında asılı bulunan bir çan üzerine düşerek ses çıkarır ve böylece yarım saatin geçtiğini bildirir.</p>



<p>Katibin kalemi derece işaretlerinin dışına gelip, aynı işlemler sol taraftaki şahin ve yılan için tekrarlandığında ise bir delik tamamen beyazla örtülür bu ise bir saat geçtiğinin göstergesidir.</p>



<p>Büyülü, detaylarıyla nasıl da ince işlenmiş, zamanı ve yaşamı adeta kutlayan bir saat olduğu kadar bir gösteri gibi… Mekanik saatlerin hassas yani dakikaları gösterebilir hale gelmesinin 16. Yüzyılda başladığı düşünülürse bu saatin önemini bir kere daha anlayabiliriz aslında.</p>



<p>HKTM ile işbirliği yapan İskender Giray’ın çalışmasının detaylarını aktardığı videoyu da yine öneririm: </p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="800 Yıl Sonra &quot;Bir Hayale Hareket Katmak&quot;" width="696" height="392" src="https://www.youtube.com/embed/8txOfO2ObRk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image006.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="504" height="282" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image006.jpg" alt="" class="wp-image-16569" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image006.jpg 504w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image006-300x168.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 504px) 100vw, 504px" /></a></figure>



<p><em><strong>İskender Giray’ın Filli Su Saati Yorumu. Fotoğraf&nbsp;</strong></em><a href="https://cezeri.hktm.com.tr/'den" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><em><strong>hktm sitesinden</strong></em></a><em><strong>&nbsp;alınmıştır.</strong></em></p>



<p>Özetlemek gerekirse; İskender Giray, bu heykeli yorumlarken orijinalinde bulunan insanları çıkarmış. Amaçları uluslararası ticareti simgeleyen bir iş yapmakmış. Anka kuşunu bizim coğrafyamızı temsilen konumlamışlar, Çin Ejderi de, yine ticari bir simge olarak orada bulunmuş. Fil konusunda ise Hint fili yerine Afrika filini tercih ederek; Afrika’nın sömürülmesini simgelemek ve ekonominin ülkelerin işbirliğini gerektirdiğini vurgulamak istemiş.&nbsp;Konumladığı hayvanların hepsinin savaşır pozisyonda olduğunu söyleyen Giray, günün sonunda hepsinin bir iş birliği içerisinde saatin döngüsünü tamamladığını ve tekrar savaşır pozisyonlarına döndüğünü söylüyor kendi yorumunda. Eserin orijinalindeki 30 dakikada bir olan döngüyü de 15 dakikaya çekmişler ve günümüzün zaman algısına da gönderme yapmışlar.</p>



<p>İskender Giray, aynı zamanda Afrika Filini seçmesinin sebebini dişleri nedeniyle avlanmaları ve soyunun tükenme noktasına geldiğini vurgulamak olduğunu da dile getiriyor. Bunu temsilen de filin ayağının altına bir dünyayı simgeleyen bir küre, kürenin önüne de dişleri çekilmiş bir heykel yerleştirmiş. Fil cesedini görmek içinse küreye yaklaşmak gerekiyor, böylece de yansımasını gören herkesi işin içine çekmiş oluyor.</p>



<p>Heykeltraş bir de kendi hayatından kesit eklemiş, eseri hazırlarken kendi kızı Güneş dünyaya gelmiş. Onun için de eserin çevresini saran ve kendisinin top asansörü dediği çeperde kuş ağzını her indirdiğinde bir güneş doğuruyor.</p>



<p>Çalışma prensibi ise 13. yüzyılla aynı; her 15 (o zaman 30’muş) dakikada bir su kabının batmasıyla tetikleniyor ve mekanizma başlıyor.</p>



<p>Üç tona yakın ağırlıkta, dört bine yakın parçadan oluşan incelikli bir iş çıkmış ortaya.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="942" height="522" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007.jpg" alt="" class="wp-image-16570" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007.jpg 942w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007-300x166.jpg 300w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007-768x426.jpg 768w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007-696x385.jpg 696w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/06/image007-758x420.jpg 758w" sizes="auto, (max-width: 942px) 100vw, 942px" /></a></figure>



<p><em><strong>Cezeri, Alfabedeki harflerin 12’sinin kullanılmasıyla açılabilen şifreli sandık kilidi. Kitab-ül Hiyel</strong></em></p>



<p>Cezeri’den ve onun dehasından bahsederken bir de şifre sistemlerinden bahsetmek istiyorum. Kilit sistemleri üzerine çalışan ve şifreli kilit sistemleri geliştiren Cezeri’den önce buna benzer bir sistem görülmediği biliniyor. Saray mühendisi olarak devletin gizliliği için yaptığı bu yenilikçi çalışma, ilk olmasının da ötesinde çok ileri düzey bir buluş aslında. Şöyle ki ürettiği sandığı açmak için 281 trilyon olasılık bulunmakta. Sandığın sağladığı güvenlik teknik olarak 48 bitlik güvenlikte, çok daha ileriki dönemlerde Almanların ünlü Enigma’sından bile bu yönüyle daha karmaşıktır. Hatta 2000li yıllara kadar bilgisayarlardaki algoritmik şifreler dahi 48 bitten daha ileri değildir.</p>



<p>Yaşamında buluşlar üreten özgün insanların hikayesi öğrenmeye ve anlatmaya değerdir. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışan ve yarın ölecekmiş gibi üreten insanlar beni çok etkiliyor.</p>



<p>Topraklarımızdan geçmiş kıymetli insanları tanımamız öğrenmemiz önemlidir. Umarım bu alim hepimize ilham olur.</p>



<p>Niye ortaçağdan sonra müslüman halkların yaşadığı toplumlarda bilimsel inkişaf durdu; bu bir muammadır. Bu konuda birçok görüş var; mesela Huff&#8217;a göre Ortaçağ zamanında İslam dünyasında bilim adamlarının faaliyetlerini destekleyecek sosyal ve hukukî kurumlar gelişmedi. Medreseler başlangıçta bazı bilim alanlarında (mesela tıpta) faaliyet gösteriyorlardı, ancak daha sonra buralarda fıkıh, tefsir, mantık, kelam ve benzer bilimler dışında eğitim yapılmaz hale geldi. Medreselerin eğitim sistemi kurumsal olmaktan daha çok münferit idi. Avrupa&#8217;da 12. yüzyıldan sonra üniversitelerin kendi usul ve kaidelerini tespit edip yine kendi müfredatlarını özerkçe belirleme ve uygulayabilmelerine karşılık, medreselerin eğitim programları umumen geleneksel ve tutucu bir şekilde eski ekolün sürdürülmesine dayanıyordu. Medreselerin hamisi vakıflar da “İslam dışı” sayılan bilimlere itibar etmediği için bir müddet sonra bilim çalışmaları sosyal ve hukuki destekten mahrum kaldı. Huff, Müslümanların parlak bir başlangıçtan sonra bilimsel çalışmalarını devam ettirememelerini ağırlıklı olarak sosyal kurumsallaşma ve hukuki özerklik alanındaki başarısızlıklarına dayandırmaktadır (3).</p>



<p>İkinci görüş ise Kocabaş’a ait. O da sosyal ve hukuki sebeplerin arkasında, 11. yüzyılda müslümanların temel kavramları anlayışında meydana gelen bozulmaların bu gelişmeye engel olduğunu söylüyor. Müslümanlar “‘akıl” ve “‘ilim” gibi Kuran&#8217;da geçen bazı kavramları yerinde kullanmamışlar, Kuran’daki anlamından uzaklaşmışlar. İslam düşünce tarihi içinde ciddi bir kavramsal bozulma ortaya çıkmış. Eğer Müslümanlar Kuran&#8217;da ifadesini bulan ve başlangıçta kazanmış oldukları temel kavramları, anlayışlarını terketmemiş olsalardı bilim alanındaki motivasyonlarını kaybetmeyecekler ve bu alandaki çalışmalarını devam ettirmelerini sağlayacak sosyal kurumlaşma ve hukuki düzenlemeleri de gerçekleştirebileceklerdi, diyor Kocabaş (4).</p>



<p>Tabi bunlar bu konudaki bir çok görüşten sadece ikisidir. Bu konuda daha çok görüşler var. Örneğin müslümanların Batı’nın taklitçisi haline gelip imanlarında ısrarcı olmadıkları için geri kaldıklarını&nbsp;söyleyen ve büyük etki yaratan&nbsp;<strong>İslamın Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti</strong>&nbsp;kitabının yazarı, Hintli islam alimi, En Nedvi’yi de anmakta fayda var (5). Bu kitabın ilk baskısı 1951de, daha sonra 8 edisyonu yapılmış. Kitapta müslümanlarin 600 yıl hamiliğini yapmış Türklerin de Jön Türk hareketi ile beraber bu gerilemede etkin rolü bulunduğu unutulmamalıdır, denmektedir. 1914 doğumlu En Nedvi, bir tebliğcidir ve ölmeden 1 yıl önce 1998de “<strong>Dünyâ Müslümânların çöküşüyle çok şey kaybetti. Bu meşhur kitabınızda ileri sürdüğünüz&nbsp;&nbsp;görüşlerle herkesçe ma’lûm birçok kuşak yetişti.. Kitabınızın üzerinden otuz yıldan daha fazla zaman geçtikten sonra durumu nasıl görüyorsunuz. Dünyâ Müslümânların çöküşüyle&nbsp;neleri kaybetti?” sorusu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir (6):</strong></p>



<p>“Doğrusunu söylemek gerekirse bütün kültürlü kimselerde hâkim olan fikir müslümânların sadece oyuncu olduğudur. Burada müslümanlarla istişare edilmeden onların görüşleri ve eğilimleri bilinmeden&nbsp;tamamlanan bir tiyatro var, uluslararası bir tiyatro, müslümanlar da orada kendi rollerini oyuncular gibi oynuyorlar. Ancak ben bu fikri değiştirdim. Tarihi değiştirdim. Belki de benim bu konuda, Allah’ın yardımıyla, biraz önceliğim oldu. Müslümanlar aktör değildir, aksine onlar etkendirler. Tiyatroyu şekillendirenler onlardır, bütün dünya tiyatrosunu şekillendirmeye güç yetirecekler de onlardır. Onlar bu tiyatroda satrançtaki bir taşı temsil edemezler. Aksine Müslümanlar hâdiseleri şekillendirdiler. Onlar şekillendiricidir, onlara şekil verilemez. Müslümanlar işte böyle olmalıdır. Ne zaman ki Müslümanların elinden önderlik ipi kayboldu, dünya başıboş kaldı. Toplumlar ve halklar çobansız bir sürüye dönüştü. Bu kitâb&nbsp;<strong>“İslamın Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti”&nbsp;</strong>işlevini başarıyla yerine getirdi. Eksikliği varsa da Müslümanı&nbsp;taklidçi, tabi&nbsp;olan iken etken olan, kalıba döken ve sonuçları değiştiren bir konuma getirdi. Yeni bir nesli müjdeledi. Müslümanlar insanlığın önderleri iken dünya doğru yoldaydı. Müslümanlar ne zaman önderlikden azledildiler, toplumlar çobansız bir sürüye dönüştü. Doğrusu Müslümanlar geri çekilmek, hezimet neticesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Şimdi elde ettikleri hürriyetten faydalanıyorlar. İlk vazife Müslümanların fikri seviyelerinin öğrencilikten, tabilikten ve kaybolmuşluktan önderliğe yükseltilmesidir.“</p>



<p>Kuşku yok ki En Nedvi kendi görüşlerini aktarmış ve nedenlemelerde bulunmuştur. Bunların derinlemesine çağlar boyunca yaşanan sosyal hadiseleri de gözönünde bulundurarak incelenmesi gerekir. En Nedvi’den sonra bu konuda daha birçok görüşe yer vermek mümkün, fakat eskiye öykünmeden islamın ilk indirilişi gibi devrimci ve yenilikçi, sosyal ve entelektüel bir yaklaşım daha göremedim. Ama günümüzde müslüman halkların yaşadığı ülkeler ya ekonomik olarak darda ya da gelir dağılımının bozukluğu yüzünden halkın fakirlik çektiği veya iç çekişme ve huzursuzlukların olduğu ya da bölgesel savaşlarla boğuşan endişe içinde yaşayan insanların memleketidir. Şu içinde bulunduğumuz covid19 salgınına karşı müslüman kimliği ile öne çıkan hiçbir ülkenin henüz aşı geliştirmediği de bir başka gerçektir. İbni Sina tüm dünyanın övünç kaynağı olsa bile bizim bir yerlerde hata yaptığımız kesin.</p>



<p><strong>Kaynak:</strong></p>



<p>(1)&nbsp;Çırak B. ve Yörük A. (2015) .Mekatronik Biliminin Öncüsü İsmail El-Cezeri, Siirt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 4.</p>



<p>(2) Çalışkan, D. (2019). Herkes için Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri, Babil Kitap.</p>



<p>(3) Huff, T.E. (1993). The Rise of Early Modern Science, Cambridge University Press, Cambridge.</p>



<p>(4) Kocabaş, Ş. (1996) İslam ve Bilim, Divan 1.</p>



<p>(5) En Nedvi E. H. (2017). Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti? Risale Yayınları s.256.</p>



<p>(6)&nbsp;Yusuf M.R.H ve Hazm, D.İ. (editörler) (2005). 20 İslâm Alimi ve Mütefekkiri İle Son Mülâkatlar&nbsp;1426 H./2005 M., 1.Baskı, sh.140-155 arası), (çeviri Hikmet Akpur)</p>



<figure class="wp-block-embed"><div class="wp-block-embed__wrapper">
https://www.academia.edu/9808060/Ebul_Hasen_en_Nedvi_%C4%B0le_Yap%C4%B1lan_Son_R%C3%B6portaj
</div></figure>



<p>LINKEDIN Murat ÜLKER 13.06.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/15/bin-yil-once-yasamis-bir-artuklu-sanatci-muhendis-cezeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji evde depolanacak, pazar 500 milyar doları aşacak</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/enerji-evde-depolanacak-pazar-500-milyar-dolari-asacak/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/enerji-evde-depolanacak-pazar-500-milyar-dolari-asacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 21:19:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16544</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada elektrikli araçların hızlı bir şekilde hayatımıza girmesiyle birlikte, son 3 yıldır pil teknolojileri ve pazarı katlanarak büyümeye başladı. 2021 yılı başı itibariyle dünya pil pazarı büyüklüğü 45 milyar doları [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyada elektrikli araçların hızlı bir şekilde hayatımıza girmesiyle birlikte, son 3 yıldır pil teknolojileri ve pazarı katlanarak büyümeye başladı. 2021 yılı başı itibariyle dünya pil pazarı büyüklüğü 45 milyar doları geçti. 2025 yılında pazar büyüklüğünün 100 milyar doları geçmesi bekleniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>ELEKTRİKLİ ARAÇ PAZARINDA BÜYÜME SÜRÜYOR</strong><strong></strong></h2>



<p>2020 yılı sonu itibariyle dünyada 78 milyon motorlu araç üretildi. Bunun yüzde 4,2’si elektrikli araçlardan oluşuyor. 2030 yılında dünyada satılan araçlarının yüzde 50’sinin elektrikli araçlardan oluşacağı bekleniyor. 2020 yılında Norveç’te satılan araçların yüzde 74,7’si elektrikli araçlardan oluşuyordu.</p>



<p>Avrupa pazarı hızla büyüyor. 2019 verileri ile kıyaslandığında, 2020’de Almanya’da elektrikli araç satışları bir önceki yıla göre yüzde 254 artışla 398 bini buldu. Birçok Avrupa ülkesinde 2020’de katlamalı artış görüyoruz. Avrupa’da geçtiğimiz yıl 1 milyonun üzerinde elektrikli araç satıldı. Almanya Çin’den sonra dünyada en büyük pazar haline geldi.</p>



<p>2020 yılı itibariyle dünyada yollardaki elektrikli araçların sayısı EV Volumes raporuna göre 10,8 milyonu geçti. 2019 yılında dünyada 2,26 milyon elektrikli araç satılmışken 2020’de bu rakam yüzde 43,3 artışla 3,24 milyonu geçti. Toplam araç satışları içinde elektrikli oranı globalde yüzde 4,2’de ulaştı. Bu oran, 2017’de yüzde 1,3, 2019’da yüzde 2,5 idi.</p>



<p>Morgan Stanley analizlerine göre 2021’de globaldeki elektrikli araç pazarının yüzde 50 büyümesi bekleniyor. 2030’da ise dünyada yollardaki araçlarda elektrikli oranının yüzde 31’i geçeceği öngörülüyor. Halen bu oran yüzde 0,48 civarındadır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>ALTERNATİF MALZEME KULLANIMI MALİYETLERİ AZALTACAK</strong><strong></strong></h2>



<p>Enerji depolama pazarı hızla büyüyor. Pil hücreleri daha büyük ölçeklerde üretildikçe mevcut lityum iyon pillerin maliyetlerinin yüzde 40 oranında düşebileceği değerlendiriliyor. Maliyetteki bu düşüş, alternatif hammadde ve ekipman maliyetlerindeki düşüş ve kobalt yerine yeni yüksek enerji yoğunluklu alternatif katotlar materyallerinin tercih edilmesiyle olacaktır. Ayrıca günümüzün lityum iyon pillerinde kullanılmayan katı elektrolitler gibi temel malzemeler için yeni tedarik zincirinin oluşturulduğu görülecektir.</p>



<p>Massachusetts Institute of Technology (MIT)’de yapılan bir araştırmaya göre; lityum-iyon pillerin, ilk defa ticarileştiği 1991 yılına göre bugünkü maliyetinde yüzde 97 azalma olduğu görülüyor. Hammadde, katot ve elektrolitlerdeki alternatif malzeme kullanımlarıyla maliyetlerdeki azalmanın devam etmesi bekleniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>EVLERDEKİ ISI POMPASI YERİNİ PİL TEKNOLOJİSİNE BIRAKIYOR</strong><strong></strong></h2>



<p>2021 başı itibariyle 45 milyar dolara gelen küresel enerji pazarının 2025’te 100 milyar doları geçeceği, kurulu gücün ise 230 GW’ı aşacağı bekleniyor. 2025 sonrası evlerde Powerwall benzeri pil sistemleri ve güneş enerji santrallerine entegre StoragePlant’ların yaygın kullanımın patlamasıyla birlikte pazarın 10 yıl içinde katlanarak büyümesi ve 2030’da 500 milyar doları geçmesi bekleniyor.</p>



<p>Halen sadece Tesla, 3 farklı Giga&nbsp;Factory’de yılda 35 GW’ın üzerinde pil ve batarya sistemleri üretiyor. Son 2 yıl içinde Tesla ABD’de 100 bin, Avustralya’da 50 binin üzerinde eve Powerwall enerji depolama sistemi kurulumu gerçekleştirdi. Powerwall’lar 11.5 kWh güç üretebiliyor. Yine Almanya’da son 3 yıl içinde 300 binin üzerinde eve enerji depolama sistemi kuruldu. Ortama kurulu güç 8,5 kWh civarında.</p>



<p>BVES-Energie Consulting raporuna göre 2020 yılında Almanlar evlerine kurdukları batarya sistemleri için 1,1 milyar Euro ödeme yaptılar. Almanya’da 2021 sonunda 445 bin ünitenin evlere kurulumunun yapılması ve 1,5 milyar Euro gelir üretilmesi öngörülüyor. Almanya’da 2020 yılı içinde kurulumu yapılan 120 bin yeni ısı pompasına yapılan ödeme ise 2,4 milyar Euro civarındaydı. Önümüzdeki 10 yıl içinde ısı pompası yatırımlarının hızla düşmesi ve yerini pil teknolojilerine bırakması bekleniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>TÜRKİYE’DE 1,5 MİLYON BATARYA VE GATEWAY İHTİYACI DOĞMASI BEKLENİYOR</strong><strong></strong></h2>



<p>4 kişinin aktif olarak yaşadığı, 150- 180 m2 bir villanın günlük ısıtma, soğutma, aydınlatma, buzdolabı, çamaşır makinesi, TV gibi ev cihazları ve günlük diğer ihtiyaçlar için bireylerin aktif bilgisayar ve TV kullanımları dahil olmak üzere ortalama tüketimi 3,5 kWh civarında gerçekleşecektir. 5-6 kWh maksimum kapasiteli, asgari 2,5 kWh beslemeli bir lityum-iyon batarya sistemi bu evin tüm ihtiyaçlarını dışarıdan ilave bir enerji kaynağına ihtiyaç duymadan karşılayabilmesine olanak sağlayacaktır. Bunu desteklemek için yaklaşık 20 m2 de güneş paneli ihtiyacı olacaktır.</p>



<p>5,5-6 kWh civarında enerji depolayabilecek bir ev tipi enerji depolama sistemi yaklaşık 400 silindirik pil hücresinden oluşacaktır.</p>



<p>2020 yılı verilerine göre Türkiye güneş enerjisi ile su ısıtmada dünyada Çin ve ABD’den sonra üçüncü sırada yer alıyor. 2020 yılında Türkiye’de 1,32 GWth (gigawatt-termal) güneşle su ısıtma sistemi kurulumu gerçekleşti. Önümüzdeki 20 yıl içinde Türkiye’de en az 1,5 milyon ev için muhtelif kapasitelerde enerji depolama sistemleri kurulumu yapılabileceği öngörülebilir. Bu da yaklaşık 600 milyon silindirik pil hücresi ve bunu destekleyecek 1,5 milyon batarya, inverter ve gateway sistemleri ihtiyacı doğacaktır.</p>



<p>Evlerde enerji depolama, lityum- iyon pil teknolojileri için yakın gelecekte en az elektrikli araçlar kadar önemli bir pazar yeri olacaktır.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>&nbsp;HAMMADDE DURUMU: LİTYUM VE KOBALT</strong><strong></strong></h2>



<p>Lityum-iyon pil hücresi üretiminde en önemli hammadde lityum ve yaygın olarak katot bileşen olarak kullanılan kobalttır. Küresel lityum rezervlerinin yüzde 66’sı tuzlu su rezervuarlarında bulunuyor. Günümüzde bilinen lityumlu tuzlu su rezervuarları ağırlıklı olarak Şili, Arjantin, Bolivya, Çin ve Tibet’te yer alıyor. Ülkemizde ekonomik değere sahip yeterli lityum kaynağı henüz tespit edilmedi. Ülkemizdeki bazı göllerde yapılan çalışmalarda lityum içeriğinin 40 ppm’i aşmadığı görülmüş olup, Tuz Gölü›nde 325 ppm lityum tespit edilmiştir. Ancak Tuz Gölü’nün magnezyum içeriği 38.000 ppm’dir. Yine yapılan çeşitli araştırmalar bor sahalarında killer içerisinde 2.000 ppm’e yaklaşan lityum içeriğini göstermiştir.</p>



<p>Dünya bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olan Türkiye’de bor yatakları belli oranlarda lityum içeriyor. Önümüzdeki yıllarda özellikle bor yataklarında yapılacak ileri çalışmaların Türkiye için fırsatlar yaratabileceği değerlendiriliyor.</p>



<p>Türkiye bor cevherini lityuma dönüştüren Eti Maden, Lityum Karbonat Üretim Tesisini 2020 yılı sonunda açtı. Rafine bor üretimi esnasında ortaya çıkan sıvı atıklardan lityum üretmesi planlanan pilot tesis, ilk etapta yıllık 10 tonluk üretim yapacak. Tam kapasiteyle devreye girdiği durumda tesisin, yıllık 600 tonluk bir üretim gerçekleştirerek Türkiye’nin lityum ihtiyacının en az yarısını karşılaması bekleniyor.</p>



<p>Geleceğin en önemli hammaddesi olan lityum konusunda Çin de boş durmuyor. Bir yandan dünyanın lityum yataklarının yarısına sahip olan Güney Amerika’daki lityum şirketlerini satın alırken bir yandan da lityum zengini ülkelerdeki şirketlerle Madencilik Şirketleri Birliği’ni kurarak bu piyasadaki pozisyonunu kuvvetlendiriyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>ENERJİ İHTİYACIYLA KOBALT İHTİYACI DA ARTIYOR</strong><strong></strong></h2>



<p>Yeni nesil lityum-ion bataryalarında tercih edilen katot element olarak dikkat çeken kobaltın önemi de her geçen gün artıyor. Kobaltın yüzde 98’i bakır ve nikel madenlerinde yan ürün olarak elde ediliyor. Eğer bakır ve nikel üretimi artış göstermezse, talebi karşılayacak yeterli kobalt bulmak da güçleşir.</p>



<p>Şubat 2016’da 21 bin 750 dolar olan madenin ton başına fiyatı, Mart 2021’de 95 bin 250 dolara&nbsp;ulaştı. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayar ve elektrikli arabalar gibi birçok teknoloji ürününü çalıştıran bataryaların ana maddelerinden kobaltın değeri her geçen gün yükseliyor.</p>



<p>Elektrikli araçlara küresel talebin artması, akıllı telefon üreten şirketlerin kobalta yatırım yapacağını açıklaması ve kobalt üretiminde başı çeken ülke olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yüksek vergiler beklentisiyle fiyatlar son iki yılda yüzde 334 arttı.</p>



<p>Dünyada kobalt çok nadir bulunuyor. Nikel elementi ise doğada kobalt ile beraber yer alıyor. Türkiye’nin bilinen nikel rezervleri toplamı 40 milyon ton.</p>



<p>Bugünkü mevcut ihtiyacın büyük bir kısmını Kongo’daki üretim günümüzde karşılıyor olsa da özellikle elektrikli araç teknolojilerine hızlı geçişin doğurduğu batarya üretim artışı ve temiz enerji ihtiyacı, yakın gelecekte kobalta duyulan gereksinimin artacağını gösteriyor. Bu bağlamda USGS raporlarında yerini stratejik mineral listesinden kritik mineraller arasına kaydıran kobalt için yeni kaynak arayışları hız kazanıyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>ENERJİ DEPOLAMA HER ALANDA ÖNEM KAZANACAK</strong><strong></strong></h2>



<p>Sonuç olarak; enerjinin depolanması konusu sadece elektrikli araçlar için değil, yenilenebilir enerji santrallerinde üretilen elektriğin daha sonra kullanılabilmesi için kitlesel olarak depolanması ve evlerde kendi kendine yeterli enerji depolanma sistemlerinin kurulması anlamında çok daha önem kazanacak.</p>



<p>Hammaddedeki dışa bağımlılık durumunun lityum tarafında, yurt içi üretimin yeni yatırımlarla zamanla artması ve eski pillerin geri dönüşümünden yeniden lityum üretimiyle önemli olanda giderilebileceği değerlendiriliyor. Katot malzeme olarak kullanılacak kobaltta ise dışa bağımlılık olmakla birlikte kobalta alternatif üretme konusunda dünyadaki çalışanların önümüzdeki yıllarda başarılı sonuçlar vermesi bekleniyor. Ön plana çıkan alternatif çözümler dikkat de çekiyor. Türkiye’de yayın olarak bulunan grafit maddesi anot tarafında etkili bir madde ve yüzde 100 yerli üretim mümkün görünüyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>TEKNOLOJİ GELİŞTİKÇE MALİYETLER DÜŞÜYOR</strong><strong></strong></h2>



<p>Bir elektrikli aracın maliyetinin yaklaşık yüzde 30-35’i batarya sistemleri ve pil maliyetinden oluşur. Yaklaşık 60 bin dolara satılan bir Tesla S’ın 85 kWh güç üreten motoru, 16 modülden ve içindeki 7.104 silindirik lityum iyon pil hücresinden oluşur. Yaklaşık 540 kg ağırlığındaki batarya, tüm sisteminin adeta kalbi gibidir. Pil teknolojileri hızla gelişiyor. 2010 yılında 1 kWh güç üretecek bataryanın maliyeti 1.100 dolar seviyesindeyken 2021 başında bu maliyet 137 dolara düştü. 2023 yılında 100 doların altına düşmesi bekleniyor.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>Doğru ve stratejik hamleler…</strong><strong></strong></h2>



<p>Teknolojik ve çevresel yönelimler dikkate alındığında, pil üretimi ve bunun için gerekli lityum, bağımsız bir sanayiye sahip olmak için elzem olan çok stratejik bir ürün olma yolunda hızla ilerliyor. Geçmişte petrolün ambargo ve arz/fiyatlandırma politikalarıyla stratejik bir silah olarak kullanılması gibi, gelecekte de otomobillerden otonom robot ve makinelere kadar birçok alanda kullanımı zorunlu olan lityum madeni benzer bir silah olarak pek tabii kullanılabilir. Bütün bu gelişmelere bakıldığında, Türkiye’nin doğru zamanda doğru yatırımları yapmış olduğunu görüyoruz. ASPİLSAN’ın Lityum-İyon pil fabrikası inşasına başlaması, ETİ Maden’in lityum çıkarmaya yönelik aksiyon alması çok stratejik hamleler olarak öne çıkıyor. Geleceğin en önemli pazarlarından birinde yer alma yarışına erkenden dahil olmak ve ileri teknoloji ürünlerini temiz ve sürdürülebilir bir şekilde üretme kapasitesi yaratmak, Türkiye’yi ileriye taşıyacak vizyoner hamlelerdir.</p>



<h2 class="wp-block-heading"><strong>AB 2017’DE HAREKETE GEÇTİ</strong><strong></strong></h2>



<p>Avrupa Birliği (AB) 2017 yılında Avrupa Pil İttifakı’nı (European Battery Alliance) kurmuştu. Bu ittifakın amacı, düşük emisyonlu hareketlilik sağlamanın yanı sıra, birliğin enerji depolama kapasitesini ve Avrupa’nın ekonomik stratejisi için çok önemli olan pil teknolojisi ve üretim kapasitesini artırmak olarak açıklandı. İttifakın kurulduğu 2017 yılında Avrupa’da neredeyse hiç pil hücresi üretimi yoktu ve AB’nin payı dünya pazarının yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmaktaydı; dolayısıyla yabancı tedarikçiye bağımlı bir AB resmi ortaya çıkmaktaydı. Avrupa Pil İttifakı 2025 yılına kadar AB’deki pil üretiminin iç talebi karşılamasını sağlamayı hedefl iyor. İttifak 440 aktörün endüstriyel katılımını ve yaklaşık 100 milyar Euro yatırım taahhüdünü şimdiye kadar sağlamış durumda. AB kıta içinde pil hücreleri için gerekli hammaddelerin işlenmesinden üretime ve geri dönüşüme kadar uzanan entegre bir değer zinciri oluşturmayı planlıyor ve bunun için 17 Mayıs 2018’de Bataryalar İçin Stratejik Eylem Planı’nı yayımladı.</p>



<p>DÜNYA&nbsp;<strong>Dr. Akın ARSLAN 05.06.2021</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/06/11/enerji-evde-depolanacak-pazar-500-milyar-dolari-asacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2021’de oyunun kurallını değiştirecek teknolojiler</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/2021de-oyunun-kurallini-degistirecek-teknolojiler/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/2021de-oyunun-kurallini-degistirecek-teknolojiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2021 14:48:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16329</guid>

					<description><![CDATA[Teknoloji artık insan hayatını kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp, iş yaparken veya gündelik hayatımızda yaşadığımız deneyimlerin geliştirilmesi açısından çok önemli bir rol alıyor. Eğitim, medya, gıda üretimi, yeşil enerji bazlı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Teknoloji artık insan hayatını kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp, iş yaparken veya gündelik hayatımızda yaşadığımız deneyimlerin geliştirilmesi açısından çok önemli bir rol alıyor.</p>



<p>Eğitim, medya, gıda üretimi, yeşil enerji bazlı çözümler vb. her alanda teknoloji artık yapay bazlı daha gelişmiş çözümler ile insan hayatını kolaylaştırıyor.</p>



<p>CB Insights yaptığı araştırmada 2021 de oyunun kurallını değiştirecek teknolojileri tanımlamış. Akıllı Eğitim sistemlerinin kullandığı kendisi öğrencinin öğrenme sistemini öğrenerek buna uyum sağlayan eğitim algoritmaları sayesinde öğrenme sürelerinin hızlanması neticesinde bu tarz yeni nesil eğitim sistemlerine olan bağlılığın artması bekleniyor. “Üçüncü Parti” çerezlerin yasaklanması ile yapay zeka kullanılarak içerik ve ilgi bazlı reklam ilanlarının planlaması, içerik yaratıcılar için UI ve UX deneyimini maksimize edecek platformların altyapı sağlayıcı teknolojilerinin gelişmesi, laboratuvar ortamında protein bazlı gıda üretimi, uzayda ARGE çalışmaları, 3D yazıcıları kullanarak yaşayan biyolojik organların üretilmesi, yapay zeka kullanılarak hasta ve yaşlıların bakım odaların hastaya özel duyarlı yaşam alanları olarak devriye alınması 2021’in en önemli teknolojik gelişmeleri arasında olması bekleniyor.</p>



<p>Bu konularda başlayan değişime 2021 yılında öncü olması beklenen Startup ve geleneksel şirketlere bu raporda yer verilmiş.</p>



<p>Özellikle ulaşım ve üretim sektörlerinde kullanılabilecek “Yeşil Hidrojen” üretimi konusunda Kanada menşeli Startup Ekona ile Amerikan Heliogen şirketlerine dikkat çekiyorlar. Ekona doğal gazdan depolanabilir hidrojen üretirken, Heliogen güneş enerjisinden hidrojen üretimi yapıyor.</p>



<p>Özellikle iş modelleri petrole dayanan BP’nin Almanya’da hidrojen enerjisi konusunda yatırımları ile Total’in Fransa’nın en büyük hidrojen üretim tesisini yapıyor olması, gelecekte gerek yakıt olarak gerekse üretim için hidrojen enerjisinin rolünün ne kadar önemli olacağı şimdiden belli oluyor.</p>



<p>Protein bazlı ürünlerin laboratuvar ortamında üretimi için yapılan yatırımlar neticesinde Perferct Day markalı girişim Amerika’da fermantasyon yaparak ineklere gerek kalmadan inek sütü üretimi konusunda çalışıyor. Myco Techology mantardan ürettiği proteinleri et ürünlerinden elde edilen proteinlere eş değer şekilde üretmek konusunda önemli bir aşamayı şimdiden kaydetmiş.</p>



<p>Varda markalı girişim yer çekimsiz ortamda daha az kaynakla fabrikasyon üretim konusunda bir model geliştirmek için yatırım yapıyor, NASA’nın uzayda ARGE çalışmasını desteklemek için Uluslararası Uzay İstasyonunu ticarileştirme çalışmaları hızla ilerliyor.</p>



<p>Bio-organ üretimi konusunda 3D yazıcıların gelişmesine paralel bağışıklık sistemi tarafından reddedilmeyecek organ üretimi konusunda önemli aşamalar kaydedileceği bir sene olması bekleniyor. Organ nakli konusunda bu gelişmelerin bir çığır açması bekleniyor. Bu konuda giren dikkat çeken girişimlerden Prellis Biologics insan dokusu üretme konusunda geliştirdiği teknoloji sayesinde bugüne kadar 10,8 milyon dolar yatırım almış bir diğer girişim şirketi olan 3DBio yapay uzuv nakli konusunda çalışıyor ve 28,5 milyon dolar yatırım almış.</p>



<p>AI bazlı eğitim sistemlerinde en büyük atılım tüm diğer sektörlerden farklı olarak Amerikan girişimlerinden gelmiyor. Bugüne kadar 44.9 Milyon dolar yatırım almış Çinli Squirrel AI Learning girişimi özellikle öğrencinin öğrenme alışkanlarına göre geliştirdiği kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri ile dikkat çekiyor. Kanadı bir girişim olan Riiid firması ise aldığı 81,9 milyon yatırımı özellikle mobile ve Internet üstünden öğrencileri SAT ve TOEFL gibi sınavlara hazırlamak için yapay zekânın eğitmen olduğu test sistemleri geliştirmeye kullanıyor. Forbes, yaptığı bir araştırmada Amerika’da yapay zekâ destekli eğitim alan öğrencilerin öğrenme hızlarının diğer öğrencilere göre dikkat çekici şekilde artığını açıklıyor. Uzaktan eğitim konusunun Pandemi süreci nedeni bir süre daha bu şekilde devam edeceğini öngördüğümüzde, bu tarz yapay zekâ bazlı eğitim sistemlerinin değişen eğitim sistemi açısından çok önemli olacağı kesin gözüküyor.</p>



<p>2021’e damgası vurması beklenen teknolojilerden üçüncü jenerasyon çerezlerin yerine gelecek yapay bazlı çözümlere, veri güvenliği teknolojilerine ve içerik yaratıcıların hayal ettiklerini çok daha kolay ve hızlı hayata geçirmelerini sağlayacak teknolojilerle ilgili konulara bir sonraki yazımda devam edeceğim.</p>



<p>Bizim çocukken filmlerde izlediğimiz teknolojiler yazılım ve yapay zekâ konusunda olan gelişmeler neticesinde film senaryosu olmaktan çıkıp hızla gerçek hayata uyarlanıyor. Ülke olarak sanayi devriminde kaçırdığımız fırsatları tekrar yaşamak istemiyorsak, yazılım ve yapay zekâ alanlarında başlamış olan çalışmaları her türlü kaynak ile destekleyerek hızlandırmamız gerekiyor. &nbsp;&nbsp;</p>



<h6 class="wp-block-heading">MİLLİYET    Tunç M. Berkman  06.04.2021       </h6>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/04/08/2021de-oyunun-kurallini-degistirecek-teknolojiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaşan Şahinler: Milli savaş uçağının ilk adımı</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/savasan-sahinler-milli-savas-ucaginin-ilk-adimi/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/savasan-sahinler-milli-savas-ucaginin-ilk-adimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 13:31:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16255</guid>

					<description><![CDATA[Bugün, montajının tamamı ülkemizde yapılan ilk F-16&#8217;nın Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilişinin 33. yıl dönümü&#8230; Türkiye&#8217;nin halen en vurucu gücü olan F-16&#8217;ların serüveni, Milli Muharip Uçak projesinin de en önemli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h5 class="wp-block-heading">Bugün, montajının tamamı ülkemizde yapılan ilk F-16&#8217;nın Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilişinin 33. yıl dönümü&#8230; Türkiye&#8217;nin halen en vurucu gücü olan F-16&#8217;ların serüveni, Milli Muharip Uçak projesinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor.</h5>



<p>Takvimler 11 Mart 1988’i gösterdiğinde Türk havacılığı için tarihi bir gün yaşanıyordu… Montajının tamamı Türkiye&#8217;de yapılan ilk F-16, Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi. Aradan geçen 33 yıl sadece F-16’lar ve ülkemizin savunma sanayii için değil, bugün gururla başarılarını dillendirdiğimiz kurumlarımız için de birer onur nişanesi oldu.</p>



<p>Peki Türkiye’nin F-16 serüveni nasıl gelişti, süreçte hangi zorluklar yaşandı, güncelleme kararları neye göre alındı ve belki de en önemlisi tüm bu aşamalar Milli Muharip Uçak projesine nasıl yansıdı?</p>



<p>İşte Türkiye’nin ‘Savaşan Şahinleri’ F-16’ların ülkemizdeki 33 yıllık gelişim süreci…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image002-6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="650" height="381" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image002-6.jpg" alt="" class="wp-image-16260" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image002-6.jpg 650w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image002-6-300x176.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></figure>



<p><strong>[F-16&#8217;nın ilk resmi uçuşu 1974&#8217;de gerçekleşti.]</strong></p>



<p><strong>İlk uçuş 1974 yılında yapıldı</strong></p>



<p>F-16 Fighting Falcon (Savaşan Şahin) çok amaçlı, tek jet motorlu savaş uçağı olarak biliniyor&#8230; ABD Hava Kuvvetleri için General Dynamics şirketi tarafından geliştirilen uçağın resmi olmayan ilk uçuş tarihi 20 Ocak 1974 olarak bilinirken, resmi olarak kabul edilen tarih 2 Şubat 1974 olarak kayda girdi… Envantere ilk girişi 17 Ağustos 1978 olan F-16’lar bugün dahi çok sayıda ülke tarafından kullanılıyor.</p>



<p>Geniş kullanım alanı ve olağanüstü manevra kabiliyetiyle o dönemde adeta ‘efsane’ olarak kabul edilen uçaklar ‘fiyat/performans’ oranında bugüne kadar üretilen en iyi uçar platformlardan biri olarak kabul ediliyor.</p>



<p><strong>Türkiye’nin 1980’lerdeki kritik seçimi</strong></p>



<p>Ülkemizin F-16 serüveni 1980’lerde başladı. O dönemde üç farklı savaş uçağını aktif olarak kullanan Ankara, elindeki F-5, F-100 ve F-104 modellerini dönemin gelişen teknolojisine uygun üretilmiş uçaklarla değiştirmek istedi.</p>



<p>Uzun süreli çalışmaların sonunda bu iş için oluşturulan heyetin elinde F-16 Fighting Falcon, F/A-18 Hornet ve F-20 Tigershark uçakları kalmıştı. Bugün dahi havacılık alanındaki uzmanların ‘Dönemin şartlarına göre en doğru seçim yapılmış’ diye nitelediği sürecin ardından nihai karar F-16’lar üzerinde verildi. Böylece Türkiye’nin F-16 serüveni net bir şekilde başladı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image003-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="640" height="412" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image003-4.jpg" alt="" class="wp-image-16259" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image003-4.jpg 640w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image003-4-300x193.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></a></figure>



<p><strong>[Türkiye&#8217;nin havacılık serüveni oldukça eskiye dayanıyor. 1925 yılında Kayseri&#8217;de kurulan fabrikadan bir fotoğraf&#8230;]</strong></p>



<p><strong>Projeye şehit pilotun ismi verildi</strong></p>



<p>16 Şubat 1983’te Tümgeneral Sadi Kaban, Albay Zübeyir Batur ve Binbaşı Okan Öncel&#8217;den oluşan ekip F-16, F-18 ve F-20&#8217;yi denemek üzere ABD&#8217;ye gitti. Tüm uçaklarla uçularak detaylı teknik rapor hazırlandı.</p>



<p>Yapılan çalışmalar, fiyat-performans değerleri, Türkiye’nin maddi imkanları gibi ana başlıklar etrafında şekillenen sürecin ardından ülkemizin toplam 160 adet F-16 almasına karar verildi.</p>



<p>17 Kasım 1983 günü kış şartlarında meydana gelen elim kazada pilotlardan Binbaşı Okan Öncel şehit oldu. Türkiye, bu olayın ardından F-16 ile ilgili proje sürecine ‘Öncel’ ismini verdi, ayrıca 143. F-16 Eğitim Filosu&#8217;nun ismi ‘Öncel’ oldu.</p>



<p><strong>Türkiye’de üretim şartı</strong></p>



<p>Sözleşmenin imza aşamasında Ankara’nın üzerinde ısrarla durduğu konu satın alınacak uçakların Türkiye’de üretilmesi şartı oldu. Bu vesileyle ülkenin öncelikle kaba montaj, ardından ince işçilik ve nihayetinde farklı teknolojilere erişimi/üretimi olan bir yapıya kavuşması istendi.</p>



<p>Bunun bir sonucu olarak Türkiye-ABD ortaklığı ile TAI ve TEİ firmaları kuruldu. TAI yapısal ve aviyonik aksamlardan, TEI ise motor üretiminden sorumlu oldu.<br>Bugün gelinen noktada sadece F-16 projelerinde yapılan çalışmalar temelinde kalmayıp, ülkemizin yerli/milli savunma sanayiinde kat ettiği yolda ‘Türkiye’de üretim şartının’ nasıl kritik bir rol oynadığı daha net görülüyor.</p>



<p><strong>İlk 8 uçak ABD’de üretildi</strong></p>



<p>1987 yılına gelindiğinde Türk Hava Kuvvetleri için ilk 8 uçak ABD’de üretildi ve ülkemize teslim edildi. Yine aynı tarihlerde hem TAI hem de TEI üretim/montaj çalışmalarına başladı.</p>



<p>İlk uçakların teslim alınmasının hemen ardından 11 Mart 1988’de TAI’de üretilen ilk F-16 test pilotu Şener Koltuk tarafından ilk kez uçuruldu. Türkiye, ‘Savaşan Şahinler’ ile yeni bir dönemin kapısını aralamış, çok hızlı bir şekilde ilerleyen üretim-montaj aşamalarının ardından F-16’lar envantere art arda alınmaya başlamıştı.</p>



<p>Türkiye ilk etapta toplam 44 adet Block 30 model F-16 uçağı envantere almayı başardı. Gelişen teknoloji ile F-16’lara da farklı özellikler gelirken, Ankara tüm bu süreci de yakından takip etti. İlk parti uçakların ardından Block 40’lar için adım atıldı ve 1994 yılına kadar süren üretim kapsamında, 44 adedi Block 30, 116 adedi Block 40 konfigürasyonunda toplam 152 adet F-16 TAI tarafından Türk Hava Kuvvetlerine teslim edilmiş oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="650" height="339" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-3.jpg" alt="" class="wp-image-16257" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-3.jpg 650w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image004-3-300x156.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></figure>



<p><strong>[F-16&#8217;lar Türkiye&#8217;nin terörle mücadelesinde kritik roller oynadı.]</strong></p>



<p><strong>Gövde üzerinde yüzde 80 yerlilik oranına ulaşıldı</strong></p>



<p>1991 Körfez Savaşı, NATO üyesi Türkiye’nin F-16 projesinde bir diğer dönüm noktası oldu. Bu sürecin ardından “Öncel II” isimli yeni bir F-16 projesi başlatıldı ve yeni nesil Block 50 konfigürasyonunda 80 adet F-16’nın daha TAI tesislerinde üretilmesi imza altına alındı.</p>



<p>Bu projede Türkiye, gövde üzerinde yüzde 80’lere varan yerlilik oranına sahip F-16’ları üretmeyi başarırken, 2000 yılında envantere giren son uçakla projenin 2&#8217;nci fazı da tamamlandı.</p>



<p><strong>‘Mükemmel’ sertifikasını almayı başardı</strong></p>



<p>Türkiye, bu süreçte sadece kendisi için F-16 üretmekle kalmadı. Mısır’ın ABD’den satın aldığı 46 adet F-16 uçağın üretimi de ülkemizde gerçekleşti.</p>



<p>Burada önemli bir detayın altını çizmekte fayda var… Türkiye 12 yıllık bir periyotta 46’sı Mısır için olmak üzere 278 adet F-16 savaş uçağı üretti. Bu uçaklardan 29’u ‘sıfır hatalı’ kabul edilirken, 3 tanesi ise ‘mükemmel’ olarak kayıt altına alındı.</p>



<p>Konuyu yakından takip eden havacılık araştırmacıları bu sürece dair, &#8220;Sıfır hatalı uçak; Türk Hava Kuvvetlerine yapılacak teslimlerden önce yapılan testlerde bir hata ile karşılaşılmaması ile elde edilen bir niteliktir. Mükemmel uçak ise hem TAI hem Türk Hava Kuvvetleri hem de ABD Hava Kuvvetleri’nin yaptığı test uçuşlarında en ufak bir hata içermeyen uçaklar için kullanılır” diyor.</p>



<p>Dünya üzerinde üretilen toplam 3 binden fazla F-16 savaş uçağının yalnızca 9’unun ‘mükemmel’ olarak kabul edildiği gerçeğinden yola çıkarak, Türkiye’nin F-16 üretiminde nasıl bir başarı grafiği elde ettiği daha net anlaşılabilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image005-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="650" height="389" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image005-2.jpg" alt="" class="wp-image-16258" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image005-2.jpg 650w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image005-2-300x180.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></figure>



<p><strong>[TEİ ve TAİ günümüzde uçak montaj konusunda dünyanın en iyilerinden biri kabul ediliyor.]</strong></p>



<p><strong>Türk Hava Kuvvetlerinin en büyük yükünü halen F-16’lar alıyor</strong></p>



<p>2006 yılına envanterinde 213 F-16 ile giren Türkiye hem kaza kırıma uğrayan savaş uçakları hem de çok hızlı bir şekilde gelişen teknoloji karşısında eskisi kadar iyi olmayan Block 30 ve Block 40 konfigürasyonundaki uçaklarını acilen yenilemek istedi.</p>



<p>Bu kapsamda 2007 yılında 30 adet F-16 alınması hususunda ilgili siparişler oluşturuldu ve bu uçakların Block 50+ konfigürasyonunda olması kararlaştırıldı. Eski versiyonlara göre her açıdan çok daha iyi olan bu yeni nesil F-16’ların daha uzun havada kalış süresine sahip olması da öne çıkan unsurlardan biri oldu.</p>



<p>Sipariş edilen uçaklar 2012-2013 yılları arasında Türkiye’ye teslim edildi. Proje kapsamında yine TAI son montaj işlemlerini ve test uçuşlarını gerçekleştirdi ve üretilen yeni nesil 30 F-16’nın 7 adedi ‘Mükemmel’, 19 adedi ise ‘Sıfır Hata’ etiketine sahip oldu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image006-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" width="650" height="366" src="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image006-1.jpg" alt="" class="wp-image-16261" srcset="https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image006-1.jpg 650w, https://haberbt.b-cdn.net/wp-content/uploads/2021/03/image006-1-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></a></figure>



<p><strong>[F-16&#8217;nın montaj ve kimi parça üretiminde elde edilen tecrübe, Milli Muharip Uçak Projesi için de oldukça değerli.]</strong></p>



<p><strong>Özgür projesi ile yeni bir dönem başladı</strong></p>



<p>Elindeki savaş uçaklarını en iyi şekilde kullanmak isteyen Türkiye, zamanın getirdiği değişimleri envanterindeki F-16’lara uygulamaktan geri kalmadı. Filodaki uçaklar sürekli güncellenirken, bir yandan da ‘Özgür’ ismiyle yeni bir modernizasyon projesi başlatıldı.</p>



<p>Hedefte bu kez gövde ömürlerinden ziyade uçakların bilgisayar sistemleri yer aldı. ASELSAN ve TAI’nin ortak çalışması ile sürdürülen proje kapsamında prototip uçak test uçuşlarını başarı ile gerçekleştirildi.</p>



<p>Türk Hava Kuvvetlerinin envanterinde 36 adet Block 30, 102 adet Block 40, 71 adet Block 50 ve 29 adet Block 50+ olmak üzere 238 adet F-16 savaş uçağı bulunduğu varsayılıyor.</p>



<p>Havacılık camiasındaki hemen her isim Türkiye’nin F-16 projesindeki yaklaşık 35 yıllık bilgi birikiminin yerli ve milli olarak geliştirilecek Milli Muharip Uçak (MMU) projesinin temelini oluşturduğu konusunda hemfikir.</p>



<p>Türkiye’nin 2030’lu yıllarda Milli Muharip Uçak TF-X’in envantere girmesiyle F-16’ların büyük çoğunluğunu emekli etmesi bekleniyor.</p>



<p><strong>Kaynaklar:</strong>&nbsp;TUSAŞ resmi sitesi, Wikipedia, General Dynamics web sitesi, Abdullah Bekçi&#8217;nin konuyla ilgili makalesi.<br>&nbsp;</p>



<p>TRT HABER Sertaç AKSAN&nbsp; 11.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/savasan-sahinler-milli-savas-ucaginin-ilk-adimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektrikli Araçlardan Dijital Araçlara</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/elektrikli-araclardan-dijital-araclara/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/elektrikli-araclardan-dijital-araclara/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 13:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Otomotiv]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16249</guid>

					<description><![CDATA[Büyük bir Yarış ya da Yıkıcı Bir Dönüşümün İçindeyiz İnsanoğlunun tekerleği icadı ile tarihin büyük çağlarından biri daha başlatılmış, ulaşım ve taşıma ihtiyacı için türlü türlü arabaların yapılabilmesinin de önü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Büyük bir Yarış ya da Yıkıcı Bir Dönüşümün İçindeyiz</strong></p>



<p><br>İnsanoğlunun tekerleği icadı ile tarihin büyük çağlarından biri daha başlatılmış, ulaşım ve taşıma ihtiyacı için türlü türlü arabaların yapılabilmesinin de önü açılmış oluyordu.</p>



<p>Araba ihtiyacı ya da tutkusu, Mısırlıların ve Hititlerin stratejik savaş aracı olarak kullanmasıyla da önemini tarihi kayıtlarda gözler önüne seriyordu. Romalıların daha sağlam ve tasarım dolu yol yapma sanatı ile ulaşım (altyapı) mühendisliğini ve yeni iş ve ticaret modellerini de beraberinde getirmek durumundaydı artık… tıpkı bugün olduğu gibi.</p>



<p>Köylülerden askerlere pek çok ihtiyaç sahibi için en önemli iş görme aracı olarak karşımıza çıkan tekerlekli arabalar bugünlerde yeniden bir devrim yaşıyor ve yaşatıyor. Buhar basıncının mekanik enerjiye dönüştürülmesi ile başlayan sanayi devriminin daha başlarında; buhar gücüyle çalışan arabalar denenmiş ancak çok hantal, gürültülü ve pahalı olmaları sebebiyle yagınlaşmamıştır.1880’li yıllarda Almanların içten yanmalı motorların arabalara takılmasını bulup patentlemeleri ile bugünkü arabalarımızın çağı başlamış oldu. Böylelikle “anaçatı (mainframe)” dev bilgisayarların ardından masaüstü “(PC) personel bilgisayarları”na benzer bir tabana yayılımın önü açılmış oluyordu.</p>



<p>O günden beri 150 yılı bulan motorlu araba tarihi boyunca çok büyük gelişmeler sağlanmış insanoğlunun ihtiyacını veya statüsünü temsil eden pek çok ürün ortaya konmuştur. Ülkeler büyüklüklerini araba satış miktarları ve güçlerini araba üretim miktarları ile simgeler hale gelmişlerdir.&nbsp;İlk zamanlarda pek çok güç kaynağı, özellikle benzin ve elektrik motorları ile araçlar yapılıyor ve satılıyor durumda iken; Amerika’daki petrol çılgınlığı, 1900’lü yıllarda yaygın olarak kullanılan elektrik motorlu araçların ölümüne sebep olup ortadan kaldırmışlar (1930’lar).</p>



<p>70’li yılların ortalarında petrol krizi ile elektrikli araçlara tekrar dönsek mi diye sorgulamalar başlamış, ancak çalışmalar ticari başarıya dönüşememiştir. Özellikle çevre kirliliği konusundaki bilincin attığı 80’li yıllarda otoriteler araba imalatçılarını daha çevreci araçlarla yönlendirme konusunda baskıları arttırmış, ancak büyük enerji devleri içten yanmalı motorlardan tamamen elektrikli motora geçiş projelerine baltalamış bu dönüşümü yavaşlatmışlardır. Fakat atmosferdeki ozon tabakasındaki incelme ve delinmenin tüm insanların dikkatini çekmeye başladığı 2000’li yıllarda, yenilenebilir enerjiler ve çok büyük atmosfer kirleticilerinden olan işten yanmalı motorlar dünyanın gündemine tekrar oturmuştur.</p>



<p>Dizel ve benzinli arabaların egzoz çıktılarındaki zararlı gazların miktarını azaltma yönündeki baskılar; otomotiv şirketlerinin işten yanmalı motorlara çok büyük ArGe yatırımları yapmasına sebep olmuştur. Maalesef egzoz emisyonu düşürme konusuna saplanıp kalan otomotiv sektörü, yeni girişimcileri ve devrimcileri biraz geç fark etmiştir. Yeni girişimcilerden özellikle Tesla ve Çin otomotiv sektörü Avrupa ve Amerika’daki işten yanmalı motorlu arabalarla yarışa girmek yerine, yepyeni bir alan açmaya başlamışlardır. 2010’lu yıllardan itibaren devletlerin çevreci araçlara sübvansiyonu ve birçok kullanıcının çevre bilinci sebebiyle elektrikli araçlar yaklaşık 100 yıl sonra tekrar yarışa girmiştir.</p>



<p><br><strong>Bu sefer kalıcı bir dönüşüm sürecine girmiş bulunuyoruz.</strong></p>



<p>80’li yıllarda başlayan bilgisayarları küçültme yarışıyla ortaya çıkan masaüstü ve laptop çözümleri yarışın hızlanması ile cebimize kadar girmiş, akıllı tablet ve telefonlarla sürekli yanımızda taşınacak halde; tüm iş ve eğlence süreçlerimize yayılmış bulunmaktadır.</p>



<p>90’lı yılların sonuna doğru internet 2000’li yıllarda cihazların birbirleriyle haberleşmeye başlaması 2010’lu yıllarda çok yüksek kapasiteli verilerin türetilmesi ve çok geniş bantta veri aktarımı imkanları 2020’de yapay zekaları tekrar gündemimize taşımışlardır.</p>



<p>Yarı iletkenlerin ve transistorların icadı ile başlayan, bilgiyi daha hızlı işleyen ve depolayan bilgisayarların önünü açmıştı. Bunların birbiriyle haberleşme ve devasa boyutta veri üreten bunları çok hızlı hatta sürekli öğrenerek analiz etmesi ne yorum yapabilmesi ve bunları ışık hızında yani bir saniyede aya gidecek hızla yapabilmesi otomatikleşmesi hatta tüm hareketlik yani mobilite dünyasını kasıp kavuruyor. Yepyeni bakış açıları senaryolar ve oyuncular çıkarıyor</p>



<p>Bu arada yeni nesil arabalar; ilk elektrikli araçların ana bileşenleri pil (akü, batarya), kablo, -demir, bakır ve mıknatıstan oluşan- elektrik motorundan çok daha öte ürünler haline gelmeye adeta yürüyen bilgisayarlara dönüşmeye başlamıştı. Her ne kadar pil ve motor paha da ve yükte ağır olsa da bilim, know-how, patentler ve üstünlük elektronik kartlar ve üzerlerindeki yazılımların eline geçmeye başlamıştı.</p>



<p>Eh artık bunlara da “Elektronik Arabalar” demek gerekiyordu.</p>



<p>Bugünün araçları da milyonlarca transistordan oluşan binlerce entegre devreye ve onların üzerinde ışık hızında koşan yazılımlara teslim edilmeye başlanmış. Temeli 0-1 “Var Yok” olan ikili sayı düzeninin dayanılmaz cazibesini ifade eden, 2020 yıllarının ana trendi “dijital sistemlerin” araçlara bulaşması hatta tümünü ele geçirmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.&nbsp;</p>



<p>Sadece veri alıp, işleyip, kumanda sinyaline çevirmesinin ötesinde bir kavram olan dijital dönüşüm; bizim tutkumuz olan araçlara da “dijital araçlar” dememize sebep olacak gibi görünüyor.</p>



<p>Saffet ÇAKMAK</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/15/elektrikli-araclardan-dijital-araclara/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka teknolojisinde öne çıkan son gelişmeler</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/11/yapay-zeka-teknolojisinde-one-cikan-son-gelismeler/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/11/yapay-zeka-teknolojisinde-one-cikan-son-gelismeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2021 09:58:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapay Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16216</guid>

					<description><![CDATA[En çok tartışılan ve merak edilen teknoloji trendlerinin başında gelen yapay zeka (artificial intel-ligence- AI) alanındaki güncel gelişmeleri Ocak ayında sizlerle paylaşmıştım. Dünyayı pek çok açıdan değiştirmekte olan bir bilim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>En çok tartışılan ve merak edilen teknoloji trendlerinin başında gelen yapay zeka (artificial intel-ligence- AI) alanındaki güncel gelişmeleri Ocak ayında sizlerle paylaşmıştım. Dünyayı pek çok açıdan değiştirmekte olan bir bilim dalı olan AI, sürekli büyüyor ve gelişiyor. Bununla birlikte, makinelerin insan zekasından çok daha üstün bir şekilde düşünce gerektiren işleri gerçekleştirmeye başlaması pek çok tartışmayı da gündeme taşıyor.</strong></p>



<p>Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında yer alan Stanford Üniversitesi de “İnsan Merkezli Yapay Zeka Merkezi” (Stanford Institute for Human-Centered Artificial Intelligence) adını verdiği birimi ile politikacılar, kanun koyucular, araştırmacılar, yöneticiler, gazeteciler ve kamuoyu için yapay zekanın karmaşık yapısı hakkında öngörüler geliştirmek ve tarafsız, objektif veri sağlamak üzere bir insiyatif oluşturdu. Bu merkez, periyodik olarak, yapay zekanın gelişimine ve statüsüne yönelik araştırmalarını paylaşıyor. Bu yazımda, Stanford AI Araştırması’nda öne çıkanları sizler için derledim.</p>



<p>Bir önceki araştırma olan 2019 raporunun öne çıkan sonuçlarından biri “AI’ın hızının Moore Yasası’nı geçmekte olduğuydu (Moore Yasası, işlemci hızlarının her 18 ayda bir iki katına çıktığını ortaya koyuyor, bu da uygulama geliştiricilerinin aynı donanım maliyeti ile uygulama performansında iki kat artış bekleyebileceği anlamına geliyor). AI’ın hesaplama gücü ise, geleneksel işlemcilerin gelişiminden çok daha hızlı bir ivmeyle artış gösteriyor. AI’ın hesaplama hızı her üç ayda bir iki katına çıkmış durumda…”&nbsp;</p>



<p>Bu yılki raporun en çarpıcı sonuçlarından olan; “yapay zekanın araştırma fazından hızla ve çok daha fazla, gerçek hayatta kullanılacak şekilde ticarileşmeye geçmesi” de bu gelişmelerin bir sonucu. Öte yandan, bu ticarileşme çabasının başarılı olması için gerekli olan veri setlerine bugün itibariyle tam anlamıyla sahip değiliz ya da nasıl erişeceğimizi bilmiyoruz…&nbsp;Yani yapay zekâ bir yandan sürekli gelişirken, bir yandan da daha fazla miktarda işlem gücü ve veri gerektiriyor. Bu durum da kısıtlı, ancak daha büyük oyuncuların eline daha fazla güç veriyor.&#8221;<br></p>



<p>AI’ın, beklenilenden çok daha hızlı bir şekilde, &#8220;gerçek hayatta istenildiği şekilde çalışmıyor&#8221;dan; “günlük hayatta kullanılmak üzere hazır” statüsüne geçmesi, ticari servislerin hızına yetişebilmek için araştırmacılar da dahil olmak üzere herkesin yarıştığı bir ekosistemi de ortaya çıkarıyor. AI’ın ticarileşmesini artıran bir konu da bu alanda donanımlı uzmanların ve akademisyenlerin çalışmalarını ticari kurumlarda devam etmeyi tercih etmeleri. Kuzey Amerika’da AI alanında Doktora programlarından mezun olanların %65’i akademide kalmaktansa özel sektöre geçiş yapıyor (2010’da bu oran %44’dü). Bu durum büyük şirketlerin hem yapay zekâ araştırmalarında hem de uygulamalarında oynadıkları artan rolün önemli bir işareti.</p>



<p>Bununla birlikte, yapay zekadaki en uç nokta, bu alanın kurucusu sayılan Alan Turing’in meşhur Turing testidir (Turing testi, bir insanın sorduğu bir soruya verilen yanıtın insan tarafından mı yoksa makine tarafından mı verildiğinin ayırt edilemediği durumu ifade etmekte). Bu testi geçtiğini iddia eden platformlar günbegün artış gösterirken, bu yılki Stanford raporunda yapay zeka sistemlerinin bazı spesifik uygulamalar doğrultusunda, artık metin, ses ve görüntüleri insanların çıktılar arasındaki farkı anlamakta zorlanacak kadar yüksek bir standartta oluşturabildiği belirtiliyor. Yani AI’ın geldiği nokta, doğal ile yapay arasındaki farkı neredeyse ayrıştırılamaz hale getirmiş olması. Diğer bir deyişle, Turing Testinin geçilmesine ramak kaldı… Öte yandan, bu gelişmenin kısıtlı uygulamalar için gerçekleştiğinin altını çizmekte yarar var (restoran siparişi, bilet alımı, araç çağırma, vb.)<br><br>Raporda bana göre öne çıkan diğer satırbaşları ise şöyle:</p>



<p>* AI şu anda neredeyse her iş ve sektör açısından oldukça önemli yer tutuyor; ancak salgın kaynaklı aşı, ilaç geliştirme çabası, özellikle 2020’de sağlık odaklı AI yatırımlarına hız kazandırdı. İlaç ve tıp endüstrisi, 2020&#8217;de yapay zeka yatırımlarından en büyük payı alarak (13,8 milyar dolardan fazla) 2019’a kıyasla 4,5 kat artış gösterdi. Sağlık alanına, bir sonraki yatırım odağı olan sürücüsüz araç kategorisinden neredeyse üç kat daha fazla yatırım yapıldı. Bir önceki raporda, sürücüsüz araçların diğer tüm AI uygulama alanlarından daha fazla yatırım aldığı belirtilmişti.</p>



<p>* AI odaklı toplam küresel yatırım 2020’de %40 artış gösterdi. Ancak artarda üçüncü yılda AI odaklı start-up’lara yapılan yatırım sayısında azalma gözleniyor. Bu da yatırımın, daha riskli sayılabilecek yeni kurulmuş şirketlere ya da niş alanlara yapılmaktansa, çalışmalar sonucu daha geniş kullanım sağlayabilecek oturmuş start-up’lara ya da şirketlere kaydığının bir işareti.</p>



<p>* Akademik dünya AI odaklı makalelerde dünya çapında halen en büyük kaynak olmaya devam ediyor. Bununla birlikte, kurumsal şirket odaklı araştırmalar artık ABD&#8217;deki tüm makalelerin neredeyse beşte birini temsil ediyor ve bu da onu ikinci en büyük kaynak yapıyor (toplam yayınların %19,2’si).</p>



<p>* Bir önceki raporda, Çin’in AI üzerine diğer ülkelere kıyasla daha fazla makale yayınlamayı başardığı belirtilmişti. Bu sene de Çin, bir adım ileri geçerek, AI odaklı araştırma atıflarında da Amerika’yı geçip birinci sıraya yerleşmeyi başardı. Bununla birlikte, ABD’deki AI alanında doktoralarını tamamlayan uzmanların çoğunluğu yurt dışından gelmiş olsa da işe girdiklerinde %80&#8217;den fazlası ABD’de kalmaya devam ediyor… Çin’in AI alanındaki gelişimi, Amerika’nın “Yapay Zekâ Ulusal Güvenlik Komisyonu”nun yakın geçmişte açıkladığı bir raporda da, “Çin, mevcut eğilimler değişmezse önümüzdeki on yılda yapay zeka konusunda Dünya lideri olarak ABD&#8217;yi geçme gücüne, yeteneğine ve hırsına sahip” şeklinde belirtiliyor. Bu örnek gibi, AI’ın pek çok ülke stratejilerine girdiğine de tanıklık etmekteyiz. Kanada, 2017&#8217;de dünyanın ilk ulusal yapay zekâ stratejisini yayınladığından bu yana, 30&#8217;dan fazla ülke, Aralık 2020 itibarıyla benzer stratejiler yayınladı (Ülkemizde de bu alanda önemli çalışmalar ve stratejiler oluşturulmaya ve ulusal stratejiler olarak paylaşılmaya başlandı).<br><br>* LinkedIn tarafından sağlanan verilere göre Brezilya, Hindistan, Kanada, Singapur ve Güney Afrika 2016&#8217;dan 2020&#8217;ye kadar en yüksek yapay zekâ işe alım seviyelerine ulaştı.</p>



<p>* AI alanında en temel tartışma konularından biri, AI’ın önyargılardan bağımsız bir şekilde geliştirilmesi. Ancak, bu seneki raporda da öne çıktığı üzere, AI’ı geliştiren uzmanlar arasındaki eşitsizlik, bu konudaki tartışmaları haklı kılıyor: 2020 Bilgisayar Araştırmaları Derneği anketine göre AI alanında doktora derecesi almaya hak kazanan kadınlar, toplam mezunların %18&#8217;ini oluşturdu. Amerika’da yapay zekâ alanında doktora çalışmalarına yeni başlayan araştırmacıların, %50’ye yakını beyazken, sadede %2,4’ünün siyahi; %3,2’sinin Hispanik olması da oldukça düşündürücü…</p>



<p>* Bir diğer önemli tartışma alanı olan AI etiği de bu seneki raporda etkisini gösterdi: AI etiğinin, en popüler AI haberleri arasında olduğu belirtilirken; Google’ın, AI etik araştırmacısı Timnit Gebru’yu işten çıkarması ve Avrupa Komisyonu, Birleşmiş Milletler ve Vatikan tarafından açıklanan etik odaklı inisiyatifler bu sene öne çıkan konular arasında gösterildi. Ancak, rapor, yapay zekâ etiği alanının büyürken, büyük şirketlerin ilgi seviyesinin hala &#8220;hayal kırıklığı yaratacak kadar küçük” olduğuna da işaret ediyor…</p>



<p>* Yapay zekanın oldukça önemli bir kolu olan ve son zamanlarda salgını kontrol altına almak ve sosyal mesafeyi korumak adına pek çok ülkede kullanılan yüz tanıma sistemlerinin de metalaştırıldığının altı çiziliyor. Bununla birlikte, bu tarz kullanımların kişisel verilere yönelik ortaya çıkardığı endişeler, teknolojinin regüle edilmesini de zorunlu kılıyor, ancak şu an için somut adımlar atılmış değil.</p>



<p>Yapay zekanın hala gidecek uzun yolu var; gerçek hayata geçerken yaşanılanlar, “teknolojinin yapabileceklerinden”, “ne yapması gerektiğine” doğru değişiyor. AI’ın her geçen gün daha da fazla hayatımıza etki edeceği bir dönemde, ülkemizde de bu alandaki çalışmaları stratejik bir şekilde ilerletmek ve her kesim açısından bu odağı sistematik bir şekilde takip etmek oldukça büyük önem arz ediyor.</p>



<p>HÜRRİYET Ergi ŞENER 09.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/11/yapay-zeka-teknolojisinde-one-cikan-son-gelismeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital ekonominin önemli cepheleri</title>
		<link>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/06/dijital-ekonominin-onemli-cepheleri/</link>
					<comments>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/06/dijital-ekonominin-onemli-cepheleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[editor]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2021 10:09:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[YAZI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberbilimteknoloji.com/?p=16200</guid>

					<description><![CDATA[Bugün büyük bir savaşın ortasındayız. Bugün büyük bir savaşın ortasındayız. Adı dijital ekonomi savaşı. Bu savaşın farklı cepheleri var. Yapay zeka bunlardan biri. Siber güvenlik bir diğeri. 5G bir diğeri. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.</strong></p>



<p>Bugün büyük bir savaşın ortasındayız.</p>



<p>Adı dijital ekonomi savaşı.</p>



<p>Bu savaşın farklı cepheleri var.</p>



<p>Yapay zeka bunlardan biri.</p>



<p>Siber güvenlik bir diğeri.</p>



<p>5G bir diğeri.</p>



<p>Bizim yaptıklarımız kadar, yavaş yavaş hız almaya çalışan yanı başımızdaki Avrupa’nın bu cephelere nasıl yaklaştığını ve savaştığını anlamamız da önemli.</p>



<p><strong>ABD’de borsasının yüzde 85’inin yüzde 28’i teknoloji şirketlerinden oluşuyor.</strong></p>



<p><strong>İngiltere’de bu sayı yüzde 1.</strong></p>



<p><strong>Fransa’da bu sayı yüzde 7.</strong></p>



<p><strong>Almanya’da bu sayı yüzde 13.</strong></p>



<p><strong>Türkiye’de bu sayı yüzde 5.</strong></p>



<p>Avrupa Macron’un bastırmasıyla derin teknolojide kalkınma mücadelesine başlamıştı.&nbsp;<em>Station F</em>’i bu köşede yazdık.</p>



<p>Bugün&nbsp;<em>Scale Up Europe</em>&nbsp;hareketi sadece Fransa’da değil, Almanya’da ve hatta İngiltere’de de yankılanıyor.</p>



<p>Sebep basit.</p>



<p><strong>2030 yılında yapay zekanın yaratacağı toplam değer 15.7 trilyon dolar.</strong></p>



<p><strong>2020 yılında Almanya’nın milli geliri 3.8 trilyon dolardı.</strong></p>



<p><strong>İngiltere’nin milli geliri 2.63 trilyon dolardı.</strong></p>



<p><strong>Fransa’nın milli geliri 2.55 trilyon dolardı.</strong></p>



<p><strong>Türkiye’nin 2020 milli gelirinin 700 ve 800 milyar dolar arasında olması bekleniyor.</strong></p>



<p>Öncelik hangi cephe?</p>



<p>İngiltere ve Fransa için öncelik yapay zeka, kuantum bilişimi, siber güvenlik ve biyoteknoloji.</p>



<p>Bu teknolojilerde başarı derin teknoloji yatırımları sayesinde mümkün olabilir.</p>



<p><strong>2015 ve 2018 yılları arasında derin teknoloji yatırımlarının yüzde 81’i Çin’den geldi.</strong></p>



<p><strong>Avrupa 2016 yılından bu yana 36 milyar dolarlık derin teknoloji yatırımı yaptı.</strong></p>



<p><strong>2019 yılında 10,2 milyar dolar. Salgınla geçen 2020 yılında 8,9 milyar dolar.</strong></p>



<p>Ve Avrupa son dönemde çok başarılı teknolojilere imza atmaya başladı.</p>



<p>Yapılan derin teknoloji yatırımları meyvelerini vermeye başlıyor.</p>



<p>Yapay zekâ konusunda İngiltere ABD ve Çin’e yaklaşıyor.</p>



<p>Blokzinciri konusunda bence dünyanın en inovatif şirketlerinden biri bir İngiliz yazılımcı olan Gavin Woods tarafından ortaya kondu.</p>



<p>Türkiye’nin dijital ekonomi cepheleri hangileri?</p>



<p>Bu cephelerde birlik ve beraberlik içinde hedefe yürümeyi başarabiliyor muyuz?</p>



<p>HÜRRİYET Şahver KAYA 05.03.2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberbilimteknoloji.com/2021/03/06/dijital-ekonominin-onemli-cepheleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin

Page Caching using Disk: Enhanced 
Content Delivery Network via haberbt.b-cdn.net
Minified using Disk

Served from: www.haberbilimteknoloji.com @ 2026-09-21 04:57:49 by W3 Total Cache
-->